Mehmet Demirkol

Mehmet Demirkol

mdemirkol@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Schuster’inki bir bahane bulmak mı? Öyle duruyor. 1960 model herhangi bir şeyi geçemiyor, yenemiyorsan, asıl vahim olan senin durumundur.
Schuster çabuk yılmış, sinirlenmiş hemen kaybetmiş gibi mi gözüküyor? Öyle gibi... Rijkaard ya da Del Bosque daha inatçıydı. Başaramasalar da kişilik olarak ayakta kalabildiler!
Yani bu tespitinin üzerine Schuster’i istediğiniz gibi eleştirebilir, ona ne istiyorsanız söyleyebilirsiniz.
Peki söylediğinin özünün toptan yanlış olduğunu iddia edebilir misiniz?
“Hayır yanılıyorsun, biz çağdaş seviyedeyiz. Dünyanın önde gelen futbol ülkelerinden biriyiz” diyebilir misiniz?
Hemen naklen yayınlardan elde edilen gelire bakmayın. Ölçü olmaz. Balondur. Türk halkı kazıklanmaktadır. Avrupa lig maçları için kişi başına en yüksek faturayı biz ödüyoruz. Ve karşılığı ne?
Avrupa’da 500 bin euro etmeyen oyunculara 10 milyon bonservis veren kulüpler. Dünyada kimsenin umurunda olmayan, yayınlamadığı derbiler.
Schuster özünde haklıdır.
Evet dökülüyoruz! Evet eskiyiz. Evet başarılı değiliz.
Zaten bu tartışmadaki asıl mesele, bizim futbolumuzun seviyesi değil.
Burada tartışmanın merkezi, yabancıların bizimle ilgili eleştirilerine ne kadar tahammülümüzün olduğu.
Biz de biraz futbol var. Ama eleştiriye tahammül hiç yok.



Her şeyin bittiği gün

1960

Toplam maliyeti 14 milyon euro olan bir oyuncu. Schalke istiyor. Siz alıyorsunuz. Bundesliga’nın en iyilerinden biri. Bir 10 numara.
Geliyor ve 2 ay sonra kadro dışı kalıyor.
Bir kavgaya karışmışlığı yok. Bir sorun çıkarmışlığı yok. Sadece iyi oynamıyor. Bildiğimiz bu.
Ve 2 ay sonra kadro dışı kalıyor. Neden? Bir cevap yok.
Takım çok iyi de o mu kötü? Hayır! Sakatım deyip antrenmana mı çıkmıyor? Hayır.
Bir terbiyesizliği mi var? Hayır.
Peki neden kadro dışı? 2 ayda hem de...
Misimoviç’in kadro dışı kaldığı gün, Polat yönetiminin futbol aklının görevden ayrılması gereken gündür. 2 ay içinde tüm dünyanın tandığı bir oyuncu dışarıda kalıyorsa:
-Ya bilinmeyen, ıskalanan bir sakatlığı hastalığı vardır.
-Ya bilinmeyen sonradan ortaya çıkan bir disiplin sorunu.
Bunlar varsa da yoksa Galatasaray’ın futbol aklı iyi çalışmıyor demektir.
Bunca transfer içinden sadece Pino sahada işini icra ediyorsa ve Misimoviç gibi marka dışarıda kalıyorsa, ya Sezgin, ya Hagi beceriksizdir.
Bunca yönetici oyuncu ve teknik adam ardı ardına bunca hata yapıyorsa bunun sorumlusu da Polat yönetimidir.
Misimoviç’in kadro dışı kaldığı gün, Polat yönetimin bittiği gündür....


Sigara yasağı
Sokakta sigara içmek serbest mi? Evet. Okulun bahçesinde değilse de kapısında? Sokaklara taşmış kafelerde? Evet. Asıl önemlisi evde? Tamamen anne babanın inisiyatifinde, değil mi?
Barda, restoranttaki durumu geçiniz. Bildiğin komedi. Giden biliyor, anlatmaya gerek yok.
Peki TV’de durum ne? 30-40 yıllık bir sanat eseri oynuyor. Gecenin 12’si. Filmde herkes sigara içiyor, normal olarak. Bakın işte orada yasak.
İnsanların elleri, ağızları buzlanmış. Ortalık duman içinde. Sanki ellerinde buz tutuyorlar, o da buhar yapıyor. Şimdi bu sigara yasağı mı, yoksa bir sanat eserinin ırzına geçmek mi?
Söylesenize! Kim ne hakla “Yurttaş Kane”in üzerinde ne amaçla olursa olsun oynama yapma hakkına sahip olabilir? Hangi hakla Fellini’nin karelerine müdahale edebilirisiniz? Nasıl olur da ‘Baba’ya dokunursunuz? Selvi boylum al yazmalım’ın afişinde sigara var! Nasıl müdahale edersiniz!
Sigarayı istediğiniz yerde yasaklayın. Satışını yasaklayın isterseniz. İçenler dahil çoğunluk destek verir.
Ama filmlere dokunmayın.
Buna hakkınız yok! Ve bu sansürden de büyük bir suçtur.



Maskot transferleri
Büyükler sporcu değil, maskot transfer ediyor. İsim olsun. Yürümese de olur. Önemli olan havaalanı şampiyonlukları. İşi öyle bir noktaya getiriyorlar ki, itiraz dahi edemiyorsunuz. Öyle bir isim iniyor ki uçaktan dünya sarsılır ama sahada sıfır.
Eskiden Katar muamelesi çekiyorlardı bu ülkeye şimdi iş daha da açıklı bir hal aldı. Katar’ın da ötesi durum...
Büyükler şımarıklıktan çürüyor. Galatasaray tam bir senedir santrforsuz. Tam bir senedir bir santrfor bulamıyorlar takıma. Buldukları ya Avrupa’da oynayamıyor Jo gibi, ya da Süper Lig ayarında değil Batdal gibi.
Kevin Durant’i tutan, en azından tutmakla görevlendirilen Ömer’in karşısına, Iverson’ı çıkarıyorlar. Kendiniz coach Bıyıktay’ın yerine koysanıza. Adam ne yapsın!
Bunların tamamı maskot transferi, sporcu değil...
Düpedüz dalga geçiyorlar insanlarla...
Öte tarafta, yokluktan akıl çıkıyor:
Bursaspor’un geçen yılki savunmasının tamamı büyüklerde klasman dışı kalmış oyuncular. Hüseyin’i de buna ekleyebilirsiniz. Onların dışında Süper Lig klasmanında oynayabilmiş 2 oyuncuları var.
Bu yıl ilk 4’ü kapatan takımların kadrolarını elinize alın ve baştan aşağı sağdan sola bakın. Parlak bir isim bulmanız olanak dışı. Bonservisi elinde olmadan transfer listesine girebilen tek oyuncu yok. Dedikodu çok ama gerçekte bir şey yok.
Ve bu kadrolar yürüyor. Eze eze... Akıl kazanıyor memlekette nihayet.

Hakemin notları
Son dakikalar... Kaleci aut atışında vakit geçiriyor. Hakem oyunu durduruyor. Kaleciye doğru koşuyor. Sarı kartını çıkarıyor. Kaleci biraz öne çıkıp ellerini açıp ‘Yahu hocam ne oldu şimdi ?’ tarzı hareketler yapıyor. Vakit akmakta...
Sonra hakem duruyor. Kalemini çıkarıyor, sarı kartı yazıyor. Kaleci çoraplarını düzeltiyor, sonra topu bir daha düzeltiyor. Ardından geriliyor ve atışı yapıyor. Bu sarı karttan kim kazançlı çıkıyor?
Hızla kontrataka çıkan oyuncuyu savunmacı arkadan indiriyor. Hakem faulu çalıyor. Düşen hemen kalkıp daha tam yerleşmemiş savunmaya karşı faulu kullanacakken, hakem düdüğünü bir daha çalıyor. Düşüren oyunucuyu çağırıyor. Bu arada topun önünde duruyor ki, atış yapılmasın. Sonra kalemini çıkarıyor. Düşüren oyuncu itiraz ediyor. Arkanı dön numaranı göster diyor. Oyuncu şortundaki numarayı gösteriyor. Hakem not alıyor. Savunma çoktan yerleşmiş tabii. Burada kim amacına fazlasıyla ulaşıyor, kim cezalandırılıyor?
1-Artık Süper Lig ve uluslararası klasmanlarda hakemlerin kartları, golleri vs. not etmesine gerek yok. Kulaklık var, mikrofon var. 4 ya da 6 hakem var. Birileri etsin.
2-Avantaja bırakma ve kartı sonradan gösterme, faul ya da elle oynama düdükleri çalındığında da uygulanmalıdır. Uygulanmaması için akla ve mantığa yakın bir engel asla yoktur.