Başkan adaylarından Metin Öztürk’ü takip ediyorum, kendini paralayıp bütün Galatasaraylılara umut vermeye çalışıyor. Eşref Hamamcıoğlu “Kulübe barış getireceğim” diyor.
İki aday da projelerini anlatmaya çalışıyor. ‘Şu kazanır, bu kazanır’ gibisinden yorum yapanların hepsi taca çıkar. Genel kurul üyeleri yarın oy kullanacak.
Bu üyelerin hepsi yüksek okul mezunu, aklı başında, kültürlü insanlar. Öztürk’e mi yoksa Hamamcıoğlu’na mı inanıp başkan seçecekler, bunu hepimiz göreceğiz.
Kesin olan bir tek şey var; kim başkan seçilirse seçilsin Galatasaray’a barış gelmediği sürece Allah yardımcısı olsun...
Adnan Polat ile başlayan bir süreç var; unutmadık. Daha sonra Ünal Aysal, sonra Dursun Özbek, ardından Mustafa Cengiz, son olarak da Burak Elmas...
Hepsi adeta linç edildi. Artık o yol açıldı. Divan kurulundaki üyelerin bazıları kürsüde ne diyor? Parmak sallayıp, ‘Güven tazele başkan, güven tazele başkan’ diye bağırmıyor mu? Hem de dört aylık başkana...
Şimdi ne olacak? Yeni seçilen başkana aynısını yapmayacaklar mı? Ben bu insanların Galatasaray yararına hareket ettiklerini düşünmüyorum. Artık bu sistemle başkan itibarsızlaştırmayı alışkanlık haline getirdiler. Galatasaray ne zaman bunlardan kurtulursa o zaman rahatlar, huzur bulur. Sportif başarı sonrasında gelir zaten...
Yarın yeni başkan seçilecek. Önce borçları ödeyecek.
Daha sonra teknik direktörünü bulacak. Şimdiden transfer için çalışmalara başlayacak.
Mutlaka taraftarın yarısı yeni başkanın seçtiği hocayı linç edecek. Bundan hiç şüphem yok. Hatta bu konuda ümitsizim. Satılacak futbolcular olacak. ‘Onları nasıl satarsın’ diye yine kıyamet kopacak. Yeni transferlerin bir kısmı için ‘Bu Galatasaray’ın futbolcusu mu, neden aldınız?’ diyecekler. İşin enteresan tarafı hiçbir kesimden de destek görmeyecek.
Yeni spor yasası çıktı. Bakanımız ne diyor, ‘denk bütçe’ diyor. Bu yasanın olmazsa olmazı denk bütçedir. Bol keseden kimse vaatler vermesin. ‘Ben bunu yaparım, kitabına uydururum’ diye kimse düşünmesin. Bunun mesajları veriliyor. Bu da yeni seçilecek olan başkan ve yönetimin önündeki büyük bir duvar. Başkanlar söz verirken bu yasayı akıllarından çıkarmasınlar. Sözlerini tutamazlarsa taraftardan linç yerler.
Her neyse artık yapacak bir şey yok. İki başkan adayına da başarılar diliyorum.

VAR protokolüne özel madde eklensin

İnanın çok üzülüyorum. Her hafta Avrupa’dan en az 4-5 maç seyrediyoruz. Ben hiçbir ülke takımının maçında, bu kadar çok yere düşen, düşerken sekiz takla atan, göğsüne darbe alıp yüzünü tutan, yerden dakikalarca kalkmayan oyuncular görmedim.
Bu konuda biz birinci sıradayız. Büyük takımlarımızın maçında bile bir devrede topun oyunda kaldığı süre 23 dakika civarında. Gerçekten çok ayıp. Ben utanıyorum, onlar utanmıyor. Sonra ne oluyor? Milli takım da dahil hiçbir takımımız Avrupa’da yok.
VAR sistemi devrede. Bunu iyi kullanırsan futboldaki adaleti yüzde 40 artırırsın. VAR protokolüne bir madde eklensin. Darbe almadığı halde yerde yatan, takla atan oyuncular en azından bir sarı kartla cezalandırılsın.
Bu konuda VAR hakemi, orta hakemi uyarsın. Sanki herkes halinden memnun, bir tek sıkıntıyı ben çekiyorum! Bir de hakkını yemeyeyim, Şansal Büyüka 3-4 kere bu konuda yazı yazdı ama değişen hiçbir şey yok. Yine taklalar, sahte düşüşler artarak devam ediyor.
İnşallah yeni sezonda yeni federasyon başkanı ve yeni MHK bu konuyu gündeme alır.

İçimizden biri: Rıza Çalımbay

Rıza Çalımbay futbolculuğunda da, teknik adamlığında da başarılı olmak için her zaman dürüstçe mücadele veren biridir. Sivasspor’un eti ne, budu ne? Ekonomik olarak Altay’dan sonra ligin en mütevazı bütçesiyle kurulan bir takım. Rıza hoca; Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Başakşehir’in elendiği Ziraat Türkiye Kupası’nda takımına yarı final oynatıyor. Büyük bir terslik olmazsa da finale çıkartacak.
Sezon boyu sakatlıklar ve cezalılarla kadrosunda o kadar sıkıntılar çekti. Buna rağmen Sivasspor’u düşme hattının üzerinde tuttu. Daha ne söyleyeyim, mücadelesi için Rıza Çalımbay’a çok saygı duyuyorum.