Gazetelerde, “Fenerbahçe, İrfan Can ile Edin Visca ‘yı istiyor” diye okuyorum. Meraklandım, Başakşehir Başkanı Göksel Gümüşdağ’ı aradım. Önce eşiyle birlikte sağlıklarını sordum, maşallah son derece iyiler.
Başkan’a sonra, “Nedir bu İrfan Can ile Edin Visca işi, Fenerbahçe’den teklif aldınız mı?” dedim. Başkan çok kesin cevapladı:
“Ne Fenerbahçe, ne de bir başka kulüp... En ufak bir teklif yok. Hepsi yalan, hepsi palavra” dedi.
“Peki ya teklif gelirse” dedim. Başkan, “Bu konuların sırası değil... Ortada şampiyonlukta çok ididalı olan bir takımımız var. Şu anda sadece lige ve Avrupa Kupası’na odaklıyız. Kaldı ki teklif yok” dedi.
Başakşehir’de sezon sonu Clichy, Demba Ba, Gökhan İnler, Robinho ve Elia’nın sözleşmeleri bitiyor. Başkan, Clichy ile eğer kontratında bir indirime giderse seneye de devam etmek istediklerini söyledi.
Başkan, “Tabanca gibi adam” tanımlamasını yaptığı Enze Crivelli’den çok umutlu olduklarını, henüz 24 yaşında olan Fransız golcü ile 4 yıllık sözleşmeleri bulunduğunu ve önümüzdeki sezon için de ellerinde çok ciddi alternatifler ve gençler olduğunu belirtti.
Elbette lig... Göksel Başkan, ligin başlamasından yana... Ancak herkes gibi, “Çok kontrollü, çok tedbirli, insan odaklı olmalıyız” dedi. Başkan’a göre ligin oynanmasında ve bitirilmesinde takvim olarak bir sıkıntı yok. Başkan gerekirse, “Hızlandırılmış bir lig”, yani bir haftada iki maç ya da İstanbul merkezli maçlarla bu ligin biteceğine inanıyor.
Sonuç: Edin Visca ve İrfan Can için kimse hayale kapılmasın. Şimdilik ne alan var, ne satan...

Bulut’un değerli özelliği
Fenerbahçe’nin gündemindeki hocalardan biri olan Erol Bulut, teknik direktörlüğe yürüyüşünü önemli ve vizyoner bir hoca olan Abdullah Avcı’nın yanında tamamladı. Takımın patronu olarak Malatya’da ve Alanya’da iyi işler yaptı.
Ancak Erol Bulut ile ilgili benim dikkatimi başka bir şey çekti. Kupalara ambargo koyan Galatasaray’ı İstanbul’da eledikten ve yarı finale çıktıkları maçtan sonra, “Galatasaray gibi bir rakibi elediğimiz için elbette mutluyum. Ama iyi oynamadık, bu futbol bize yakışmadı” dedi.
Bu çok önemli... Ayağı yerden kesilmedi. O rüzgârla ve mutlulukla esip gürlemedi. Doğruları söyledi. Kazanırken eksiğini, kendi gerçeğini gördü. Bir hoca için değerli bir özellik bu...

İki iddia iki yorum
Ortalıkta dolaşan ve gündemi meşgul eden iki iddia var. Ben bu iki iddia ile ilgili olarak doğru bildiklerimi yazayım.
BİRİNCİ İDDİA: Yayıncı para kazansın diye ligi başlatmakta acele ediyorlar. Bana göre bu doğru değil... Yıllarca bu işin içinde olan bir insan olarak yazıyorum. Digitürk, liglere ara verildiği için ödeme yapmıyor. İşin sürekliliğini sağlamak ve abone ile reklam kaybını önlemek için elbette ligin başlamasını istiyorlardır. Ancak kalan sekiz hafta oynanırsa, bu sekiz hafta için TFF Başkanı Nihat Özdemir’in verdiği bilgiye göre 588 milyon para ödeyecekler. Ligin kalan bir haftası da, hafta arası oynanacağı için, kalan bu yedi haftada yayıncının 588 milyon lirayı çıkarması mümkün değil... Kesin zarar yazacak. Ancak TFF Başkanı Nihat Özdemir’e, “Kalan haftaları bir an önce oynat, 588 milyon liramızı alalım” diye ciddi baskı yapan çok sayıda kulüp var.
İKİNCİ İDDİA: Bahis şirketleri ligler bir an önce başlasın, iddaa oynatalım diye TFF’ye baskı yapıyorlar. Yılların rakamları bu iddiayı doğrulamıyor. İddaa oyuncularının yaklaşık % 85’i, İngiltere Ligi başta Avrupa ligi maçlarını oynuyorlar. Süper Lig takımlarının maçlarıyla ilgili iddia oynanma oranı ise sadece % 15... Rakamlar da gösteriyor ki, bahis şirketleri için Avrupa liglerinin başlaması çok daha önemli... Onlar da başladı, başlıyor zaten...

Trabzonspor’a ve Ağaoğlu’na alkış
Milliyet‘te değerli meslektaşım Mustafa Anıklı, rakamları ortaya koyarak Trabzonspor’un müthiş başarısını çok iyi yansıttı. O yazıdan esinlenip yazıyorum.
-Dağ gibi borçlar erimeye başladı.
-Hatta bu yıl bütçe ciddi kar yazdı.
- Alt yapıdan futbolcular kazanıldı.
- En ekonomik paraya en etkili oyuncular alındı.
-Kadro mühendisliği çok iyi yapıldı.
- Önemli paralara futbolcular satıldı.
-Pahalı ve gereksiz kontratlar uzatılmadı.
- Şehirde ve camiada nihayet huzur sağlandı.
-Halen lider olan ve şampiyonluğa oynayan bir takım yaratıldı.
- Prestij, itibar ve iddia adeta zirve yaptı.
“Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Başkan Ahmet Ağaoğlu’na ve Trabzonspor Yönetimi’ne alkış... Alkış... Alkış...

Avrupa sahaya iniyor
Salgın hastalığı bizden bin beter geçiren Avrupa ülkelerinde liglerin başlama tarihleri belli oldu. Yorumsuz o tarihleri yazıyorum:
- Almanya: Başladı
- Macaristan: 23 Mayıs
-Çekya: 25 Mayıs
- Polonya: 29 Mayıs
-Danimarka: 29 Mayıs
-Avusturya: 30 Mayıs
- Portekiz: 30 Mayıs
- İtalya: 6-7 Haziran
- İngiltere: 8 Haziran
- İspanya: 15-28 Haziran
- Yunanistan: 6 Haziran
- Hırvatistan: 6 Haziran
-İsviçre: 8 Haziran

Bunun adı anormalleşme
Bunun adı “normalleşme” olamaz. Olsa olsa “anormalleşme” olur. Niye, yazayım.
- Gecenin 12.00’sinde sokağa çıkma kısıtlaması sona eriyor, o saatten sonra binler, on binler üst üste sokaklarda, caddelerde... Kiminde maske var, kiminde yok. Maskeyi doğru dürüst takan neredeyse hiç yok. Kardeşim, gece yarısı dışarıda ne işiniz var. Yatıp uyusanıza... Sahuru bekliyorsanız, evde herhangi bir şeyle meşgul olsanıza...
- AVM’ler açıldı, sabahın 09.00’unda metrelerce kuyruk... Aceleniz ne? AVM’lerde yiyecek yok-içecek yok. Mecbur musunuz, sabah ezanı AVM kapısına dayanmaya...
- Akademisyenler, bilim insanları, liyakat sahibi olanlar, “AVM’lere gitmeyin, büyük risk taşıyor” diye bar bar bağırıyorlar. Bilimin sesini ne zaman dinleyeceksiniz, bilime ne zaman inanıp, değer vereceksiniz.
-0-14 yaş arası çocuklara sokağa çıkma izini verildi. Baktım, çocukların azımsanmayacak bir bölümünde maske bile yok. Bu mudur anne-baba sorumluluğu...
- Maske takanların büyük bölümü, sanki iş olsun diye takıyor. Burun dışarıda, konuşurken maske aşağıda, bazılarında maske, aksesuar gibi boyuna kadar inmiş durumda...
-Sen önlemini al, taktir Allah’ın... Bazıları halen “Evelallah bize bir şey olmaz’ modunda...
Bu “normalleşme” değil... “Anormalleşme...”