Yöneticinin iyisi “korona”da belli olur!

Bir kere adını koyalım!.. Bilen var mı Covit-19’un yeryüzünden ne zaman kalkacağını, salgının nasıl duracağını veya aşısının, ilacının hangi yıl bulunacağını?
Hayır. Sadece kıyasıya mücadele dua ve temenni.
“Çin’de ligler başlıyor bile”!..
Valla siz Çin’e bakmayın… Orası enteresan bir ülke. Bir zamanlar atletizmdeki tüm dünya rekorlarını katlayan Çinli sporcu haberleri resmi devlet ajanslarından verilir ama Dünya gülüp geçerdi.
2020’nin ilk günlerinde Covit-19 salgınını açıklayan doktorlar ortadan yok oldu Çin’de! Şimdi danslı çekimlerle “mutlu son” ilan ediyorlar. Ama danslar tulumlu maskeli.
“Çin’de futbol bile başlıyor” haberi gelmişse, işin ekonomik ve siyasal boyutları vardır veya kuvvetle muhtemeldir. Maksat “rejimin” ve “çin teknolojisinin” ne kadar güçlü olduğunu göstermek olabilir.
Mesele, “Dünya liderlik tacının” ABD’den alınıp Çin’e takılması hadisesi. Büyük imajın “kendi küçük etkisi büyük” bir zerresidir futbol.
Çin kurtulduysa, onlara geçmiş olsun. Tebrikler… Lakin Avrupa ve biz tam göbeğindeyiz felaketin. Ve bu virüsün ilacı ya da aşısı bulunana kadar kabusu iliklerimize kadar yaşayacağız virüs bulaşmazsa.
Bir gün atlatırız tabi… Fakat önemli nokta; bittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Futbol da öyle…
Kulüplerimiz de…
Yani, asli görevi sportif ve mali başarı kovalamak, kulüplerinin çıkarlarını korumak, geleceğini kurmak olan, bu vaatlerle seçilen “Kulüp Başkanlarının/Yönetim Kurullarının” iki önemli görevi var şu anda.
Birincisi, bugünkü bunalımı yönetmek.
İkincisi, “çok farklı” gelecek için strateji üretmek.
Merak etmesinler, Avrupa’daki kimi kulüp başkanları gibi “salgınla mücadeleye” milyonlarca Euro’luk destek falan istemiyoruz onlardan. Merhem olsa kulüplerine sürerler!
Sadece vizyon, mesai, moral, umut bekliyoruz.
Korona kaosunu hakkıyla yönetebildiğini söylemek mümkün müdür değerli kulüplerimizin çok değerli yönetimlerinin?
Hayır…
Tamamen “edilgen” durumdalar… Tek yaptıkları “emir” bekleyip boyun eğmek. Ne ufuk açıcı bir fikir çıkıyor bir tanesinden, ne öneri.
Çünkü bagajları “eski hesaplar” ile dolu ve bir araya gelemiyorlar. Felakette rekabet olur mu?
“Bir araya gelmek” dediysek, illa fiziksel olmasına gerek yok şu salgın günlerinde. Geçerler bilgisayar başına, video konferans ile saatlerce hesap kitap yaparlar, salgın bittiğinde “nasıl ayakta kalabiliriz” diye. Her hafta, belki haftada iki kere. Toplarlar raporlarını yine elektronik ortamda gereken makamlara sunarlar. Halka açıklarlar.

Ama “birlikte”!
Tıpkı, vergi indirimi, stopaj iskontosu falan talep etmek için kol kola Ankara’ya gittikleri gibi.
Korona’dan önce tükenmiş, Bankalar Birliği yapılandırması ile iki-üç yıl kazanmış, onun da en azından ilk yılını Korona harcamış ve salgından sonra yaşaması imkansız görünen kulüplere yol haritası çizmeleri gerek.
Hep birlikte.
Bir iki tanesi kurtulsa ne olacak çünkü.
Kurtulmak için sadece Devlet desteği, sübvansiyon, tahsis, indirim, kolaylık falan yetmez…
Yeni gelecekte ayakta durabilmek için ilk ve olmazsa olmaz şart “futbolsever” denilen ve kulüplerin hayat damarı olan kitlenin “ilgisini/sevgisini” yitirmemek.
Yöneticilerimizin belki de birinci görevinden daha önemli bu ikinci görevleri ve yine yaptıkları hiçbir şey yok ortada.
Sayın Ali Koç kayıp… Sayın Mustafa Cengiz de öyle. Muhtemelen son Galatasaray maçını seyircili oynamak istediği unutulsun diye bekliyor. Sayın Ahmet Nur Çebi’nin “eski yöneticilerin verdiği zarar yanında Korona’nın zararı ne ki” mealindeki açıklamaları ise gömleğini yırtıp “gel bir de sen vur” diyen arabesk kahraman kıvamında. Ahmet Ağaoğlu maskesiyle kaldı hafızalarda.
Oysa her gün kameralar önünde olmalı başkanlar. En azından eskisinden daha çok çıkmalılar toplum karşısına. Öyle “ellerinizi yıkayın, sokağa çıkmayın” nasihatleriyle değil. O bilgiyi tıp uzmanları veriyor… Başkanlar, taraftara gelecek vizyonlarını, “post Korona dünyasında” neler yapacaklarını, hatta camialar arasındaki dostlukları anlatarak hem futbolu unutturmamaya, hem taraftarlık ateşini sıcak tutmaya hem de moral vermeye çalışmalılar.
Medyayı haberle beslemeleri lazım. Çok lazım olacak bu medya onlara.
Kulüpler aynen… FİFA arşivini açıyor mesela dünyaya. Unutulmayan eski maçlar izlensin, salgın sonrası futbol sevgisi diri kalsın diye. Bizde boş antrenman sahasından başka görüntü yok. Bir de evde tuvalet kağıdı rulosu sektiren futbolcu klibi!
Galatasaray “takım olgusunu” kaybetmemek için futbolcular arasında internet üzerinden sohbetler düzenliyormuş periyodik olarak. Peki futbolseverlerin “taraftarlık olgusunu” kaybetmemesi için bir proje var mı?
Yönetilemeyen kriz yönetilemeyecek kriz sonrasının belgesi.

Bizim yıldızlar nerede?
Kimi mecburiyetten, kimi gönülden ama yeryüzündeki her birey “özveri” içinde bugün.
En büyük özveri de bir zamanlar bu dünyanın kaymağını yiyenlere düşüyor!
Futbolcular ilk sıralarda…
Bırakın milyonlarca dolar maaşı, bir maçtan yirmi-otuz işçinin aylık ücreti kadar galibiyet primi alarak çıkan futbolcuların hem mali durumları yeterli fedakârlığa, hem de milyonların sevdiği adamlar olarak imajları.
Örnekleri var… Roma takımı 340 bin Euro toplamış ve salgınla mücadele için yetkililere teslim etmiş. Mönchengladbach futbolcuları alacaklarından feragat etmiş. Yıldız futbolcular vakıf kuruyorlar Korona ile mücadele için. Bazı Fransız kulüplerinde maaşlar askıya alındı, çıtı çıkmadı kimsenin. Bizim futbolcular ya çok titiz ve yaptıkları yardımların duyulmasını istemiyorlar, ya da hasis.
Açıkça söylüyorum…
Pinti olanlar ellerini cüzdanlarına atmasınlar ama hiç olmazsa evine tıkılmış bu halka karşı borçlarını “biraz gülümseterek, biraz oyalayarak” ödesinler şu gönüllü zindan günlerinde.
Hiç merak etmesinler… Yine kendilerine döner yol-su-elektrik olarak. Onların dudak uçuklatacak maaşlarının kaynağı, şu anda ev hapsindeki insanların sevgisi ilgisi. Biterse ne futbol kalır ne milyonlar!
Peki ne yapabilir futbolcular?
Valla mutfağa girip spagetti pişirirken görüntüleri bile yeter hani. Ben olsam çocuklara masal okur kaydeder servis ederdim mesela. Sonra anılar… Maç anıları. Deplasman anıları. İlk maçlar. Gençlikteki kariyer hayalleri. Sohbet gibi. Kitap tavsiyeleri, film tavsiyeleri, yorumları, felsefe, tarih Vs…
Her futbolcu kendi mevkisinin özelliklerini, gereklerini, en çok yapılan hataları anlatabilir mesela diğer konularda zayıfsa.
Konuşsunlar, kaydetsinler, yayınlasınlar.
Hem “habersiz” spor medyasını yaşatsınlar hem de futbolun yakın geleceğine katkı yapsınlar.
“Ellerinizi yıkayın” demesinler yeter.

Denizdeki balığın pazarlığı
Efsane o ki, ülkemiz ligleri 17 veya 30 Nisan’da başlayabilir, ya hızlandırılarak oynanıp bitirilir ya da play off ile şampiyon ve düşen takımlar belirlenebilirmiş!
Üç bilinmeyenli denklemi, hiç ipucu olmadan çözmek girişimi sanki.
Yahu Covit-19 ile iletişim içinde misin ki, ne zaman piyasadan çekileceğini çıtlattı sana?
Ben size söyleyeyim futbolun santra noktasına geleceği tarihi:
İtalya’dan iki hafta sonra!
Hadi bilemediniz, Fransa’dan iki hafta sonra.
Kendi üzerimizden konuşmak kimilerinin tepkisini çekiyor doğal olarak… İtalya’da futbol yasağı ne zaman kalkar bilen var mı? Büyük bir olasılıkla Çizme’de bu sezon çoktan kapandı. Fransa’da da öyle.
Japonya ligden düşmeyi iptal etti bile.
Avrupa sınırları kapatmış, “Mayıs’ta belki açılır” diyor.
Yani, hayal kurmayı bırakalım. Fırsattan istifade bu sezonun şampiyonunu ilan etmek için uğraşmaktan da vazgeçelim. İsterseniz tümüne şampiyonluk kupası verilsin Süper Lig’in. Salgın bitsin, tüm kulüpler şampiyonluk parası alsın; helal olsun. Yeter ki Korona’dan kurtulalım.
Ekonomi batmadan, onbinler ölmeden atlatalım şu mereti, siz ona odaklanın.
Sonra şempiyonluğun da, kulüplerin de futbolun da çaresini buluruz.