Bu yazacaklarıma Fenerbahçeli çoğu taraftarın karşı çıkacağını, hatta tepki koyacağını biliyorum. Hatta bazı meslektaşlarımın bile... Ama ben yazayım, sonuçta bir düşüncedir, katılan olur, katılmayan olur.
Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, göreve yeni geldiğinde, “Savunma futbolu oynatıyor, takımın hücum zenginliği yok” diye taraftarın karşı çıktığı Aykut Kocaman ile yolları ayırdı.
Sonrasında Cocu geldi, Koeman geldi, gene taraftarın isteği ve baskısı ile “hücum, hücum” diyen son şampiyon hoca Ersun Yanal geldi ama Fenerbahçe takımı o futbol ve hücum zenginliğini bir türlü yakalayamadı. Çünkü elinde, o yapıya uygun bir kadro yoktu.
Fenerbahçe şimdi hoca arıyor. Erol Bulut’un adı geçiyor, yabancı hocalar konuşuluyor, isimler havada uçuşuyor. İddialı bir yabancı hoca gelirse önemli transferler isteyecek. Yeni düzende bu mümkün değil... Üstelik UEFA ve TFF yaptırımları kapıya dayanmış durumda...
Sıradan bir yabancı getirseniz, her şeye evet” diyecek ve hiçbir iddia taşımadan parasını alıp gidecek.
Sıkıntı büyük... Fenerbahçe de her kulüp gibi küçülmek, altyapıya yönelmek, daha takım oyununa, takım disiplinine bağlı bir kadro oluşturmak ve buna göre bir hoca bulmak zorunda...
O zaman alternatif isimlerden biri olarak Aykut Kocaman akla geliyor. Aykut hoca zaten, yıldıza fazla önem vermeyen, takım oyununu ve disiplinini seven bir futbol anlayışına sahip... Çalıştırdığı her takım, Türkiye’nin en fazla koşan takımı oluyor.
Aykut Hoca’nın “savunma futboluna prim tanıdığı” algısı var ama bir dönem Fenerbahçe’yi “En az yiyip, en fazla gol atan takımı” noktasına getirdiği unutulmasın.
Aykut Hoca ile Fenerbahçe’nin Avrupa kupalarında yarı final oynadığı, Süper Lig şampiyonu olduğu, Türkiye Kupası’nı kazandığı akıllardan çıkmasın.
Eğer normal koşullar olsa, Fenerbahçe istediği transferi yapabilse bu yazıyı yazmazdım. Ama Fenerbahçe’nin böyle bir şansı, bu ekonomik koşullarda haklı olarak yok.
Mütevazı bir kadro ile daha fazla koşan, hatta en fazla koşan, takım disiplinine uyan, takım oyunundan asla ödün vermeyen bir takım için Aykut Hoca alternatiflerden biri olabilir. Aykut Hoca’nın, Fenerbahçe’de “Normal ve rahat” bir dönemde çalışmadığı, hep “sıkıntılı ve acılı” dönemlerin hocası olduğu unutulmasın.
Olur, olmaz... Düşünmekte ve tartışmakta bir sakınca yok. Ayrıca bu konuda değerli meslektaşım Serdar Ali Çelikler ne düşünüyor, açıkçası meraktayım.

Ey vicdan ortaya çık!
Fatih Terim, hastalığı sırasında, “Oh olsun... Layığını buldu” gibi, insanlığa, vicdana sığmayacak paylaşımlarda bulunanları mahkemeye vermiş; iyi etmiş.
Hastalığın Fenerbahçelisi, Galatasaraylısı, Beşiktaşlısı olur mu... Allah her insana sağlık versin. Ama öyle bir fanatizme büründük ki, insanlıktan çıktık.
Ey vicdan, ey iyi insan... Neredesin; ortaya çık...

UEFA’nın insafı yok
UEFA, Şampiyonlar Ligi’ndeki PSG maçından Galatasaray’a 56 bin euro ceza vermiş. Kulüpler tek kuruş para kazanamazken, böyle bir cezanın sırası mı? Ötelenmez miydi, biraz hoşgörü katılıp rakam daha az tutulamaz mıydı? Bu UEFA’nın insafı yok.

Hayali güzel ama...
Beşiktaş Teknik Direktörü Sergen Yalçın, kulübün sosyal medya hesaplarından taraftarlarla yaptığı söyleşide sık sık “Talisca’yı alıyor muyuz?” sorusuyla karşı karşıya kaldı.
Sergen Yalçın, bilindiği gibi, “Doğrucu Davut...” İnandığını söyler. Bu Talisca soruları karşısında “Keşke alsak... Ama bu şartlarda mümkün değil... Play-station oynamıyoruz ki, istediğimizi alalım, istediğimizi satalım” dedi.
Sergen Hoca hayal satmadı, doğruyu yaptı.
Başkan Ahmet Nur Çebi de, şartların çok değiştiğini, altyapıya önem vereceklerini her fırsatta ısrarla söylüyor. Yönetim, mevcut kadrodaki futbolcuların aldıkları paraları yarıya indirmelerini istiyor.
Durum bu kadar açıkken, durum bu kadar sıkışıkken, taraftar halen “Talisca’yı alıyor muyuz?” diye soruyor.
Üstelik sadece Beşiktaş değil, bütün kulüpler geçmişten gelen çok ağır yükleri taşımaya çalışırken, şimdi yeni ve son derece bilinmez, hatta kötü bir ekonomide bu transferleri nasıl yapacaklar?
Taraftarlar zor olsa bile gerçeği kabul etmek zorunda...
Artık “Talisca” ve benzeri futbolcuların transferi yeni futbol düzeninde mümkün değil...
Hayali güzel ama hedefe varma şansı maalesef sıfır...

Tek bir delil bile yok
Fenerbahçe Kulübü, resmi hesabından 4 Nisan 2015’i hatırlatıp, kafile otobüsünün kurşunlanmasını gündeme taşıdı ve “Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi. Gerçekten, aradan tam 5 yıl geçti. Ortada tek bir delil, kamuoyu ile paylaşılan tek bir açıklama yok. Şaşırtıcı bir durum...

Belgesel tadında
Bein Sport’ta “belgesel” tadında iki konu izledim. Birincisi, sanıyorum 2011-12 sezonunda Beşiktaş basketbol takımının altın yılını yaşadığı “3’ü 1 arada” programıydı. Dönemin başkanı Yıldırım Demirören, şube sorumlusu Şeref Yalçın, takımın koçu Ergin Ataman ve sezona imzasını atanlar o yılı anlattılar. NBA’den gelenler, Beşiktaş’ın kapısından dönen efsaneler, müthişti.
İkincisi basketbolcu Shane Larkin’in ABD’den Türkiye’ye uzanan öyküsü... Baba eski bir sporcu... Bu işi biliyor... Larkin’e daha çok ufak yaşta vücut vücuda mücadeleyi öğrensin diye Amerikan futbolu oynatıyor, beyzbol oynatıyor. Larkin’in Miami yılları... Ailesinin ABD’de Efes maçlarını canlı izleyişi... Her üçlükte ayağa fırlayışı... Ailenin İstanbul’a gelişi, Larkin’in evinde samimi sohbet eşliğinde yemek... Gözümü bir saniye ekrandan ayıramadım.
Elbette Milliyet’te kurt gazeteci Bilal Meşe’nin, yıllarca birlikte olduğu “Sergen Yalçın’ın anıları...” Sergen Yalçın tepeden tırnağa rengarenk bir adam... Bilal işinin ustası... Böyle olunca ortaya soluksuz okunacak bir yazı dizisi çıkmış.
Emeği geçenleri kutluyorum.