Ercan Güven

Ercan Güven

eguven@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Hani “yenildi ama ezilmedi” diye boş bir avunma vardır ya… Gaziantep mağlubiyeti de Fenerbahçe için futbol bağlamında belki öyle ama kaybedilen üç umut puanı ve zamanlama açısından ezilmenin de ötesinde.
Oyunu kurtardı, sezonu Antep’te bıraktı Fenerbahçe.
Artık hayal bile kurdurmuyorlar Fenerbahçeliye!
Fenerbahçe bu sezon nadir bulunan “ne yaptığı belli olan” bir oyunla başladı maça. Topa hakim, önde ve temaslıydı. Rakibi ise hücumda agresif, savunmada disiplinliydi.
Doğal olarak keyifli başladı maç ve henüz 8. dakikada Gaziantepspor’un 45 metreden attığı zeka/beceri golüyle daha da keyifli hale geldi. Zaten beklentilerin uzağında kalan Gustavo’nun artık kredisini doldurtan pas hatasıydı sebep… Büyük takımların yediği gollerden örneklenen “çıkışta kaybedilen topu” önde bekleyen kalecinin arkasına şandelleyen Figueiredo idi.
Sahi, neden Sosa gibi bir oyun aklı yoktu orta sahada?
Fenerbahçe erken golle mağlup duruma düştüğünde hiçbir şey eksilmedi sahadaki isteğinden. Tersine, Gaziantep kalesini ablukaya aldı adeta. Rakibi önde karşıladı. Yüklendi, gedik aradı. Sahada pas yapan, topu kaptırdığında çok çabuk dönen bir Fenerbahçe vardı. Çünkü bireysel yetenekler devredeydi.
Pereira’nın hayal ettiği ama bir türlü gerçekleştiremediği futbol bu olmalıydı. Günahı da sevabı da futbolculara ait, yenilse bile fena oynamadığı ile avunulacak bir takım yani! Sahadaki oyun bu kadar bireylere bağlandığında “bireysel hatalara” da şaşırmayacaksın o zaman.
Fenerbahçe hakimiyetinde süren ilk yarıda gezerek oynayan Mesut ve Rossi çok iyi çalışsa da ev sahibinin kalesine göbekten ulaşamayan Fenerbahçe’nin kenarlarda adam eksilten futbolculara ihtiyacı vardı.
Ve o işi de Mesut Özil yüklendi 30. dakikada… Osayi’nin savunma arkası pasına soldan koştu, yetişti, kaleciye de feyk gösterip zarif bir vuruşla topu kaleye gönderdi futbol ustası.
Kim ne derse desin, her takıma lazımdı Mesut. Ve en başta Pereira’ya!
İlk yarı Gaziantepspor’un hücum görevini sadece “kontracı” Sagal’a bırakmayıp Fenerbahçe kalesine daha kalabalık inmesiyle bitti… İkinci yarı yine Fenerbahçe’nin kaldığı yerden baskısıyla başladı.
Ama riskli bir baskı. Önü kalabalık, arkası boş bir baskı.
O sırada Erol Bulut’a sorsalar, maçın 1-1 berabere bitmesine hemen razı olurdu belki de.
Ancak bu kez de penaltıyla ikinci golü yedi Fenerbahçe. Maçın başından beri “sertlik işini” biraz abartan Ferdi, Antep’in serbest vuruşu ardından ceza alanındaki karambolde rakibi indirince, maçın geriye kalan 40 dakikası daha baskılı ve daha az savunma gözeten bir futbol oynamak zorunda kaldı Fenerbahçe.
Maçın son yarım saatine girildiğinde bu sezon yine “nadir görülenlerden” bir hamle geldi Pereira’dan… Rossi ve Gustavo dışarı, takımı önde kalabalıklaştıracak Zajc ve Berisha sahaya… Altı dakika geçmeden Zajc’ın ayağından gelen harika beraberlik golü raslantı değildi.
Fenerbahçe önde üstün oynarken savunmayı iyice gözden çıkarmanın bedelini ödedi 73. dakikada.
Fenerbahçe’nin beraberlik golünden iki dakika önce kontratakta yüzde yüz gollük pozisyonuna Berke’nin engel olduğu Figueiredo, bu kez Kim Min Jea’nin hatasını affetmedi ve Antep 3-2 öne geçti.
Fenerbahçe’nin üç hatadan üç gol yediği ve yenildiği bu maç sezonun ilk haftalarında olsa, eksiğine, bireysel beceriye dayandığına bakılmaz; oynadığı pozitif futbol nedeniyle mazur görülebilirdi tabi… Ama bu saatten sonra, tam da Trabzonspor, Antalya’dan “yanıma gel” işareti yapmışken ve Beşiktaş derbisi kapıda beklerken tek önemli şey tabelaydı.
Geçtik geçmiş haftaları… Yanlış kurguları, yanlış tercihleri geçtik. Sistemden falan da vazgeçtik. Üç puan Milli Piyango bileti gibi bir şeydi. Verilmez mi Fenerbahçeliye?
Bu skorlarla ve bu skorlara her kim sebepse, onlarla olmuyor bu iş.