Üç gün önce olduğu gibi bir gözüm Galatasaray‘da, diğer gözüm Beşiktaş‘ta... Buna rağmen iki maçı da “dört gözle” dikkatli biçimde izlemeye çalışıyorum.

Görevim Galatasaray yazmak... Maçtan bir öykü çıkartmaya, yazmaya çalışıyorum. Yazacak, çıkaracak konu yok. Ama Beşiktaş maçında hareket çok...Daha ilk 17 dakika; Galatasaray henüz Konyaspor ceza alanına şeref vermemişken, aynı 17 dakikada Beşiktaş, Rize‘de tam 6 pozisyon yarattı, ikisi gol oldu, birisi ofsayta takıldı, diğeri skorboarda yazıldı, dördü kaleci Gökhan Akkan‘ın uzayan ellerinde kaldı.

Benim aklım da Galatasaray‘a takıldı. Üç gün arayla bu kadar hareketli oyundan, bu kadar durgun oyuna nasıl geçilir? Antalya‘da sular seller gibi akan Galatasaray, Konyaspor maçının ilk yarısında kuruyan ırmak gibiydi.

Galatasaray oyuna o kadar ağır başladı, o kadar ağır devam etti ki, Konyaspor’un kalabalık ve yerleşik savunması zorlanmadı, dengesi bozulmadı, geniş alan bırakmadı. Üstelik Konya‘da geri dörtlünün çok önemli iki adamı Skubiç ve Abdülkerim cezalıyken...Galatasaray‘a son maçlarda hareketi getiren Halil ile Kerem‘di. Konya iki futbolcuyu da kademeli olarak tutmaya başladı. Emre Kılınç ile Etebo durgun kaldı, Gedson Fernandes, bu etkisizler arasında bir adım öne çıktı.

Galatasaray‘da iki bek, Şener ile Ömer kenarlardan iyi geldiler. Özellikle Şener ileri fırlayıp buluştuğu topları ceza alanına paralel değil, geri keserek  önemli ve tehlike yaratacak işler yaptı.

İlk yarı bittiğinde baktım, Beşiktaş‘ın üç gol atıp devreyi 1-0 önde kapattığını, Galatasaray‘ın beş korner üst üste kullanıp, tek şutunu ilk yarının son dakikasında Gedson Fernandes ile attığını gördüm.

Fatih Hoca sıkıntıyı görünce Babel, Emre Akbaba, Falcao, gole yakın kim varsa hepsini oyuna soktu. Bütün bunlara rağmen Galatasaray pozisyon bulmakta zorlandı. Oyunu hızlandıramadı, baskılı oynayamadı, imdadına golcüleri değil, Konya kalecisi Sehiç yetişti. Babel‘in ciddi darbeli şutunu elinden kaçırıp Emre Akbaba‘ya asist yapınca, Galatasaray‘ı yarışta tutan gol geldi.

Galatasaray baskılıydı ama iyi değildi. Hele son Antalya maçı düşünülürse, o maçın yarısı bile değildi. Halil yoktu, Kerem yoktu, Mustafa yoktu, Emre Kılınç yoktu. Bir Gedson Fernandes vardı. Oyunun merkezinde hep Gedson‘u gördük.

Konya takımı son derece ilkel bir futbol oynadı. Bu kadar savunmada kalan, oyunu tek yönlü oynayan takımların, kendi adıma söyleyeyim, kazanmasına, hatta puan almasına gönlüm razı olmuyor.

Konya‘da Kravets emekliliğini çoktan ilan etmiş, bastonunu bile ısmarlamış. Konya halen bu Kravets‘ten katkı bekliyor. Koyun bir genci, maçı kazanamasanız bile, belki yarınları kazanırsınız.

Galatasaray, bir iyi, bir kötü... İstikrarı yok. Beşiktaş’ın golcüsü yok, Rize‘de üç atıyor, Galatasaray beş golcü ile oynuyor, rakip kalecinin asistiyle zor bela bir gol atıp maçı kazanıyor.

Bitime dört hafta var, aradaki puan farkı altı... Futbol olarak fark var. Beşiktaş 6 puan birden kaybetse bile, ikili averaj adına kendi sahasında iki farkla kazandığı maç var. Galatasaray bu sezonu da ha ıskaladı, ha ıskalayacak. Görüntüler ve rakamlar bunu söylüyor. Sanki vuslat başka bahara...