İki takımı da alkışlamak lazım. Dün gece gerçekten ilk yarı Galatasaray resmen resital yaptı, iki gol attı. Sane de sahneye çıktı, bir gol attı, bir gol attırdı. Her hattıyla sahada mükemmel bir Galatasaray vardı. Bu sözlerim ilk devre için. İkinci yarı roller değişti. Bu sefer sahada Samsunspor devleşti. Sağdan, soldan ataklar, orta saha üstünlüğü, müthiş bir baskı altına aldılar Galatasaray’ı. 2-0 geriden gelip beraberlik golünü de buldular.
Statta bütün taraftarlar ‘liderlik gitti’ derken uzatma dakikalarında Yunus’un kafayla topu indirişi, Osimhen’in harika röveşatası sarı-kırmızılılara galibiyeti getirdi. Biz arada futbolcunun bonservisine çok para verildiğinde eleştiriyoruz. Halbuki eleştirmemek lazım. İyi futbol, iyi futbolcularla oynanır. Bu her takım için geçerli.
Osimhen’e Türkiye şartlarında iyi para verildi. Ama bu para verildiğinde takımına üç puanı getiriyor mu, mücadelesinden tüm taraftarlar büyük keyif alıyor mu? Evet alıyor. Bu yüzden susmak lazım, eleştirileri yapmamak lazım. Keşke
Galatasaray başkanlığı ağır bir makamdır. 30 milyon taraftarı temsil eder. Yumruğunu masaya vurunca da sözünü dinletir.
Başkan Dursun Özbek, Fenerbahçe-Galatasaray derbisinin hakemi Yasin Kol’u şikayet etmek için TFF’yi ziyaret etti. İnsanın aklına ne geliyor? 700 milyon dolarlık iki takımın maçını katleden, karşılaşmanın tamamında yanlış kararlar veren hakemin en az iki hafta dinlendirilmesi gerektiğini bütün kamuoyu düşündü.
Şimdi ne oldu? Merkez Hakem Kurulu, Eyüpspor-Kayserispor maçına Yasin Kol’u atayarak, bu hakemi ödüllendirdi. Bu da ne demek; yani Dursun Özbek’in şikayeti ciddiye alınmadı. Ben üzüldüm ve keşke başkan TFF’ye gitmeseydi diye düşünüyorum. Bundan sonra Galatasaray’ın işi çok zor.
Düşünebiliyor musunuz, Gençlerbirliği maçında Sallai’nin kaval kemiğine çok sert kırmızı kartlık bir darbe yapıldı. Hakem devam dedi. Daha sonra aynı Sallai topa ayağını kaldırıyor, defans oyuncusu o topa kafasını uzatıyor ve Macar futbolcu kırmızı kartla oyundan atılıyor. Daha sonra iki
Galatasaray için zor bir deplasmandı. Üst üste gelen sakatlıklar, kulübede alternatif futbolcuların olmaması, Osimhen ile Lemina’nın fedakarlık yaparak oynaması, Kadıköy’e giderken bütün taraftarları epey strese soktu.
Fakat her zaman söylüyorum; Galatasaray çok tecrübeli futbolculardan kurulu bir takım. Her türlü baskıyı kaldırıyorlar. Deplasmanda bu kadar dik durmak, galip duruma geçmek kolay bir şey değil. Hiç umulmadık yerde Sane sahneye çıkıyor. Üç kişiden topu söküp şutunu çekiyor ve takımını öne geçiriyor.
Okan Buruk maç öncesi dersine mükemmel çalışmış. Biz hepimiz Barış Alper sağ bek oynar diye beklerken, hoca düşünmüş taşınmış hücumdaki en önemli futbolcusunu sağ beke mahkum etmemek için, Sanchez’i sağ beke koymuş, orta sahanın beyni Lemina’yı da stopere... Bu düşünce tarzı takıma çok olumlu yansımış. Sanchez sağ bekte Kerem’e hiç top kullandırtmadı, hatasız oynadı. Lemina ise Fenerbahçe’nin her atağını ceza sahası
Fenerbahçe-Galatasaray derbisi olunca insanlar geriliyor, strese giriyor. Şu an için Türkiye’nin en pahalı iki takımından tabii ki beklenti yüksek. Herkes iyi futbol bekliyor. Hak edenin kazanmasını istiyor. Ama kafalarda da büyük bir soru işareti var. Hakem bu iyi futbola ne kadar müsaade edecek düşüncesi, her iki takımın taraftarları arasında da ağırlık basıyor. Şu an için kendi sahasında oynayacak, sorunları daha az olan Fenerbahçe önde gibi dursa da, Galatasaray da uluslararası yıldızlara sahip, sorunları olsa da böyle büyük maçlarda etkili futbol oynuyor.
Kendini yere atan futbolcular, hakemi kandırmaya çalışan topçular, penaltıyı hak edenler ve etmeyenler... Bunlar her hafta yaşadığımız problemler. Maçın hakemleri bunun ne kadarına izin verecek? Biz derbiden sonra pozisyonları mı konuşacağız, oynanan futbolu mu? Yani bu maçta hakem Yasin Kol’un yükü çok ağır. Dilerim oyunu elinden kaçırmaz, adaletli düdük çalar. Fenerbahçe’nin de Galatasaray’ın da istedikleri bu.
Union St Gilloise yenilgisi tabii ki herkesi üzdü. İlk sekize çıkarız derken, şimdi ilk 24’e girmek için mücadele verilecek. Bunun için de mutlaka Monaco’yu deplasmanda yenip, sonrasında Atletico maçında da bir puan almak gerekiyor.
Peki, Galatasaray bunu başarır mı, başarır! Ama yine de handikaplar var. Diyelim ki Monaco karşısına tam kadro çıktın, Fransız ekibini yendin. Aralık ayı üçüncü haftasında 4 futbolcun Afrika Uluslar Kupası’na gidiyor. Ne zaman dönecekler ya da sakat mı dönecekler, orası bir muamma.
Kesin bir şey gördük ki; Osimhen ile Lemina’nın oynamadığı maçlarda sarı-kırmızılılar gerçek gücünü sahaya koyamıyor. Yani anlayacağınız, sorunlar var. Salı gecesi sahaya çıkan kadro kötü müydü, hayır. Orta sahada ve hücumda etkisiz kalınca gücünü sahaya koyamadın. Bir de buna kanı bozuk hakemin taraflı yönetimi eklenince hepimiz şok yaşadık.
Herkes teknik direktör Okan Buruk’a yükleniyor. Adamın suçu ne? Kulübede gençler var. Kötü oynayan
Galatasaray’ın rakipleri içinde en zayıf halkalardan biri Frankfurt, diğeri ise dün gece oynadığı Union Saint Gilloise idi. Bu iki takım karşısında altı puan kaybedildi ve kötü futbol oynandı. Daha güçlü takımlar Liverpool, Bodo ve Ajax karşısında ise galip gelerek 9 puan alındı.
Belçika ekibine karşı dün geceki maç için teknik direktör Okan Buruk’a kızmıyorum da, kendisini eleştirmiyorum da. Kulübesinde bir tane oyuna etki edecek futbolcusu yoktu, sadece gençler vardı. Osimhen, Lemina, Singo ve Yunus olmak üzere çok önemli dört futbolcun oynamayınca takımın da düzeni bozuluyor.
İlkay sakatlıktan yeni çıktı, dün gece hiç yoktu. Hocanın kulübede onun yerine alacağı futbolcu da yok. Barış Alper ve Leroy Sane öyle marke edildiler ki, nefes alamadılar. Etkileri sıfırdı. Icardi maçın tamamında topla bir kere buluştu. O vurduğu top da direğin yanından auta gitti. Orta sahada Sara ve Torreira hep savaşan futbolculardı. Takımlarını ayakta tutmaya çalıştılar.
Rakip takım çok atletik, iyi mücadele eden ve baskı yapan
Milli aralar Galatasaray’daki düzeni bozuyor. Sakatlıklar, uzun yolculuklar... Futbolcular hırpalanınca bunun da faturasını bir türlü ödüyorsun. Düşünebiliyor musunuz; teknik adam Lemina’yı, Singo’yu ilk 11’e koyuyor, ikisi de sakatlanıp maçı tamamlayamıyor.
İlk yarı Gençlerbirliği karşısında zaten takım da oyuna konsantre olamadı, üstüne bir de bu iki sakatlık gelince moralleri de aşağıya çekti, defansın akıl almaz hatasıyla bir de gol yediler, buna rağmen ikinci yarı toparlanıp maçı kazanıp 3 puanı almak başarıdır. Ama bundan sonraki Union St Gilloise, Fenerbahçe, Samsunspor ve Monaco maçları da kolay geçmeyecek.
Okan Buruk’un kulübesinde futbolcu kalmadı. Salı günü Şampiyonlar Ligi maçına bile doğru dürüst bir 11 hazırlayabileceğini düşünmüyorum. Hiç olmazsa Osimhen geldiğinde gol yollarında biraz toparlanırlar.
Dün geceki maçta Kazımcan sol bekte çok başarılı oldu ve bundan sonra Eren’in de yokluğunda artık devamlı kadronun içinde olur, bunu hak eden bir futbol oynadı.
Futbolda tabii ki sakatlıklar ve takımların çeşitli problemleri olacak ama bilhassa Türkiye’de Fenerbahçe ve Galatasaray’ın hocaları ‘bizim eksiğimiz var’ diyerek panik yapmamalı.
Evet, Galatasaray zor bir periyoda giriyor. Yarın Gençlerbirliği, salı günü Union St. Gilloise, daha sonra Fenerbahçe, Samsunspor ve Monaco ile karşılaşacak. Gerçekten çok zor maçlar.
Osimhen ile Icardi’nin olmayışı büyük şanssızlık. Osimhen, Kongo maçında sakatlandı, mesuliyetini bildiği için ertesi gün Türkiye’ye geldi, tedavisine başlandı. Şimdi herkes diyor ki, Fenerbahçe maçına yetişecek... Derbi tabii ki önemli ama önce Şampiyonlar Ligi maçları gelir. Fenerbahçe karşısında hangi sonucu alırsan al telafi etme şansın var. Ama Union ve Monaco maçlarını kazanamazsan hedefinde sapma olur.
Gençlerbirliği maçı için şu kadroya bakın! Kalede Uğurcan, Singo, Sanchez, Abdülkerim ve Jakobs.. Ortada Lemina ve Torreira, sol çizgide Sallai, sağ çizgide Sane, forvet arkası İlkay ya da Sara,