Muriç, Muslera, Burak: “in” Yanal, Terim, Avcı: “out”

Tamam... Futbol futbolcularla, iyi futbol iyi futbolcularla oynanır! Lakin, öyle bir sezon yaşıyoruz ki, takımlar hocalarıyla değil futbolcularıyla anılır oldu.
Teknik direktörlere zimmetli sahadaki yetki ve sorumluluklar “resmen” devam etse de “isim hakkı” fiilen futbolculara geçti.
Özellikle “üç büyükler”...
Muriç’in Fenerbahçe’si...
Muslera’nın Galatasaray’ı...
Burak’ın Beşiktaş’ı artık.
Ersun Yanal, Fatih Terim, Abdullah Avcı, artık ikincil güçler! Yetkileri etkilerini aştı.
***
Fenerbahçe söz konusuysa, cümleye Muriç’e selam çakıp öyle başlanıyor mesela. Çünkü kazandıran o... Fenerbahçe kötü oynarken de yarıştan kopmasını engelleyen, onun performansı... Apaçık ortada, Ersun Yanal’ın futbol dehası değil.
Aklındaki futbol teorisini -uzunca bir süre unuttuktan sonra- ancak 14. Haftada pratiğe dökebilen “Ersun Yanal” şimdilik sadece ara başlık... Eleştiri varsa, “özne” olarak kullanılıyor.
***
Tıpkı Galatasaray’ı konu ederken “Fatih Terim takımı” yerine “kurtarıcı Muslera” ile başlandığı gibi...
Çünkü Fatih Terim “yok hükmünde” sezon başından beri. O gitmiş dublörü gelmiş sanki. Hayatında hiç yapmadığı şekilde futbolcularını taraftarın önüne atmak onda, Beşiktaş yenilgisi ardından “son şanslarıydı” dediği adamlara yeniden sarılmak onda, şanssızlığın arkasına sığınmak onda...
Boşuna demiş “Fatihler şansa inanmaz” diye Friedrich Nietzsche.
Galatasaray kazanırsa tespit belli; “kötü oynayarak” ve Muslera’nın ellerine muhtaç.
***
Beşiktaş’a gelince...
Son altı haftaya kadar “Sergen Yalçın” adı Abdullah Avcı’dan daha fazla anılmıştı Beşiktaş’la.
Sonunda Burak döndü de... Hiç olmazsa “Burak’ın takımı” oldu Beşiktaş. Biraz da Umut Nayir’ın tabi... Altı maçlık serinin başlangıcı bile Umut’la Galatasaray maçında...
Çünkü Avcı, Beşiktaş’ın büyüklüğüne pek ayak uyduramadı, sanki bir proje takımındaymış gibi aklındaki sistemi oturtmak için ilk sekiz haftayı hazırlık maçları gibi kullandı. Zor dayandı Beşiktaş. Neyse ki, “daha önemli işleri” vardı!
Şimdi galibiyet serisinin tapusunu Avcı’ya vermekte zorlanıyor insan. Umut’un söylediği gibi, “takım Avcı’nın direktiflerini yeni yeni anlamaya başladıysa” Beşiktaş’ı bugüne kadar sırtında taşıyan Avcı değil, başta Burak, sonra Umut.
O zaman kimin takımı oluyor Beşiktaş?
***
Hocaların hiçbiri hava atmasın... Havaları düşük çünkü.
Futbolda kazanılan da kaybedilen de “paradır” kulüp muhasebelerine göre... Hele üç büyüklerin meteliğe kurşun attığı şu günlerde.
Üç büyüklerin teknik direktörleri, Ersun Yanal, Fatih Terim ve Abdullah Avcı “şimdiden” yarım sezon borçlular kulüplerine.
Sezon sonu, ya ikisinin ya da hepsinin borcu öyle büyür, öyle ödenemez olur ki, “yapılandırma” isteyebilirler kulüpler gibi!

Bombanın üzerine kapanan Çebi
Sayın Ahmet Nur Çebi’nin Beşiktaş başkanı olmasını, sipere düşen el bombasının üzerine kapanan kahramanın fedakârlığına benzetiyor insan!
O kadar “kamikaze” işi yani.
Çebi, tecrübeli ve zeki biri... Mutlaka bilerek geldi...
Mutlaka bir çözüm de var aklında.
Bence “pek yakında”!..
Sayın Çebi mazbatayı aldığından beri Beşiktaş’taki ağır bilançonun ipuçlarını veriyordu ama Bilal Meşe ile yaptığı röpartajdan başlayıp, her fırsatta acı gerçeğin ayrıntılarına giriyor artık.
Bir öksürük, bir de yoksulluk gizli tutulamaz zaten... Anlaşılsın!
Gelirlerin hepsi temlikliymiş, kasaya metelik girmiyormuş.
Mevcut 16 milyon Euro açıkla Lisans Kurulu’ndan transfer izni çıkması, TFF’nin onaylaması hayalmiş.
Daha kötü günler kapıdaymış... Çünkü, kulüp borcunun değil faizinin bile ödenme şansı kalmamış.
Peki... Başkan felaketin ayrıntılarına girerken Beşiktaş takımının galibiyet serisinde “rekor denemelerine” girişmesine ne demeli?
Bu da işin püf noktası.
Çebi, usta bir yönetici olarak önce futbolcuların alacaklarını cebinden ödedi, ondan sonra sergiledi gerçekçi ama feci tabloyu... Yani sahadakiler tınmıyor bile. Maaşlarını alıp işlerine bakıyorlar.
Zaten sayın Çebi’nin mesajı başkalarına.
Kısa vadede tribünlere...
“Öyle Aboubakar’ı, Talisca’yı alma hayallerine kapılıp, takımda zor güç yaptığımız şu ayarı da bozmayın” diyor taraftara.
“Madem Beşiktaşlısınız, elimizde olanların motivasyonunu arttırmaya çalışın”...
Haklı.
İkinci mesaj, orta vadeli ve Genel Kurul’a...
Onlara da “hesap ortada, Beşiktaş bazı taşınmazlarını satmadan bu tükeniş sarmalından çıkamaz” mesajı veriyor kalem kalem.
Yine haklı...
Mesela Fulya!.. Neden olmasın; Real Madrid bile malı mülkü sattı kurtardı kendini.
Çebi’nin bu tarihi operasyonunu bekleyen engellere gelince...
Birinci tehlike, Genel Kurul’un mal sattırmak istememesidir ki, kulübüne aşık her insanın ilk ve doğal tepkisidir.
Ancak -muhtemelen başka birinin başkanlığında- daha zorluklarla, daha düşük paraya satılması mecburi gözüküyor hesap buysa...
İkinci tehlike, “hiç olmazsa ipotek ettirip kaynak yaratma” gibi cinliklerdir ki, ne borç biter ne mal kalır sonunda.
Umarım patlamaz Ahmet Nur Çebi’nin Beşiktaş’ı kurtarmak için üzerine kapandığı bomba.