Bu sezon ligde ve Avrupa’da istediği sonuçları alamayan ve son olarak Şampiyonlar Ligi’nde Ajax’a mağlup olan Beşiktaş, kendi sahasında oynayacağı Giresunspor maçını bir kurtuluş karşılaşması olarak görüyordu. Sergen Yalçın’ın sahaya sürdüğü kadro da bu mücadeleyi nefes alma ve yeni bir başlangıç açısından ne kadar önemsediğini gösteriyordu.

Görünürde 4-4-2 ama sahada 4-2-4’e dönen bir anlayışla mücadeleye başlayan Beşiktaş, ilk dakikadan itibaren oyunu rakip sahaya yıktı. 15 dakikalık bölümde her açıdan üstün bir oyun sergileyen ve Giresunspor kalesini ablukaya alan siyah- beyazlılar, buldukları fırsatları gole çeviremediler.

Giresunspor’un 18. dakikada penaltıdan kaydettiği golden sonra ise maçın görüntüsü bir anda değişti. Beşiktaş’ın bu sezonki kırılgan yapısı bir kez daha kendini gösterdi ve siyah- beyazlılar gittikçe oyundan düşmeye hatta dağılmaya başladılar. Necip’in gördüğü kırmızı kart, bu dağılmanın önemli bir halkası ve göstergesi oldu.

1-0 mağlup ve on kişi kalan Beşiktaş’ın 2-0’dan sonra gardı tamamen düştü. Giresunspor’un üçüncü golünden sonra taraftarların da protestoya başlamaları, siyah- beyazlılar açısında geceyi tamamen bir kâbusa çevirdi.

Geçen sezon kısıtlı kadrosuyla şampiyonluğa ulaşan Beşiktaş, bu sezon öncesinde önemli transferler yaptı. Gelgelelim gerek bu transferlerin yapılma nedeni olan Şampiyonlar Ligi’nde gerekse de Spor Toto Süper Lig’de beklediği başarıyı bulamadı siyah- beyazlılar. Giresunspor karşısında kaybedilen üç puanla ligde arka arkaya dördüncü mağlubiyetini alan Kara Kartal, genel olarak da son on üç resmi karşılamada onuncu yenilgisini tatmış oldu.

Görüldüğü gibi Beşiktaş’ta işler yolunda gitmiyor. Şampiyonlar Ligi için kurulan kadro, gruptaki son maç öncesinde henüz puanla tanışamadığı gibi Türkiye’de de an itibariyle lider Trabzonspor’un on üç puan gerisinde! Bu sezon yaşanan sakatlıkların nedenlerinden tutun da takımın kırılgan yapısına, oyuncuların genel durumlarından skora tepki gösterememelerine kadar pek çok konuda pek çok şey söylenebilir. Elbette fotoğrafın bütününe baktığımızda sorumluluk temel anlamda teknik yönetime ve doğal olarak Sergen Yalçın’a aittir. Giresunspor maçının kadrosu da Batshuayi ve Pjanic’in sürekli düşen form grafikleri de doğal olarak tartışılacaktır.

Beşiktaş’ın oyun sistemi ve Josef’in orta sahada tek oynadığında daha iyi bir performans sergilediği gibi konular da gündeme gelmekten kurtulamayacaktır.

Giresunspor yönetimi, takımın lige kötü başlamasına rağmen Hakan Keleş’e destek olarak örnek bir davranış gösterdi. Çünkü kötü sonuçlara rağmen takımın oyunu umut veriyordu. Nitekim zaman içerisinde istenen sonuçlar da alınmaya başladı. Şimdi de Beşiktaş’ı deplasmanda 4-0 gibi bir skorla yenmeyi başardılar. Bu anlamda Giresunspor yönetimini tebrik etmek gerekiyor.

Elbette Hakan Keleş ve oyuncularını da tebrik etmeliyiz. Beşiktaş karşısında ilk on beş dakika iyi direndiler. Öne geçtikten sonra da iyi oynadılar ve hak ettikleri bir galibiyet aldılar. Tabii kaleci Okan Kocuk’un gerek Beşiktaş’ın baskılı olduğu ilk on beş dakikadaki gerekse de ikinci yarıdaki önemli kurtarışlarını da göz ardı etmemeliyiz.

Yalnız, Giresunspor’un Champness ile bulduğu dördüncü golün içime sinmediğini belirtmek zorundayım. Evet, biliyorum, Giresunspor gibi bir takım açısından sezon sonunda ligde kalma anlamında bir gol bile çok önemli olabilir. Ama benim futbola bakışım, kalecinin sakatlanıp yerde yattığı bir pozisyonda topu filelere göndermeyi doğru bulmuyor. Benim bu anlayışımı endüstriyel futbol anlayışının gerisinde bulanlar olabilir. Lakin, Rizespor – Altay maçının henüz 13. dakikasında ve skor 0-0 iken gole giden Altaylı Erhan Çelenk’in, rakibi Fabricio Baiano'nun yerde kaldığını görmesi üzerine topu taca atmasıdır benim için doğru örnek. Champness’in attığı gol istatistiğe ve kimi zaman hatırlanacak kötü örnekler arasındaki yerine, Erhan Çelenk ise tarihe geçmiştir! İşte aradaki fark budur!