Hollywood aktörleri

25 Ekim 2020

Bu “el-yüz” temasları Türk futbolunu kanser hücreleri gibi sarmaya başladı. Hafta içinde Milliyet’te “Sahtekarlığa Oscar vermeyin” başlığı ile bir yazı yazdım ve bu kuralın futbolun kötü niyetli oyuncularına prim verdiğini belirttim.
Antalyasporlu, dünya markası Podolski de yine hafta içinde kendi kişisel hesabından “Türk futbolcuları Hollywood aktörleri gibi... En ufak faulde, ayakları kırılmış gibi feryat edip yerde kıvranmaya başlıyorlar” dedi.
Erzurumspor - Galatasaray maçı tam da Podolski’nin dediği gibi oldu. Falcao’nun eli ilk yarıda rakibinin yüzüne gitti, sarı kart gördü. İkinci yarıda bir daha gitti, ikinci sarıdan kırmızı kart...
Bu elin yüze gelişinde kasıt var mı, şiddet var mı, kötü niyet var mı, kazayla mı oluyor, şakayla mı oluyor, hakemlerin umurunda değil... Basıyorlar sarıyı... Falcao da dün akşam böyle atıldı.
Rakibin eli yüzüne gelen futbolcu, temas olsun ya da olmasın “Yandım Allah” diye feryat etmeye başlıyor, hakemler de bunu yiyor. Bu kaçıncı sahtecilik, bu kaçıncı kötü niyetli davranış... Hakemlere hiç mi ders olmuyor ki, kuralı sürekli kötü niyetlilerin lehine kullanıp kendilerine prim tanıyorlar.
Bunu da yazmalıyım; Arda, top ayağında olan Mina’yı hızlı bir dalışla kayarak gitti. Gidiş faul, kabul... Mina bir feryat etti, sesi ekrandan dışarı fırladı. Sonra ağır çekime bir baktık, Arda’nın rakibine en ufak bir dokunuşu yok. O zaman bu feryat niye, bu kıvranma, bu kandırmaca niye? Ne zamana kadar kötü niyet prim yapacak?
Aslında dün akşam Erzurumspor-Galatasaray futbol maçını değil, kötü role soyunan aktörlerin yer aldığı, can sıkıcı bir film izledik. Futbola yazık, emeklere yazık, ekran başındaki seyirciye yazık...

Yazının devamı...

Şansal Büyüka ile Dobra Dobra

21 Ekim 2020

MHK çok acele bu “yüzle temasa” bir çare bulmak zorunda... Artık bu kural, kötü niyetli, rakibi attırmaya yönelik kullanılıyor. Maalesef hakemler de bunu yiyor. Podolski haklı; sahalarda Hollywood aktörleri gibi rol yapan oyuncular var. Bir de bu sahtekarlığa “Oscar” vermeyelim

Lukas Podolski, dünyanın kabul ettiği çok önemli ve değerli bir oyuncu... Büyük kariyerinin son yıllarını Antalyaspor’da
geçiriyor. Bu kadar önemli bir futbolcunun söylediklerini dikkate almak lazım... Üstelik, en büyük yaramıza dokunuyor.

NE DİYOR PODOLSKİ:

“Süper Lig’de oyuncular Hollywood aktörlerinden daha iyi rol yapıyorlar. Normal bir faul yapıyorsun, ayağı kırılmış gibi yerlerde kıvranıyor.”

Podolski maalesef tepeden tırnağa haklı... Hatta fazlası var. Şimdi bir de “yüze temas” çıktı. Yüze darbe alırsan tamam, sarı kart... Ama en ufak temas yokken bile, rakibe kart göstertmek adına, bizim futbolcular her fırsatta yüzlerini, kafalarını tutup kıvranıyorlar. Bu konuda Hıncal Uluç, aylardır“sahtekarlarligi” diye tefrika yazıyor, biz kendimizce yazmaya çalışıyoruz. Anlayan, dinleyen, umursayan tek Allah’ın kulu yok.

Son örnek geride bıraktığımız hafta Rizespor-Ankaragücü maçının ilk yarısının son dakikasında yaşandı. Rizeli Abdullah ile Ankaragücülü Alper Potuk bir hava topuna yükseldi. Yere inerken Abdullah yüzünü tutup kıvranmaya başladı. Oysa Alper’in eli, Abdullah’ın yüzüne bile gelmemişti. Temas olsa bile var mı, yok mu belli değildi.

Ne oldu peki; hakem Abdülkadir Bitigen “cinayet” var gibi koştu, Alper’e sarı kartını gösterdi. Zaten sarı kartı olan Alper ikinci sarıdan oyun dışı kaldı. Bir futbolcuyu atmak, bir takımın kaderiyle oynamak bu kadar kolay mı?

Yazının devamı...

Paşa paşa yendiler

5 Ekim 2020

Fatih Hoca, belki baba - evlat ilişkilerine, belki duygusallığına öncelik vermiş olacak ki, başlangıç on birinde, futbolun doğrularına göre sahada olması gereken ne Emre Kılınç’a, ne Babel’e yer verdi… Aslında bu ilk yarıda Galatasaray bir eksik oynadı ve adeta “yok” hükmündeydi… Buna bir de Belhanda ile Feghouli’nin eksikliğini eklerseniz, Galatasaray birden fazla eksikti...
Galatasaray’ın bir maçın ilk yarısında rakibe bu kadar pozisyon verdiğini, bir Diagne pozisyonu dışında hücumda “sıfır” çektiğini ilk defa görüyorum… Abartısız yıllardır ilk defa...
Aslında 1-0’lık ilk yarı sonucu, Galatasaray adına alınabilecek en iyi sonuçtu… Bu yarıda Yusuf solda oynarken sağ bek Omar’ı, sağda oynarken sol bek Emre Taşdemir’i perişan etti, başlarını döndürdü… Koca Galatasaray takımı kopup kopup gelen ve hem kendine hem takım arkadaşlarına pozisyon üstüne pozisyon yaratan Yusuf’a nasıl oldu da bir önlem alamadı inanılır gibi değil… Futbolun adaleti bu yarının son dakikasında tecelli etti ve Yusuf Erdoğan muhteşem bir gol attı… Yusuf’un uzaktan kumandalı bu füzesinde, o dakikaya kadar müthiş kurtarışlar yapan kaleci Fatih’in de birkaç adım önde yakalandığını söylemeliyiz…
Fatih Hoca maçın başlangıcında yapması gerekeni, ikinci yarının başlangıcında yaptı… Falcao ile birlikte kenarların iki etkili adamı Babel ve Emre Kılınç’ı oyuna aldı… Görüntü hemen değişti… Yusuf da yorgunluktan dinlenmeye çekilince, oyun tamamen tek kaleye döndü…
Galatasaray’ın bunaltıcı baskısı sırasında Kasımpaşa’nın kusursuz savunma anlayışı ortaya çıktı… Özellikle savunmanın göbeğine çekilen Tarkan Serbest müthiş oynadı… Yarım hata yapmadı… En bunaldığı dakikalarda bile buzdolabı gibi kaldı… Mehmet Altıparmak hocanın Hajradinoviç’i çıkartıp daha dirençli Sadiku’yu oyuna sürmesi akıllı bir hamleydi… Ancak yorgunluktan ayakta durmakta zorlanan Yusuf’u daha erken oyundan alabilirdi… Galatasaray bu baskılara, hatta oyunu bir ara rakip ceza alanı içinde oynamasına rağmen çok ciddi, “ahh - vahh” dedirten pozisyonlar bulamadı… Falcao şu anda “bitik” durumda… Yarın ne olur bilemem… Biz sonuçta hariçten gazel okuyoruz, doğrusunu hocalar bilir… Ancak Emre Taşdemir tam kendine gelmişken, hücumlara çok ciddi katkı verirken “şak” diye niye çıkarıldı, anlamadım…
Etebo’yu çok beğendiğimi söylemeliyim… Adam dokuz canlı canavar gibi…
Kasımpaşa tribünlerinde sürekli “semtlerin efendisi” diye bir pankart asılıdır… Aslında Kasımpaşa’da 21 takımlı Süper Lig’in efendisi… Pislik yapmazlar, çamura yatmazlar, hakemi kandırmazlar… Gene son derece temiz oyunlarından birini oynadılar ve Galatasaray’ı paşa paşa yendiler… Kasımpaşa’nın faul gerekçesi ile sayılmayan golü açıkcası içime pek sinmedi… Ama VAR ve Cüneyt Çakır bu kadar uzun inceledikten sonra verdikleri karara saygı duymak lazım… Kasımpaşa karşısında sadece Galatasaray kötü değildi… Fatih Hoca da formsuzdu...

Yazının devamı...

Altay’dan gelen yiğit

4 Ekim 2020

Fenerbahçe’yi bir saat mahkum oynadığı maçta, Samatta’nın golleri değil, kaleci Altay’ın elleri kurtardı. Caner’in ayağından seken topu Sabo boş kaleye vurmaya hazırlanırken mucize uzanışla o topu çalması, 2-2’yi getirebilecek penaltıyı kurtarması, Jimmy Durmaz’ın tam köşeye giden sert şutunu karşılaması, Fenerbahçe’yi galibiyete taşıdı.
Fenerbahçe’nin ilk yarım saatte önde basarak oyuna başlaması, golü bulması, sonrasında kontak kapatması, sanırım takımın fizik gücüyle çok yakından ilgili... Fenerbahçe’nin çok yenileri var, zamana her şeyden fazla ihtiyacı var. Böyle bir ortamda galibiyetle milli maç arasına girmesi, Fenerbahçe için adeta ilaç oldu.
Samatta iki muhteşem gol attı. Önce makas tabir ettiğimiz şık bir gol, sonra Sosa’nın asistinde müthiş yükselişi ve köşeye bıraktığı kafa vuruşu... Enner Valencia topla çok barışık, topla çok iyi ama maçın hiçbir dakikasında etkili yerlerde dolaşmadı.
Altay’dan sonra maçın adamı elbette Gustavo... Adam mendirek gibi... Rakibin azgın dalgalar gibi gelen atakları hep Gustavo’dan geri döndü. Ancak iki bek Gökhan ile Caner’in rakip ataklarda çok yalnız kaldığını söylemeliyiz. Gelen, yardıma koşan, kademeyi alan oyuncu yok.
Tolga’ya inanamadım... Takımın yorgunluktan canı çıkmış, oyuna sonradan girdi, diri ve iyi, buna rağmen feci kötü oynadı. Çok kritik yanlışlar yaptı. Erol Hoca, Tolga yerine başka alternatifler aramalı...
Karagümrük hem bireysel olarak, hem takım olarak çok iyi... Kulübün başında işi bilen başkan olunca, transfer mermileri boşa atılmıyor, hedef vuruluyor. Bu Karagümrük’ü yenebilmek çok kolay değil...
Hakem Yaşar Kemal Uğurlu’nun verdiği penaltılar için bir şey demem. Ayrıca sadece bu maç için değil, VAR’da dakikalarca incelenen pozisyonlara niye bu kadar kıyamet koparılır? Hakemin bir inisiyatifi yok mu?

Yazının devamı...

Maçın kaybedeni Galatasaray

29 Eylül 2020

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA

Fenerbahçe zaman kazandı. Bu, Galatasaray maçını kazanmak kadar önemli... Galatasaray, henüz yeterli hazırlığı ve kadrosu olmayan Fenerbahçe karşısında beraberlikle yetinerek büyük bir fırsat kaçırdı. Galatasaray kazansa 9 puan olur, Fenerbahçe 4 puanda kalırdı. 3 haftada 5 puan fark, Fenerbahçe’de ciddi bir moral bozukluğu, sıkıntı yaratırdı. Galatasaray için kaçan balık büyük oldu.

Gol yoksa, Falcao yok. Galatasaray adeta bir eksik oynuyor. Tıpkı Fenerbahçe maçında olduğu gibi... Falcao’nun sadece gole değil, oyuna da katkısı olmalı... Ama bu yaşta, bu fizik gücüyle çok kolay değil...

Galatasaray’da müthiş bir stoper ikilisi var. Luyindama ile Marcao... Oyun bilgileri, mücadeleleri bir yana, yapılarıyla, fizik güçleriyle rakibi eziyorlar. Rakip üç adım atıyor, Luyindama üç adım atan rakibini yarım adımda yakalıyor. Linnes “Altın yedek”... Bir oyuncu, bir maçı kötü oynamaz mı... Linnes’e ne zaman ‘gel’ deseler, adam hazır kuvvet... Tam bir Kuzeyli kültürü ve disiplini...

Fenerbahçe, savunmasının iki kanadına Gökhan ve Caner’i alarak en iyisini yaptı. Büyük takımlarda büyük oyuncular oynar. Bunu Galatasaray karşısında bir daha gördük. Orta alanda Ozan’dan vazgeçmek kolay değil... Ozan, Fenerbahçe’nin dikine ve hızlı hücum geliştiren tek oyuncusu...

Fatih Hoca maçtan sonra, “Oyuncu istikrarı da önemli” dediğine göre mutlu olmadığı isimler var. İki maç iyi, bir maç kötü oynarsan, bu takım istikrarı adına sıkıntı yaratır. Fenerbahçe maçında Falcao, Feghouli, Belhanda hiç yoktular. Emre Kılınç ile Arda Turan sol kanadı hızlandıramadılar.

Galatasaray Babel’i sola alınca, Erol Bulut Hoca’nın Gökhan’ın önüne Nazım Sangare’yi alarak bir hamle yapabileceğini düşündüm. Erol Hoca bunu yapmadı. Nazım, futbol özellikleriyle, hücum ve savunma anlayışıyla sağ önde de oynayabilecek bir oyuncu... Sağ önde oynamak için Deniz Türüç’ün çok daha fazlasına ihtiyacı var. Bu kadarı ilk on bir için yetmez.

Enner Valencia ilk maçında, yani geçen hafta “Umutsuz vaka” gibi görünmüştü. Galatasaray maçında iyi mücadele etti, yüksek topları aldı. Thiam gibi bir golcü, halen kendini ve fizik gücünü bulabilmiş değil, acaba niye?

Yazının devamı...

F.Bahçe’nin doğasında var…

28 Eylül 2020

Süper Lig’e Galatasaray çok iyi, Fenerbahçe çok kötü başlayınca doğal olarak derbinin ağır favorisi Galatasaray oldu… Ama gördük ki, diğer maçlarında ne kadar kötü, ne kadar etkisiz olursa olsun, derbi maçlarında iyi oynamak, zor kaybetmek Fenerbahçe’nin doğasında yıllardır var…

İşin ilginç yanı “ağır oynuyor, yavaş hücuma çıkıyor” dediğimiz Fenerbahçe, Galatasaray karşısında hızlı çıkışlarla rakibine sıkıntılı dakikalar yaşattı… Nitekim Galatasaray’da tam 7 futbolcunun sarı kart görmesi büyük ölçüde bu hızlı hücumların sonucuydu…

Şurası kesin; Galatasaray’da Falcao’nun gol atmadığı maçlarda, takım bir eksik oynuyor… Çünkü Falcao’nun oyuna katkısı neredeyse hiç yok… Luyindama alkışı hak etti… Çok erken bir dakikada sarı kart görmesine rağmen, çok kritik müdahaleler yaptı, çok önemli dokunuşları oldu ve Galatasaray savunmasını ayakta tuttu…

Elbette en fazla merak edilen ilk defa bir arada oynayan Fenerbahçe’nin Lemos - Tisserand stoper ikilisiydi… Ligin en hızlı hücum eden takımına karşı ilk defa oynamak kolay iş değil… Ancak sahanın en kısalarından Arda’ya vurdurdukları kafa şutu ile Tisserand’ın Falcao ile mücadelesinde tam ceza alanı çizgisine yakın alanda topla acemice oynaması dışında neredeyse kusursuz mücadele ettiler…

Galatasaray hazır takım, Fenerbahçe yeni… Bu bakımdan henüz bir - iki antrenmanla oynayanlar, hazır olmadıkları için kulübede bekleyenler var… Bu bakımdan beraberlik Fenerbahçe’yi üzmez… Ama bu kadar hazırlıksız bir Fenerbahçe’yi yenemeyen Galatasaray’ı düşündürür…
Fenerbahçe ligin ilk iki haftasında futbol adına yapmadığı ne varsa, hepsini Galatasaray maçında hatırladı ve yaptı… Galatasaray’a önde basmaya çalıştı, rakibe yakın oynadı ve sahipsiz toplara daha fazla sahip oldu…

Fenerbahçe’nin solunda Caner, önünde bazen Thiam, bazen Valencia, Omar’ı ileri çıkartmadıkları gibi, çok ciddi ataklar geliştirdiler… Solda Emre Kılınç ilk büyük maçında kayboldu… Arda bir kafa ve ikinci yarıdaki bir şutu dışında iyi kontrol edildi… Kendine boş alan bulamadı…

Yazının devamı...

Önce kafa değişecek...

22 Eylül 2020

Fenerbahçe transferin şampiyonu… Aldıkça alıyor, ama bir şey değişmiyor; Niye... Papağan gibi tekrarlamaya devam edelim; günümüzün futbolunda bu kadar ağır oyun yok, bu kadar yavaş oyun yok… Hızlı hücuma çıkmazsanız, bunun sonucunda rakip savunmayı az adamla ve hazırlıksız yakalayamazsanız, pozisyon bulmakta , gol atmakta ciddi anlamda zorlanırsınız…

Nitekim Hatayspor maçının ilk yarısında böyle oldu… Fenerbahçe pozisyona giremeden ilk yarıyı tamamladı… Hatay derseniz, Fenerbahçe ceza alanı çevresini kendine “yasaklı bölge“ ilan etti ve adeta yaklaşmaktan çekindi…

Aslında Hatay‘ın rakip kaleye bu kadar uzak kalmasında, Fenerbahçe orta alanında Tolga ve Gustavo‘nun önemli müdahaleleri etkili oldu… Fenerbahçe’nin yeni ikili stoperinin uyumu için bir şey söylemek zor… Hatay gelmedi ki, yeni ikilinin marifetlerini görelim… Zanka da , Lemos da ilk yarının en rahat adamlarıydı…
Gerçi Fenerbahçe‘nin gerçek takımı sahada değil, sanki kulübedeydi… Maçta Enner Valencia‘yı gördükçe, ilk maçta Frey’i oynatan ve bu nedenle ağır eleştiri alan Erol Hoca‘ya hak vermeye başladım… Frey hiç olmazsa deli - dolu hareketli… Valencia’da bu görüntü bile yoktu…

Thiam‘ın geçen sezon Kasımpaşa‘da bütün maçlarını izledim, Thiam hücumun merkez adamıdır, pivot santrafordur… Kasımpaşa’da birbirinden güzel gollerini merkezde oynarken attı… İnada gerek yok…Yeni santrafor gelene kadar, hiç olmazsa bu görevi Thiam’a verin… Fenerbahçe’ye de, Thiam’a da yazık etmeyin..
Ama kim oynarsa oynasın bu kadar ağır oyun, bu kadar yavaş hücum pozisyon getirmez, gol getirmez, galibiyet getirmez… Hızlı oyun, hızlı hücum… Tekrar edeyim; Hızlı oyun hızlı hücum… Bunu Erol Hoca’ya kim kabul ettirecek?

İkinci yarıya Sosa ve Sinan ile başladı Fenerbahçe… Sinan son saniyede saç - baş yolduran bir gol pozisyonu kaçırmanın dışında hiçbir şey yapmadı… Erol Hoca ilerleyen dakikalarda iyi bir hamle yapıp Novak‘ ı geriye, Caner ‘i öne attı… Ama aynı Erol Hoca, takımın hücumdaki en etkili adamı Caner’e çıkararak büyük bir yanlışa imza attı…Caner nasıl çıkar, inanılacak gibi değil... Valencia ‘nın 95 dakika Fenerbahçe‘yi bir eksik oynatması Erol Hoca için bir başka büyük yanlıştı …

İlginçtir, Fenerbahçe’yi heyecanlandıran üç pozisyon oldu… Biri direkten dönen iki Gökhan Gönül kafası, diğeri Lemos kafası… İki savunma adamı… Aslında Fenerbahçe hücumcusu olmayan bir maç oynadı…

Yazının devamı...