Fenerbahçe’de Emre Belözoğlu’nun sportif ve idari direktör olacağı konuşuluyor. Doğru karar... Emre’nin sadece sahada değil, yaşamında lider bir karakteri var. Takımı sarar sarmalar... Futbolcunun halinden de anlar, yönetimin halinden de... Bu işi yapar.
Ancak Emre’ye düşen bir başka büyük ve kritik görev var. Başkan Ali Koç’a yeri ve zamanı geldiğinde “dur” diyebilmek, “Hayır başkan” diye atabileceği yanlış bir adıma engel olabilmek...
Başkan Al Koç’a şimdiye kadar yönetimi ve çevresinde kimse, “Hayır başkan” diyemedi. Emre, özellikle transfer döneminde engin futbol bilgisi ile yanlış bulduğu bir başkan kararına mutlaka “hayır” demeli... Fenerbahçe’ye en büyük hizmet bu olur.
Fenerbahçe’de başkan Ali Koç’a, “Bu yanlış” diyebilen bir yönetici çıksa, başkanı ikna edebilse, belki de özellikle transferde bu kadar yanlış adım atılmaz, bu kadar derin hayal kırıklığı yaşanmazdı.
Elbette başkan Ali Koç da Emre Belözoğlu’nu sportif ve idari direktör yapacak kadar güveniyor ve kendisine koca bir futbol şubesini teslim ediyorsa, Emre’nin “hayır” dediklerinde düşünmeli, durmalı ve yanlış adım atmaktan vazgeçmeli...

Aman sigarayı bırakın
Kaptan Rüştü Reçber’i aradım, “Geçmiş olsun” dedim. Epey konuştuk, sesi çok güçlü, morali çok yerindeydi. Açık konuştu, “Gittik geldik” dedi ve üstüne basa basa, “İyi ki sigarayı beş yıl önce bırakmışım” diye tekrarlayıp durdu.
Rüştü, “Şimdi sigara içen kim varsa, bizim Tuncay Şanlı başta, bırakın diye resmen yalvarıyorum, yal-va-rı-yo-rum” dedi. Sigaracılar lütfen Rüştü Kaptan’ı dikkate alın. Bunları, “Gittik, geldik” diyen en yakın arkadaşınız söylüyor.

Gökhan ve Caner
-Beşiktaş’ın yerinde olsam Gökhan Gönül ile Caner Erkin’i bırakmam.
-Fenerbahçe’nin yerinde olsam, ayrılırlarsa Gökhan Gönül ile Caner’i alırım.

Orası Almanya...
‘Devlet”in kurallarıyla, “Millet”in toplumsal disipliniyle, çağdaşlığı, çalışkanlığı, geleceğe yatırım yapan vizyonu ile dünyanın belki de en güçlü ülkesi Almanya...
Dünya salgından kırılırken, Almanya bu özellikleri ve gelişmişliği ile “asrın belası”nı en hafif şekilde atlatmaya çalışıyor. Vaka çok az, ölüm sayısı 1.1 gibi çok düşük düzeyde...
Alman kulüpleri antrenmanlara başladı bile... Mayısta lige kaldığı yerden başlamak istiyorlar. Kolay mı? Elbette değil... Ama orası Almanya... Yaparlar mı, yaparlar...

Ünal’ın sitemi
Değerli bir dostum var, adı Nurettin Ünal... Sıkı Fenerbahçeli... Whatsapp grubundan bir mesaj atmış. Sitem dolu... Diyor ki;
* Ali Koç, 33 bin yardım kolisi bağışladı.
* 20 milyon lira bağışladı.
* Maske üretti.
* Oksijen tüpü üretti.
* Entübasyon kabini üretti.
* Hastanelere çamaşır kurutma ve kahve makineleri dağıttı.
* Otellerini ve Fenerbahçe konukevini bütün sağlık çalışanlarına açtı.
* Ama hiçbir haber kanalında bunlar iki dakika bile yayınlanmadı.
Psikolojim bozuluyor diye bu ara haber kanallarını “pas” geçiyorum. Yayınladılar mı yayınlamadılar mı bilemem. Ama ben sevgili dostumun mesajını buradan paylaşıyorum.

Günün sözü
İnsanı açlık öldürmez, alıştığı tokluk öldürür.
-- İbn-i Haldun--

Böyle bir kafa virüsten zararlı
İki günlük sokağa çıkma yasağının iki saat önce açıklanmasına ciddi eleştiriler ve tepkiler var. Haklılar... Ancak bu iki günlük sokağa çıkma yasağı iki saat önce değil de, iki gün önce açıklansa, inanın gene marketler, bakkallar, fırınlar çok daha fazla hücuma uğrar, izdiham yaşanırdı. Bu iş, insan profili, toplumsal psikoloji ve disiplin ile çok ilgili...
Bir yerde gördüm. Dede, torunu yanında gezintiye çıkmış. İlgililer durdurup uyarıyor, “Dede ne yapıyorsun?” diyorlar: “Sana da, bu yavruya da sokağa çıkma yasağı var, yazık değil mi size, hadi hemen eve dönün.” Dede ilgililerin uyarısına fena içerliyor, “Size ne” diyor, “Can benim, torun benim...”
Böyle bir cehalete, böyle bir ilkelliği, böyle bir kafaya laf anlatmak, inanın bulaşıcı hastalıkla uğraşmak kadar zor...

Yaşasın, negatif!
“Negatif” kelimesinden hep nefret ettim. “Pozitif”i, sıcak, sempatik, doğru buldum. “Negatif enerji” yayanlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştım.
Şu salgın hastalıktan bu yana “negatif” ifadesine bayılıyorum. Ne zaman “negatif” duysam “yaşasın” diye bağırıyorum. “Pozitif”ten hiç bu kadar nefret etmemiştim.