Işıl ışıldı Stefan Kuntz’un gözleri... Belli ki, “duraklama ile gerileme devri arasında bekleme yapan” A Milli Takımımızı uçuracak formülü bulmuş, bizlerle paylaşmak üzereydi.
Ve çok dayanamadı, basın toplantısının başında güm diye koydu önümüze:
“Milli Takıma yogayı getiriyoruz”!..
Hurraaa!..
Ya... İşte bize böyle süper projelerle gelin. Berrak zihinler esnek bedenler vaat edin. Geleceğe yatırım budur. Bravo Kuntz. Helal olsun Hamit Altıntop. Milat olur milat!
Senelerdir “Bizde ne eksik de un/şeker/yağ varken ağzımızın tadı yok” diye kafa patlatıyorduk; hiç aklımıza gelmemişti yoganın icat edildiği coğrafyanın futboluna bakıp feyz almak. Hindistan Milli Takımı niye buldozer gibi sanıyorsunuz? Çünkü her çocuk yogaya doğuyor, her genç az veya çok yogi oluyor oralarda...
Bizde yoga, müstehcen ihbarı yapılıp yasaklanmazsa hanımefendilerin terapisi sayılıyor. Biraz uğraştılar ama görev tanımlarını zorlama pahasına çareyi şıp diye buldu
Milli Takımımızın başındaki cevval futbol adamları. Yogayı sever ve aksatmadan hayatlarına sokarlarsa, her milli futbolcumuzun beden ve ruh sağlığı zirve yapacaktır... Bu böyle biline. Gerçi biraz zaman alır...
Avrupa Şampiyonası için işimize yaramayabilir... Ancak, milli futbolcularımızın sağlıklı bir emeklilik yaşayacakları garantidir!
Kuntz’daki vizyona bakın... “Bugünden 2026 için plan yapılmaz” diyor ama an itibarıyla millilerin orta ve ileri yaş sağlığı ile 2036 yılının Milli Takımı için projeler çatıyor bir yandan. Bilirim yogayı... Lise çağımda üçgen amut ve lotus oturuşunda az mesai harcamamıştım. Yine de Kuntz’un “gerçek fayda” diye işaret ettiği zihinsel huzur aşamasına çok vardı, iş ve öğrenimden fırsat olmadı. Elbette doping diye verilen şeker tabletinin zihni etkileyip performansı arttırması gibi plasebo etkisi olmuştur ama yogayı sağlığa çevirecek tek şey zamandı.
Yoga boş vakitlerde yapılacak bir hobi değildir. İlk etapta kasları biraz daha esnek hale getirir ama beyinsel faydaları yaşam şekli olursa gerçekleşir. Öyle Milli Takım kamplarında falan olmaz. Yoganın jargonunu öğrenmeye bile yetmez o süreler.
Madem fantezi peşinde Milli Takım’ın patronları -ki, gerçekten Milli Takım bir kulüp, Hamit Altıntop kulübün sahibi başkan, Kuntz başkan tarafından tayin edilen emir komuta zincirinin bir parçası gibidir ve sistem, forma adaletini eğip bükecek kadar fena halde özerk hale gelmiştir- Japonların geleneksel Sumo güreşini de es geçmesinler! Denge ve güç sporu Sumo sayesinde futbolcularımızın ikili mücadelelerde ayakta kalma oranı artabilir pekala. Bırakın  bu işleri lütfen... Sayın Kuntz ve onun patronu Sayın Altıntop... Artık hanginiz karar veriyorsa; sizin göreviniz en formdaki TC vatandaşı futbolcularımızı Milli Takıma monte etmek, oyun planları ile onların yetenekleri arasında bağlar kurmak ve günün sonunda kazanmaktır.  Tabi bir de üzerindeki Ay-Yıldız nedeniyle doğal olarak yüreğimizin bir kısmını parsellemiş Milli Takımımıza yüreğimizde yeni hücreler kazandırmak, onu güncel/sevimli/başarılı kılmaktır.
İrfan Can ve Mert Hakan’ın kampa davet edilmemesi dışında ne konuşuldu milli maç arifesinde kamuoyunda? Kim heyecanlanıyor, gün sayıyor, tahminde bulunuyor üç gün sonra oynanacak milli maça ilişkin? Hangi çocuk, babasının başının etini yiyor tribünde olmak için?
Gölgedeki Milli Takım’ı gündeme taşımanız lazım... Görevinizi yapın.