Sene 1986... Meksika’da Dünya Kupası finalleri var… Ben Güneş gazetesinde genç bir müdürüm… İddialı spor sayfalarına imza atmaya çalışıyoruz... Dünya Kupası’na gidecek ekibi yaptık, gazetenin genel yayın müdürü, hakkını ödeyemeyeceğim, Güneri Civaoğlu’nun onayına sunduk…
Güneri Bey biraz sonra beni çağırdı… “Bu ekip gitsin tamam ama final grubu maçları başladıktan sonra sen de git” dedi… Böylece sayfanın başında durayım derken kendimi Meksika yollarında buldum…
Çok iyi bir ekiptik… O dönem Güneş’te yazması için rica ettiğim Fatih Terim, rahmetli Metin Türel, rahmetli Orhan Şahin ve ben ekibin içindeydik… Mexico City’e gittik… Ülke büyük bir depremden yeni çıkmış… Otelimize gittik, bir o maç, bir bu maç, nefes almadan dolaşıyoruz…
Otelimizde Arjantinli gazeteciler de vardı… Rahmetli Orhan Şahin, zaten uluslararası bir gazeteciydi, kendileri ile kısa sürede ilişki kurdu, samimiyeti bayağı ilerletti…
Ganimet bulduk sanki
Grup maçlarından final grubuna geçerken arada üç gün izin vardı… Arjantinli gazeteciler Orhan Şahin’e “Bir yere kımıldamayın, iki gün sonra Arjantin milli takımı kampını gün boyu medyaya açacak, sizi de götürelim” dediler…
Allah, ganimet bulmuş gibi yerimizden sıçradık… Zaten Mexico City’e hazırlıklı gitmiştim… Milliyet ve Güneş gazetesinin efsane karikatüristi Mesut Yavuz’a (şimdiki kuşaklar bilmez büyük ustadır), kafaya koyduğum için çok güzel bir Maradona portresi çizdirmiş, onu da gazeteye koymuş, o gazete sayısını da yanıma almıştım…
Arjantinli gazeteciler “hazır olun, yarın gidiyoruz“ dediler… Birlikte yola çıktık… Bir gittik, bütün dünyam karardı… Kamp yapılan tesisin önünde, çevresinde yüzlerce gazeteci… Belki 50 tane televizyon kuruluşu… Bir RAİ geliyor röportaj yapıyor, bir başkası geliyor röportaj yapıyor, kafayı uzatmak bile mümkün değil…
Ama kamp gün boyu medyaya açık... Futbolcular içeri giriyorlar, biraz sonra çıkıyorlar, gene giriyorlar, birşeyler atıştırıp çıkıyorlar… Biz bu hengamede kafayı uzatmaya çalışıyoruz…
Saatler saatleri kovaladı, karmaşa ve kalabalık özellikle televizyonlar büyük ölçüde çekildi… Herkes “Maradona“ diye bağırıp kendi yanına gelmesini istiyor… Banim için tek şans vardı… Sevgili Mesut Yavuz’un çizdiği o muhteşem Maradona karikatürünü havaya kaldırıp Maradona’nın dikkatini çekebilmek…
Bir kaldırdım, iki - üç, beş derken Maradona karikatürünü gördü… Görür görmez de dönüp yanımıza yaklaştı… “Nereden geliyorsunuz” dedi. “Türkiye” dedim ve “Bu bizim ulusal bayrağımız, bu da sizin gazetemizde çıkan karikatürünüz” diye ekleyip verdim…
Önce kısa bir tereddüt etti, sonra Türk bayrağını aldı, gazeteyi aldı ve karikatürünü incelemeye başladı… ”Hayret” dedi ve “İtalya’da bile bu kadar güzelini çizemediler… Lütfen bunun orjinalini bana gönderin…” diye devam etti...
Atlatma haberin keyfi
Maradona’nın ilgisini çekmiştik… Çevresini umursamadı bile… Orhan Şahin o sırada bir yandan fotoğraf çekti, bir taraftan birbirimizi anlayabilmemiz adına konuşmalara yardımcı oldu… Maradona tanrıya inandığını ve manevi bağlarının kuvvetli olduğunu, İtalya’da oynarken çok duyduğu Efes’teki Meryem Ana kilisesini ziyaret etmek istediğini söyledi…
Maradona “Beni eleştirenlere gereken cevabı verdiğimi sanıyorum… Artık peşimi bıraksınlar“ dedi… Bunların hepsi Güneş gazetesinde tam sayfa çıktı… Bir gazeteci olarak “atlatma“ bir haberin doyumsuz keyfini alabildiğine yaşadım…
İngiltere’yi yenip eledikleri maçta Aztek stadındaydık… Kaleci Shilton’un yarısı kadar boyu olmasına rağmen o hava topuna vurup nasıl gol attığını anlamamıştık… Sonrasında televizyon tekrarlarından golün elle atıldığı anlaşıldı… Hatta günümüze kadar konuşulan bu gol için “tanrının eli“ tanımlaması bile yapıldı, yapılıyor… Elle attığı golde bile, bir kalecinin uzanamayacağı yüksekliğe çıkmış, bu gole bile bir estetik kazandırmıştı…
Sonrasında santradan aldığı topla herkesi geçip attığı gol, hiç unutulmadı… Meksika’da dünya tam bir Maradona gösterisi izledi… Öyle ki, o kadar efsane oldu ki “Pele mi, Maradona mı, dünyanın en iyisi kim?“ tartışmaları bile başladı…
Menajer Bayram Tutumlu’nun çok iyi arkadaşıydı, sonraki yıllarda iki kez Türkiye’ye geldi… “Maraba Televole” bile dedi ve bu Televole programına jenerik oldu…
Elbette futbol sonrası iyi yaşamadı, kendini ve vücudunu hırpaladı, erken yaşta yaşama veda etti… Ülkesi Arjantin’in üç günlük ulusal yas ilan etmesi, dünyanın tüm iletişim mecralarının Maradona diye inlemesi boşuna değil…
Ne güzel laftır: Öldükten sonra yaşamak istiyorsan, yaşarken ölümsüz bir eser bırakacaksın…”
Maradona, beyinlere, yüreklere, futbol tarihine bu kadar derin imza atmışken, istese de ölemez… Dünya futbol tarihine yeni sayfalar elbette eklenecek, ama en çok Maradona sayfaları çevrilecek… Efsaneler ölmez...

Bir karikatüre Maradonadan röportajı kaptık

Bir karikatüre Maradonadan röportajı kaptık