Geri Dön

Sönmeyen meşale

Milliyet, bu yıl “Geleneksel Yılın Sporcusu” yarışmasında 66. yılına giriyor. Tam 66 yıl... Bir ömür... Sönmeyen meşale, her geçen yıl daha da ısıtarak, daha da aydınlatarak tam 66 yıldır yanıyor. Şeref madalyası elbette seçkin sporcularımızın... Bu şeref de Milliyet’in...

Sönmeyen meşale

ŞANSAL BÜYÜKA İLE DOBRA DOBRA

Efsane olmak, geleneksel hale gelmek kolay iş değil... Arkanızda çok uzun yılları bırakacaksınız. O geride kalan yıllarda unutulmaz işler yapacaksınız. Tarihe ve hafızalara silinemez imzalar atacaksınız. Tıpkı Milliyet’in Gillette ile ortaklaşa düzenlediği Geleneksel Yılın Sporcusu yarışması gibi...

Milliyet, bu yıl “Geleneksel Yılın Sporcusu” yarışmasında 66. yılına giriyor. Tam 66 yıl... Bir ömür... Geride unutulmaz izler bırakarak, seçkin sporculara ve spor adamlarına halkın oylarıyla “Şeref madalyası” takarak geride kalan, göz kamaştıran 66 yıllık bir tarih...
Milliyet’te toy bir muhabirken, sonraki yıllarda yöneticilik yaparken, bu yarışmanın her yıl nasıl gelişerek, Türk sporuna ve sporcusuna katkısını nasıl arttırarak bu günlere geldiğini çok iyi bilenlerden biriyim.

Bu yarışmayı yaşayan ve yaşatmaya çalışmaktan büyük onur duyan biri olarak şunu söylemeliyim; çok önceki yıllarda bu “şeref madalyası” genellikle ya futbolculara, ya güreşçilere giderdi... Nadiren da maratonculara...

Zamanın ruhu çok şeyi değiştirdi. Türk sporu uluslararası alanlara açıldı. Futbolla, güreşle sınırlı olan kategorilerin arasına atletler, tenisçiler, eskrimciler, okçular, yüzücüler girdi. Dünya rekorları kırdılar, Avrupa rekorları kırdılar. Altın, gümüş, bronz madalyaları topladılar. Takım sporlarında, kadın sporlarında Türkiye’ye ilkleri yaşattılar.

Bütün bu sporcularımız için Milliyet Yılın Sporcusu yarışması motivasyon oldu, hedef oldu, moral oldu. Göğsümüzü kabartan, altın, gümüş, bronz madalyaları toplayan seçkin sporcularımıza bakın; gururla taşıdıkları ödülleri arasında titizlikle sakladıkları, korudukları Milliyet’in “Şeref madalyası”nı mutlaka görürsünüz.

Eyyamdan ne zaman vazgeçeceksiniz?

Beşiktaş - Ankaragücü maçının hakemi Arda Kardeşler iyi bir yönetim göstermemiş olabilir. Ancak Türk hakemliği için, Türk futbolu için “milat” olacak bir uygulama yaptı. Bayıldım, “tamam” dedim. Hatta, her fırsatta yere yatan, sakat numarası yapan, hakemi aldatan, oyunu durdurtan, rakibin alın terini çalan futbolculara karşı adeta savaş açan değerli meslektaşım Uğur Meleke’ye mesaj attım, “Yazıların etkili olmaya başladı, devam” dedim.

Ne yaptı Arda Kardeşler? Maçın 58. dakikasında Beşiktaş mutlak bir gole giderken, Lens topu ayağında çok tuttu ve kaybetti. Rakibi normal bir müdahale ile Lens’in ayağından topu çaldı. Lens en ufak bir darbe almamasına rağmen yerde kıvranmaya başladı.

Arda Kardeşler oralı olmadı, oyunu kesmedi, çok da iyi yaptı. Lens’in kaybettiği topla bu kez Ankaragücü hızlı bir atağa çıktı, Orgill ceza alanı içine girdi ve çok iyi vurdu, kaleci Karius köşeden topu kornere atıp mutlak bir golü önledi.
Hakem oyunu ikide bir kesmeyince top bir o kalede, bir bu kalede müthiş tempolu, heyecanlı, seyir zevki yüksek bir maç ortaya çıktı. Ben de bu maçı görünce saf saf sevindim, “Tamamdır bu iş... Sahteciler yandı” dedim.

Oysa cumartesi-pazar maçlarını izleyince müthiş bir hayal kırıklığı yaşadım. Maçları yöneten hakemler olur olmaz her yere yatan futbolcu için düdük çalıp oyunu durdurdular. Sanki maçları değil, ağızlarındaki düdükle İstanbul trafiğini yönettiler.

Allah aşkına bu sahteciliğe, bu kandırmacaya, Türk futbolunu perişan eden bu illet alışkanlığa ne zaman “dur” diyeceksiniz? Bu eyyamdan ne zaman vazgeçeceksiniz?

Hastasıyım bu Beşiktaş'ın

Son haftalardaki en büyük futbol keyfim; Beşiktaş... Ünlü televizyoncu, “gurme-seyyah-müzisyen”, elli türlü marifet olan Ayhan Sicimoğlu’nun ifadesiyle “ hastasıyım bu Beşiktaş’ın...
Kabul, futbol “teknik-taktik” işi... Ama Sergen Yalçın sonrası, Beşiktaş sanki “içinden geldiği” gibi oynuyor. Adeta “hesapsız-kitapsız...” Sadece duygularıyla, coşkusuyla, tutkusuyla...
Kazanır, kaybeder; bilemem... Hastasıyım bu Beşiktaş’ın...

Sergen Yalçın'ın Ankaragücü maçı sonrası açıklamaları...

Ya kazan, ya kazan

Hafta sonunda müthiş bir maç bizi bekliyor. Bir tarafta çok iyi oynamaya başlayan, Türkiye’nin en kaliteli kadrosuna sahip olan, başında ülkenin en iyi ve en deneyimli hocası bulunan Galatasaray...
Diğer tarafta Sergen Yalçın ile birlikte kimlik değiştiren, ruhunu ve kendini bulan, maçlarda frene basmayı unutan, içinden geldiği gibi adeta “doğaçlama” oynayan Beşiktaş...
Beraberlik, şampiyonluk yarışında Galatasaray’ı bir adım ileri götürmez. Beraberlik, zirve umudu zaten az olan Beşiktaş’a en ufak bir yarar getirmez.
Çok iyi oynayan iki takım, beraberliği asla kabul etmeyecek iki takım ve “Ya kazan, ya kazan” anlayışından başka çaresi ve alternatifi olmayan iki takım... Bu maçın kalitesini bilemem ama “heyecan” olarak “zirve” yapacağından en ufak bir kuşkum yok.

Futbol, hakemin önüne geçmeli

Bu hafta oynanacak Trabzonspor-Başakşehir maçı, Galatasaray-Beşiktaş maçının gölgesinde kalmasın. Puan cetveline baktığınızda haftanın en önemli maçını Trabzonspor ile Başakşehir oynayacak. Bu maça dair meraklarım var:
-Trabzonspor, hafta arası (bugün) oynayacağı Malatya maçının yorgunluğunu pazara taşır mı?
-Başakşehir, perşembe (yarın) oynayacağı Kopenhag maçından hırpalanmadan çıkar mı?
-Başakşehir cezalı olan Epureanu’nun yerini doldurabilir mi?
-Trabzonspor’un son maçlarda sallanan savunma göbeği, Demba Ba, Crivelli, Edin Visca gibi el-avuca sığmaz adamların karşısında sağlam durabilir mi?
-Başakşehir’in her fırsatta ileri çıkmayı seven bekleri Caiçara ile Clichy, Trabzonspor’un yakıp yıkıp geçen Nwakaeme, Sörloth, Ekuban gibi etkili silahları karşısında aynı alışkanlıklarını sürdürebilir mi?
-Maçın hakemi (henüz bilmiyorum), “hakça, alın terine ve futbolun kurallarını saygılı” bir yönetim gösterir mi, yoksa eyyam, “koruma-kollama” görevi mi yapar?
Kolay değil ama, umut ederim futbolun hakemin önüne geçtiği bir maç olur.

Fenerbahçe'nin yerinde olsam...

Fenerbahçe’den ayrılan Ersun Yanal, veda açıklamasında, “Başkan Ali Koç’a karşı bir düzen var” dedi. Ersun Hoca’nın bu açıklamalarına “banko” katılıyorum.
-Forbes dergisine göre Fenerbahçe Başkanı Ali Koç’un serveti, geçen yıla oranla erimiş. Normal; başkan milyon dolarlarını Fenerbahçe uğruna akıttı.
-Fenerbahçe’nin yerinde olsam; 1. Altay’ı, 2. Serdar’ı, 3. Ozan’ı, 4. Gustavo’yu, 5. Vedat’ı tutarım, geride kim kaldıysa hepsini yollarım.

Sönmeyen meşale

Kimin geleceği değil kimin yapacağı...

-Phillip Cocu geldi, olmadı.
-Erwin Koeman geldi, olmadı.
-Ersun Yanal geldi, gene olmadı.
-Olmaz... Fenerbahçe’de sorun, hoca olarak kimin geleceğinde değil, transferi ve kadro mühendisliğini kimin yapacağında...

Çok çalışan hata yapar

Fenerbahçeli Altay, bu ülkenin gerçek anlamda geleceği olan genç kalecisi... Elbette riskleri ve yanlışları var. Ama haklı mazeretleri de var. Böyle genç bir kaleci, Fenerbahçe gibi büyük bir takımda, hem de daha ilk yılında her maçta rakip golcülerle 8-10 defa karşı karşıya kalıp adeta “fazla mesai” yapıyorsa, üstelik “berbat” bir savunmanın arkasında oynuyorsa elbette hata yapacak. Çok çalışanın çok hata yapması gibi...

Sönmeyen meşale

Kural mı değişti?

İki maç, iki “gri” pozisyon ve VAR kararı ile değişip iptal edilen Trabzonspor golü ile, gene VAR kararı ile değişip Galatasaray aleyhine çalınan penaltı... Hani VAR “gri” pozisyonlara karışmıyordu?

Trabzonspor’un VAR kararı ile iptal edilen golü için, “Faul vardı, iptal doğru” diyenler de, çoğunlukla “Faul yoktu, gol temiz” diyenler de var. Gri bir pozisyon... Zaten hakem Halis Özkahya “faul” görmedi, oynattı ve gol geldi. VAR devreye girdi, Trabzonspor’un son dakika golü “güme” gitti.

Galatasaray aleyhine verilen penaltı için “Böyle penaltı mı olur?” diyenler de var, “Penaltı doğru karar” diyenler de... Tam bir “gri” pozisyon... Hakem Mete Kalkavan da penaltı görmemiş olacak ki, oyunu devam ettirdi. VAR devreye girdi, hakemin normal gördüğü pozisyona “penaltı” dedi.

İki maç, iki “gri” pozisyon ve VAR kararı ile değişip iptal edilen Trabzonspor golü ile, gene VAR kararı ile değişip Galatasaray aleyhine çalınan penaltı...

Resmen iki “gri” pozisyon ve ikisinde de VAR devrede... Hani VAR “gri” pozisyonlara karışmıyordu... Ne oldu, ne değişti, yoksa VAR protokolu yeniden mi değişti(!)

1 numaralı kare as!

Süper Lig’in 25. haftası sonunda “1” numaralardan bir “kare as” yapsam kimi koyarım diye düşündüm, pardon hiç düşünmedim. Önüme hemen dört isim çıktı. İşte benim kare asım... Muhtemelen sizin de kara asınız...
-Muslera (G.Saray), -Uğurcan (Trabzon), -Mert (Başakşehir), -Samassa (Sivas)

Sönmeyen meşale

İki yakası bir araya gelmiyor

İyi giden evlilikleri küçük pürüzler için bozmayacaksın. Malatyaspor ile Sergen Yalçın’ın sonuçlara yansıyan, Malatya’yı puan cetvelinin üst sıralarına taşıyan çok verimli birlikteliği vardı. Nikah aniden bozuldu. Niye bozuldu, neden bozuldu bilemem. Nikahın bitmesi Beşiktaş’ın işine yaradı ama Sergen Yalçın gittiği günden beri Malatyaspor’un iki yakası bir araya gelmiyor.

Ankaragücü'ne üzülürüm

Ankaragücü’nü beğeniyorum. Çok iyi oynuyorlar, çok hızlı oynuyorlar, futbolu çirkinleştirmiyorlar. Buna rağmen tehlike bölgesinin tam içindeler. Ortada iyi bir kadro, müthiş bir seyirci var. Buna rağmen düşerlerse, Süper Lig’in çok önemli bir rengi eksilir. Buna üzülürüm...

Sönmeyen meşale

Sönmeyen meşale

Sönmeyen meşale

 

Barça antrenmanlarını tam kadro olarak yapmaya başladı

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber