Fenerbahçe ligin ilk yarısında dış saha performansı açısından ligin 7.siydi...4 kez yenilmiş, 3 kez kazanabilmişti. İstanbul dışındaki tek galibiyet...

Fenerbahçe ligin ilk yarısında dış saha performansı açısından ligin 7.siydi... 4 kez yenilmiş, 3 kez kazanabilmişti. İstanbul dışındaki tek galibiyeti Konyaspor’a karşıydı. İstanbul dışında 11 gol yemiş ve sadece 9 gol atabilmişti.
Dış saha puan durumunda Antep, Kayseri, Trabzon, Bursa, Beşiktaş ve Galatasaray, Fenerbahçe’nin üzerindeydi. Manisa, Büyükşehir ve Eskişehir ise Fenerbahçe ile aynı puandaydı.
İkinci yarıda 23 gol atıp 10 gol yiyerek 8 galibiyet ve 24 puan aldılar.
Bu konuda onların yanlarına yaklaşabilen kimse yok.
Bu bariz gerçeğe Fenerbahçe’nin ilk yarı boyunca dengi diyebileceğimiz hiçbir takımı evinde ya da dışarıda yenemeyişini de ekleyebiliriz.
Eğer Fenerbahçe önümüzdeki hafta şampiyonluğa ulaşırsa evinde hiç gol yemeden aldığı 7 galibiyetten çok deplasmandaki karnesi dikkat çekici olacak. Ve denk rakiplerini deplasmanda dahi yenebilmesi de...
İşte Şenol Güneş’in komutasındaki Trabzonspor için tahmin edilemez olan asıl buydu.
Böyle bir istatistiği açıklamak kolay değil. Aynı kadroyla, hatta oyunucu yollayarak (Kazım, Gökhan Ünal ve hatta Bilica) bir takımın böyle farklı iki performansı nasıl gösterdiğini bizzat bu başarının kahramanları dahi ne kadar açıklayabilir bilinmez.

Şablonlar ve fizik

Bu durumu Fenerbahçe’nin saha içi ve dışındaki kaptanlarının devre arası ve sonrasındaki değerlendirmelerine bakarak çözümlemeye çalışalım.
Devre arasında Aykut Kocaman ilk yarıyı değerlendirirken Fenerbahçe’nin bir fizik kondisyon sorunu olmadığını söylemişti. Bizler ise 60. dakikadan sonra bariz bir düşüş görüyorduk. Hadi bizi bırakın. Maçlardan sonra Fenerbahçe’yi yenen takımların oyuncuları her seferinde istisnasız şekilde “Hocamız bize Fenerbahçe’nin 60’dan sonra oyundan düşeceğini söylemişti” cümlesiyle başlıyorlardı lafa...
Peki Aykut Kocaman bu kadar yanılmış olabilir miydi?
Burada da Alex’in ikinci devrenin ortalarında yaptığı değerlendirmesine bakmalı... Brezilyalı ligin ilk yarısında pozsiyon almada, oyun şablonlarında çok hata yaptıklarını ve bu yüzden oyuna hakim olamadıklarını söylüyordu. Ve pozisyonlara çekilen ayarla takımın bu seviyeye geldiği yönünde kendisinden çok emin bir tespitte bulunuyordu: “Bazen bir oyuncunun 1 metre önde ya da arkada durması her şeyi değiştirir”
Bu iki durumun birbiriyle alakalı olduğunu söylemek lazım. 1 metre arkada kalan bir orta saha
-topun rakipte kalmasına
-onun oyun kurmasına
-40 metre geri koşma zorunluluğuna yol açabiliyor.
Alın size gereksiz enerji sarfiyatı...
Fenerbahçe’nin bunu belli oranda halletiğini söyleyebiliriz. Aykut Kocaman, Young Boys maçından sonra takımın ön tarafının adeta şeffaf olduğunu, rakibin elini kolunu sallayarak ceza sahasına kadar gelebildiğini söylerken herhalde bunun altını çiziyordu...

Esneklik

Tabii sadece bu değil...
Aykut Kocaman, sezona üç temel transferle başlamıştı. Dia-Stoch-Niang. Bu Fransız tarzı bir 4-3-3’ün oynanacağı yolunda fazlasıyla sinyal verdi bize. İki kanat oyuncusunun 2’sinin birlikte 4-4-2 ya da 4-4-1-1’in orta saha kanatlarını iki yönlü olarak oynayabilmesi kolay değil çünkü.
Bu oyun düzeninde Alex’e yer bulmak kolay değildi. Kriz buradan çıktı. Ancak Aykut Kocaman Alex’in formundaki tırmanış ve Dia-Stoch ikilisinin çeşitli sebeplerle ilk 11’i sürekli zorlayamamasına Rijkaard/Schustervari bir inatla değil esneklikle cevap verdi. Alex takıma girdi (Daha doğrusu sürekli 65’te çıkan adam olmaktan çıktı)
Aykut Kocaman da 4-4-1-1’e döndü. Ama strateji olarak oyun merkezinin Daum’a oranla oldukça ileride tutarak.
Tabii bu kağıt üzerinde 4-4-1-1 Andre Santos’un da devreye girmesiyle aslında savunma kanatlarını 3-5-2 mantığıyla kullanan bir diziliş. Yani aslında 2-6-1-1 ya da 2-4-3-2 olarak rahatlıkla değerlendirebileceğimiz bir yapı.
Bu Zico’nun Noel Ağacı (4-3-2-1) ve bu yıl Şenol Güneş’in kullandığı 4-2-4’le (buna itiraz gelecektir. Haftaya değerlendirelim) birlikte on yıllarda ligde gördüğümüz en önemli hamlelerden biri...

Devre arası

Fenerbahçe temel bir oyuncu transferi yapmadan hatta oyuncu göndererek, hakkında onca dedikodu çıkan Alex’i tutarak ikinci yarıya girdi. Aykut Hoca’yı çok eleştiren Santos’u kullanarak. Bunun oyuncular tarafından “size güveniyoruz” mesajı olarak algılandığı kesin. Bu bilinçli bir mesaj mıydı? Ya da bu dakikada uyum sağlayacak adam bulamayız diye mi düşündüler bilmiyorum.
Ancak oyuncular tarafından nasıl algılandığı açık. O gün hamlesizlik olarak algılanan bu hamle(?) oyuncuların biraraya gelişinde önemli bir yer tuttu.

Şampiyon olursa

Bu üç temel durumun Fenerbahçe’nin son yılların en önemli geri dönüşlerinden birine imza atmasında çok önemli bir yeri var.
Ben sezon başından bu takımın (performansın) son 20/30 yılın en kötüsü olduğunu düşündüğümüzü yazdım da söyledim de...
Ve eğer buradan bir başarı çıkarabilirse Aykut Kocaman’ın gerçek bir devrime imza atmış olacağını da...
Kocaman belki büyük bir devrime imza atmadı, ama Mustafa Denizlivari, müthiş bir pragmatizm örneği sergiledi. Belki Mustafa Hoca’nın örneklerinin de ötesine geçti. İlk yarıda İstanbul dışında sadece 1 galibiyet alan dengi hiçbir takımı yenemeyen Fenerbahçe, sadece evinde Bursapor’la gol yemeden berabere kaldı... Geri kalan tüm maçları kazandı....
Son hafta ne olur bilmek mümkün değil. Ancak şu andan Aykut Kocaman’ın büyük takım hocalığı sınavını verdiğini söyleyebiliriz.
Haftaya: Güneş ve Trabzonspor