Hani derler ya “yumurta mı tavuktan çıktı, tavuk mu yumurtadan“ diye... Bu sonuçtan sonra şu tartışılabilir; Biz mi çok iyi oynadık, Kazakistan hiç mi yoktu... Kabul edelim ki, Kazakistan hiç yoktu... Ama bizim istekli ve hırslı olduğumuzu, özellikle ilk yarıda gruptaki en etkili maçımızı oynadığımızı asla gözardı edemeyiz... Bundan sonra evdeki hesaplar gruptaki puan durumuna uyar mı bilemem ama, şurası kesin; Mart’a kadar soluklanacağız, derin bir nefes alıp, belki de daha iyi düşüneceğiz, planımızı, programımızı yapacağız...

Kazakistan galibiyetini önemsiyorum. Sahada hiç olmayan bir rakibe karşı olmasına rağmen önemsiyorum... Ancak önemsediğim başka şeyler de var... Birincisi... İstanbul, milli maç kenti değil... Oynadığımız maçları gördükçe buna daha fazla inanır oldum... İstanbul’da oynadın mı “ay- yıldız hikaye, dört yıldız şahane” durumu ortaya çıkıyor... Bu, kabul edilebilir bir durum değil... Kadıköy’de oynuyorsun başka, Aslantepe’de oynuyorsun bir başka... Kişisel hırslarımızı, hesaplaşmalarımızı, rekabetlerimizi milli takım üstünden yapmaya kalkıyoruz... Kutsal formadan daha tutkulu olduğumuz formalar, kırmızı - beyaz’dan çok daha fazla sevdiğimiz renkler var... Gönül istiyor ki, o tribünlerde binlerce ay- yıldızlı forma olsun... Ama bakıyoruz, Galatasaray, Fenerbahçe forması çok daha fazla... Çıkalım Anadolu‘ya... Hiç olmazsa renklerin rekabetine değil, milli formanın kutsallığına sarılırız... Milli maçta da, daha oyun başlamadan ay- yıldızlı oyuncuna ıslık, protesto, küfür oluyorsa, nerede kaldı insanlığın, nerede kaldı ülke sevgin, milli takıma tutkun... Hepsi yalan... Dedim ya “ay- yıldız hikaye... Dört yıldız şahane...”

Volkan demeçleriyle, tavırlarıyla, çoğu zaman “ayar verme“ alışkanlığı ile kimilerinin tepkisini, hatta nefretini bile çekebilir... Buna rağmen küfür e-de-mez-sin... Ama ediyor, adam ediyor... Yanında telsizli bir görevli... Özel mi, resmi mi bilemem... Buna rağmen ediyor... Buna rağmen müdahale görmüyor... Volkan’ın da çıkıp gitmesi doğru değil... Düşünün, bir önceki maç gurbetçiler gelmiyor, bu maç Volkan “ben küstüm, gidiyorum” diyor... Bütün bunlar, Türkiye’nin en otoriter, en saygın Hoca’sının yönettiği takımda oluyor... Ama ne olursa olsun... Küfür edemezsin arkadaş... Kimse futbolcusunu milli takıma küfür yesin diye göndermiyor...

İşin kötü tarafı, herkes küfüre karşı, kimse küfüre karşı bir önlem almıyor... Yasa diyorsanız. Yalaaan... Kocaman bir yalan... Almanya’ya bakın, olayların üstüne nasıl gidiyor, biz nasıl gidiyoruz, pardon gidemiyoruz... Herkes birbirini kandırmakla meşgul... Göreceksiniz, bu küfür olayı, Volkan’ın sahayı terketmesi bile işin doğruları açısından değil, renkleri açısından tartışılır... Futbolun doğrularını ve kurallarını, renklerin çıkarlarına teslim ettik... Tribünlerimiz yazın susuz kalan barajlar gibi boşaldı, futbolumuz iyi değil, sonuçlarımız kötü... Buna rağmen o renklerin çıkarı uğruna, futbolun doğrularından kaçıp yanlışlarda ısrara devam ediyoruz... Boşuna dememişler “eden bulur“ diye...