Çok zaman önce değil. Bir kulü-bümüz yine sıkıntılı zamanlarındadır. Zira işler iyi gitmemektedir...

Çok zaman önce değil. Bir kulübümüz yine sıkıntılı zamanlarındadır. Zira işler iyi gitmemektedir. Zirveden uzaklaşılmıştır. Tribünler ayaklanmış, kelle istemektedir. Tribünlerde ayaklanma vardır, havaalanında sert bir öfke.
Baskı anormal boyuta çıkar. Hedef tabii ki hocadır. Başkan tüm başarısızlığa rağmen muzaffer sayılmaktadır.
Çok geçmeden beklenen olur. Hocaya yapılan baskı sonuç verir. Hoca apar topar gider. Bu hamle neredeyse bir şampiyonluk sevinci yaratmıştır. Artık her şey değişecektir.
Başkan hocayı kovup taraftarın gazını aldıktan sonra çıkar basına açıklama yapar. “Takımımız iyidir, kadromuz harikadır. Bu kadronun sadece iyi çalışmaya ihtiyacı vardır.”
Basının büyük bölümü ve taraftar da aynı fikirdedir. Bu takım bir de iyi çalışsa kim bilir neler olacaktır!
Başkan bir de gelecek açısından mantıklı bir sebeple hedef gösterir. “Yeni hocamız falanca ülkeden olacak.”
Medya fal tutmaya başlar, menajerler ise falanca ülkenin altını üstüne getirmeye... Gel gör ki transfer mevsimi değildir. Üstüne dini bir bayrama denk gelen o dönemde hocalarla görüşme yapmak dahi imkânsıza yakındır. Tüm çalışmalar sonuçsuz kalmaktadır.
Artık iyice umutlar tükenmişken menajerlerden birinin kulağına bir isim fısıldanır. “Filanca bir adam var. Şimdiki takımını çok kısa sürede bilmem kaçıncı ligden aldı ta birinci lige çıkardı. Orada da kısıtlı kadrosuna rağmen çok başarılı... Çok disiplinli ve kimsenin gözünün yaşına bakmaz. Çok para da kazanmıyor. Evi de şurada. Gidin bir konuşun.”
Hızır gibi yetişmiştir kısacası.
Hemen Filanca’dan randevu alınır. Adama durum anlatılır. Para söylenir. Adamın gözleri yerinden fırlar. Türkiye’ye haber verilir. “Tamam” cevabı gelir. El sıkışılır. Ön protokol yapılır. Menajerler eve döner ve Filanca Bey’i beklemeye başlarlar.
Ülkede büyük bir heyecan başlar. Filanca gelecek her şey değişecektir. Gazetelerde filancanın büyük başarıları anlatılır. Adamı aslında kendi ülkesinde bile kimse iyi tanımamaktadır. Ama olsun efsane yazılmaya başlanmıştır.
Neyse uzatmayalım... Sonunda büyük gün gelir çatar. Kendisiyle sadece birkaç kez görüşmüş olan menajer, yöneticiler ve tabii ki birkaç gazeteci havaalanında adamı beklemektedir. Filanca Hoca dış hatlar terminalinin kapısında görüldüğünde yöneticilerin ve menajerlerin kafasından aşağı kaynar sular dökülür. Tasvir edilemez bir kıyafet vardır üzerinde. Değil o şekilde kulübe gitmek ya da basının karşısına çıkmak, sokağa çıkmak olası değildir. Aklı uçmuş yarı deli bir adamın kostümüdür üzerindeki. “Biz ne yaptık diye düşünür!” menajer ve yöneticiler. Bir söz, bir acele hamle nelere yol açacaktır kim bilir. Hemen büyük bir beceriyle basına çaktırmadan adam oradan kaçırılır apar topar.
Ve anında bir plan yapılır. İmza töreni biraz ertelenir. Kulüp yerine hemen lüks bir semtte, en lüks yabancı markalardan birinin mağazasına gidilir. Herkes başına geleceklerden habersiz rahatlamıştır.
Mağazadan içeri girilir. Erkek reyonuna doğru yönelmişken yeni ve büyük hoca şovunun son hamlesini yapar.
Hokkalı bir balgamı cismine uygun bir sesle güzelim halının üzerine sallayıp ayağıyla da sıvar. Ve ardından da gülümser. Belki Recep İvedik filminde bile göremeyeceğiniz bu sahne kahkahalara yol açmaz tahmin edersiniz ki! Aksine ilgili herkes küçük çaplı bir şoka girer. Ama artık dönüş yoktur.
Bu tamamıyla gerçek hikâyenin gerçekleşmesinin üzerinden çok zaman geçmedi. Kulüp, menajer ve hoca isimlerini vermememin sebebi de bu karikatür gibi olayın aslında sıradan abuklukların içinde sadece bir korkunç bir örnek olması. Yani bu gerçeğin altını çizmek için bir kurban yaratmaya gerek yok.
Bu, el yordamıyla korkunç bir ekonomiyi yönettiğiniz zaman her kulüpte rastlanabilecek bir zavallılığın güzel bir parodisi sadece.
Ve tahmin edersiniz ki, bu gerçek olay sonrasında, tabii ki o kulübümüz tarihi başarılar filan kazanmadı. Bir süre sonra yeni birileri aynı mantıkla aranıp bulundu. Yeni komedilere imza atıldı.
Bu heyecanla peşine takıldığımız, hayatımızın önemli bir parçası yaptığımız, uğruna cebimizi boşalttığımız kulüplerin gerçeği.
Bu tesadüflerin tek gerçek olduğu futbolumuzun belki de Şahan Gökbakar’ın aklına dahi gelemeyecek sekanslarından biri.
Söylemek istediğim sadece bu.
Hepimize iyi tatiller, iyi uykular...