Cumartesi akşamı derbide Beşiktaş’ı mağlup ederek zirveye derin bir pençe atan Aslan, bu hafta da zirveye ortak oldu ve şampiyonluk kupasını bir ucundan yakaladı.

Fatih Terim, Beşiktaş derbisine göre iki farklı isimle takımını sürdü sahaya. Genç Halil’in yerini doldurduğu Falcao, sakat olduğu için yoktu kadroda. Onyekuru’nun yerini Arda Turan’ın alması ise teknik direktör tercihiydi.

Ancak Fatih Terim, üç gün önce tempolu bir derbi oynamış olan takımda başka değişiklikler de yapabilirdi. Örneğin Emre Akbaba yerine Emre Kılınç ile başlanabilirdi.

Gerçekten de maçın başlamasıyla birlikte Beşiktaş derbisinin fiziki ve mental etkilerinin tam olarak geçmediği net olarak görüldü sarı- kırmızılı futbolcularda. Tabii, Bermuda Şeytan Üçgeni misali 41. haftanın stresi de cabası!

Bu belirtileri top kayıpları, hatalı paslar, kötü top kontrolleri ve yanlış tercihler ile gördük Galatasaraylı futbolcuların üzerlerinde. Böyle olunca da oyuna hâkim olmalarına rağmen 5- 4- 1 ile takım halinde kendi sahasına kapanan Denizlispor karşısında istediği pozisyonları bulmakta zorlandı sarı- kırmızılılar. Geride ise özellikle Yedlin’in savunduğu sağ kanattan tehlikeler yaşadılar. Denizlispor hızlı çıkışlarla, özellikle de Hasan Ayaroğlu ile bu kanadı etkili kullandı. Öyle ki, 20. dakikayı geçtiğimizde Muslera üç önemli pozisyonu kurtarmıştı.

Ancak Galatasaray bu dakikadan sonra maça daha fazla ağırlığını koydu ve kısa sürede iki farklı skora ulaştı.

Daha sonrasında yaşanan bazı şeyleri anlamak ise gerçekten çok zor. Beşiktaş, kendi evinde Karagümrük karşısında 1-0 mağlup ve Galatasaray’a da averaj için gol gerekiyorken 42’deki ikinci penaltıyı Emre Akbaba’nın kullanması gibi. Galatasaray’ın risk alma ve hovardalık gibi bir lüksü yok. Emre Akbaba, çok özverili bir futbolcu ve son haftalarda da takımına özellikle de attığı kritik gollerle çok katkı sağladı. Ancak penaltı, hele ki böyle bir penaltı başka bir şey. Nitekim Emre çok kötü vurdu ve penaltı kaçtı. Eğer Galatasaray şampiyonluğu bir gol averajıyla kaybederse bunun hesabını kim verecek?

O penaltı gol olup da maç 3-0’ a gelseydi daha farklı bir ikinci yarı oynanabilirdi. Ama kaçan penaltının moral bozukluğu ve 2-0 gibi riskli bir skor, sarı- kırmızılıların ikinci yarıya daha tedirgin başlamalarına neden oldu. Tabii bir de dakikalar ilerledikçe kendisini daha fazla gösteren yorgunluk!

Fatih Terim’in üç değişiklikle oyuna müdahale etmesine rağmen yukarıdaki faktörlerin de etkisiyle skorun 2-1’e gelmesi önlenemedi ve nispeten bir telaş havası hâkim oldu Galatasaraylı futbolcularda. Ancak son bölümde kazanılan penaltı ve gol, havanın yeniden değişmesine neden oldu. Nitekim bu olumlu hava, meyvesini bir golle daha verdi.

Derbide olduğu gibi bu hafta da Cim Bom’un en iyisi Babel’di. Hollandalı futbolcu çok çalıştı, çok istedi ve güzel bir penaltı vuruşuyla bir gole de imza attı. Ancak bana göre oyundan erken alındı. Kapalı defansı aşmak için şut atması gereken Galatasaray’da bu işi en iyi yapan oyuncu sahada kalmalıydı. Çıkması gereken Halil’di. Her ne kadar biri penaltıdan iki gol atmış olsa da ayağındaki sakatlığı tam olarak geçmeyen ve bu nedenle takımını her an yeniden yalnız bırakma ihtimali olan Mostafa Mohamed’in Babel gibi etkili bir ismin yerine alınması gerçekten bir riskti. Bu arada Emre Kılınç’ın da daha erken oyuna girmesi gerekirdi.

Mostafa’nın kaçırdığı ve VAR’ın uyarısıyla tekrarlanan penaltı atışı öncesi, penaltıyı kimin kullanacağı konusunda tartışma yaşanması doğaldı. Fatih Terim, Mostafa Mohamed’e güvendi ve Mısırlı oyuncu, ikinci vuruşu gole çevirdi. Lakin açık konuşmak gerekirse gözler, böyle bir kriz anında Babel gibi usta bir şutörü aradı.

Gedson Fernandes, derbi performansının gerisinde kalsa da yine iyi işler yaptı. Galatasaray’ın ilk golündeki güzel orta ona aitti. Halil Dervişoğlu da iyi yükseldi ve güzel bir kafa vuruşuyla fileleri havalandırdı.

Yedlin, yukarıda da belirttiğim gibi defansif anlamda açıklar verdi. İleride ise top kayıpları ve yanlış tercihler yaptı. Saracchi, ofansif anlamda çok çalıştı. Defansta da bazı kritik müdahaleleri vardı. Ama o da derbiyle kıyaslanınca yorgunlar arasındaydı.

Lakin yorgunluk belirtileri en net gözüken futbolcu Taylan Antalyalı idi. Genç futbolcu belki de bu sezonki en kötü futbolunu oynadı. Galatasaray’ın yediği golde de onun hatası vardı. Fatih Terim’in Taylan’ın yerine Ömer Bayram’ı oyuna dahil etmesi doğru bir tercihti. Ömer, dördüncü gol öncesinde Onyekuru’ya verdiği pasla bu golün hazırlayıcısı oldu. Esasen Taylan – Ömer değişikliği daha önce yapılabilirdi.

58’den sonra sahada yer alan Onyekuru, hızıyla fark yarattı ve rakibinin penaltı yapmasına neden olarak üçüncü gole büyük katkı sağladı. Keza dördüncü goldeki asist de yine ona aitti.

Muslera, maç 0-0 iken çok kritik kurtarışlar yaptı ve takımının şampiyonluk yolunda oyunda kalmasını sağladı.

Bu arada Denizlispor kalecisi Abdülkadir’in de hakkını teslim etmek gerekiyor. Genç kaleci yaptığı kurtarışlarla skorun daha farklı olmasını önledi. Evet, Emre Akbaba çok kötü vurdu ama sonuçta Abdülkadir o penaltıyı kurtarmayı başardı. Ardından Mostafa’nın da penaltısını kurtardı ancak arkadaşlarının ceza sahası ihlali nedeniyle atış tekrarlandı. Abdülkadir, tekrarlanan bu atışta da doğru köşeye hamle yaptı ve neredeyse bu penaltıyı da kurtarıyordu. Penaltı vuruşları dışında önemli kurtarışlara da imza atan genç kaleci, büyük bir alkışı hak etti.

Bu haftaki sonuçların ardından zirvede işler iyice karıştı. Bir süre önce çoğu kişi tarafından şampiyonluk şansını kaybettiği düşünülen Galatasaray, Hatayspor maçından sonra yine çoğu kişi tarafından şampiyon ilan edilen Beşiktaş’ı puan olarak yakaladı. Fenerbahçe’nin ise iki puan önüne geçti. Lider Beşiktaş ile ikinci Galatasaray arasında iki gollük bir averaj farkı var. Son hafta yani Cumartesi akşamı çok zorlu ve heyecanlı mücadelelere tanık olacağız. Evet, futbol garip ve her an her türlü sonuca açık bir oyun. Zaten o nedenle bu kadar çok seviliyor. Öyle ki Cumartesi gecesi, şu anda üçüncü olan Fenerbahçe’nin şampiyonluğunu bile konuşuyor olabiliriz.

Ancak Cumartesi gecesi sonuç ne olursa olsun Galatasaray’ı tebrik etmek gerekiyor. Yılmadılar, vazgeçmediler. Tabii bunda, bir takım hatalarına rağmen Fatih Terim’in etkisi çok oldu. Ve sarı- kırmızılılar, her türlü olumsuzluğa rağmen son hafta öncesinde lideri puan olarak yakalamayı ve zirveye ortak olmayı başardılar. Cim Bom bu tür yarışları daha farklı yaşıyor. Mayıs rüzgârları her zaman daha farklı esiyor sarı- kırmızılı camiada. Ve şimdi zirvede de esiyor o rüzgâr…