Önceki gün divan kurulu toplantısını seyrederken her zaman olduğu gibi dehşete kapıldım. Öncelikle anlamadığım bir konu var. Galatasaray’da bir sürü başkanlar geldi geçti. İçlerinde başarılı olanlar da var, kulübe çok zarar veren isimler de var.
Şu anki divan kurulu neden kulübe zarar verenlere sesini çıkarmayıp, hatta alkışlatarak onurlandırıyor. Ancak kulübü bataktan çıkarıp, UEFA’dan ceza ve yasak gelecekken sorunları çözen, Florya’yı ve Kemerburgaz arazisini tekrar kulübe kazandıran, Galatasaray Adası’nı kulüp üyelerinin kullanması için büyük savaş veren, en önemlisi de bütün kulüplerin mali durumu ortadayken iyi transferler yapıp bu sezonu üç kupayla kapatan başkanına, köstek olmak için elinden geleni yapıyor.
Bunların sayısı toplasan 100 kişi... Beni ilgilendiren bu değil. Divan başkanlığı gibi yıllarca çok saygın olan makam itibarsızlaştırılıyor. Ne demek bu? Birileri bana anlatsın. Kongre üyelerinin seçtiği başkan kürsüde konuşurken onun sözü kesiliyor. Eee peki Galatasaray’ı batıran başkanın neden sözü kesilmiyor? Hatta onurlandırılmak için uğraş veriliyor. Bu yaşananlar dışarıdan hiç hoş görünmüyor. Sarı-kırmızılı camia büyük zarar görüyor.
Peki, Başkan Mustafa Cengiz kulübü batağa sürükleseydi, storeları yağmalatsaydı, Florya’yı geri almasaydı, adayı tekrar yapmak için çabalamasaydı, store tırlarını çaldırsaydı, 15 milyon dolara hayali stat projesi yaptırsaydı ve önceki sezonu üç kupayla kapamasaydı o zaman zarar veren başkanlar gibi alkışlanacak mıydı? Yanlış yapılıyor... 28 Mayıs’ta mali kongre var. Kongre üyelerinin hepsi birbirinden değerli insanlar. Bu yüz kişilik çatlak seslere en büyük cevabı verecekler. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.
Zaten yaşananlar öyle bir noktaya geldi ki, parasını yatıran dokuz bin kişi mutlaka bu kongreye gelmeli. Galatasaray’ın geleceği için bu haksızlık yapan insanlara en büyük cevabı orada vermeli. Yakışan bu olur. Yoksa bunun önü arkası kesilmeyecek, camia tam olarak bölünecek.

Derbinin kahramanı hakemler olmamalı
Her derbi öncesi elimiz ayağımız titriyor. Acaba maçtan sonra futbolu mu konuşacağız, yoksa hakemlerin kararlarını mı? Pazar günü yapılacak Galatasaray-Beşiktaş derbisi öncesi yine aynı stresi yaşıyorum.
MHK’nin genç hakemlere görev vermesini takdir ediyorum ve sonuna kadar da destekçileriyim. Evet genç isimler de hata yapıyorlar. Ama onların hataları, masum hatalar. Tepki göstersek bile fazla sesimiz çıkmıyor. Geçen hafta Halis Özkahya ve Mete Kalkavan şampiyonluk yarışının kıran kırana olduğu bir dönemde çok büyük hatalar yaptılar.
Her hafta aynı şeyi söylüyorum, yine söyleyeceğim. Özkahya, Kalkavan, Ali Palabıyık gibi futbol kurallarını değil, kendi kurallarını uygulayan hakemlere şampiyonluğa oynayan takımların maçlarında görev verilmemeli.
Abdülkadir Bitigen pazar günkü derbiyi yönetecek. Hakem şansı onun da yanında olsun. Ama VAR’da oturacak olan Ali Palabıyık’a kesinlikle güvenmiyorum. Ayrıca bütün korkum Bitigen’i etkileyip yanlış karar verdirmesi. Dilerim pazar günü bunları yaşamayız. Müthiş bir derbi olacak. Beşiktaş kazanırsa yarışın içine katılacak, Galatasaray galip gelirse iddiası daha da artacak. Diliyorum bu derbi burnumuzdan gelmez, hakemin hata yapmadığı, hak edenin kazanacağı bir maç olur.

Koronavirüs panik yaptırmasın
Başta Avrupa olmak üzere dünyanın her yerinde koronavirüs kâbusu yaşanıyor ve spor müsabakaları erteleniyor. Çok şükür biz şu ana kadar neredeyse bu virüsten hiç zarar görmedik. Dilerim bundan sonra da görmeyiz.
Tedbir amaçlı önlemler alınmaya başlandı. Spor müsabakaları da seyircisiz oynanacak. Hiç kimse bu konuda panik yapmamalı. Hatta herkes birbirine yardım etmeli. Daha virüs yok bütün marketler yağmalanıyor. Sağlık Bakanı, işin ehli ve çok güzel anlatıyor, ‘Herkes üzerine düşen tedbirleri alırsa biz zararsız bu işin altından kalkacağız’ diyor.
Ama bir daha söylüyorum. Yarın öbür gün maçlar iptal olursa, virüs Türkiye’ye girdi diye kimse yaygara yapmasın. Sağlık Bakanımız Dr. Fahrettin Koca’nın anlattıklarını, verdiği mesajları herkes iyi dinlemeli, kulp takmadan yorumlamalı.