F.Bahçe Sportif Direktörü Kocaman’ın Daum’un yerini alacağı dedikoduları dolaşmaya başladı.

Önce Trabzonspor Sportif Direktörü Ünal Karaman’ın, Güneş’in yardımcılığını yapacağı açıklandı. Sonra da F.Bahçe Sportif Direktörü Kocaman’ın Daum’un yerini alacağı dedikoduları dolaşmaya başladı. Eğer söylentiler gerçek olur da, sarı-lacivertliler Daum’un yerine Kocaman’ı göreve getirirse; Türk antrenörlüğü için yeni bir karanlık dönemin başladığı, ya da en azından büyük bir fırsatın kaçırıldığının habercisidir bu.
Bu tezimin Fenerbahçe’nin sportif performansıyla alakası yok. Daum’un/Aykut Kocaman’ın nasıl hocalar oldukları noktasında da değilim. Buradaki esas mesele, Türkiye’de “sportif direktörlük” tanımının yanlış yapılması, çok ihtiyaç duyulan bir pozisyonun daha filizlenirken ezilmesi, yok edilmesi... Çünkü eğer Fenerbahçe’de Aykut Hoca/Daum değişikliği yapılırsa, Türkiye’de bundan sonra “sportif direktör” yapılan her isme, “teknik direktörün alternatifi” gözüyle bakılacak. Hatta daha kötüsü, kurnaz kulüp yöneticileri sportif direktör adı altında “yedek teknik direktör” istihdam edecek; ufak bir kötü gidişte faturayı çok daha kolay bir biçimde mevcut antrenöre kesecek!
* * *
Oysa ne çok umutlanmıştık Türkiye’de “sportif direktörlük” kurumu oluşuyor diye... Artık Türkiye’de her kulüpte mesaisini “oyuncu izleme ekipleri kurmaya, bütçeye, altyapıya/akademiye” ayıran bir futbol adamı olacak diye düşünmüştük. Teknik direktör, bir sonraki maçın ya da en fazla bir sonraki ayın planlarını yaparken; gelecek yılı kurgulayan bir adam olacaktı ekipte... Teknik direktör, idman organize edip, oyuncularıyla bire bir ilgilenip, taktik çalışıp, rakip ezberlerken; birisinin dünyanın kalan bütün futbolcularını takip ettiğini bilecekti.
Üstelik de Avrupa’da belki de en çok Türkiye’ye lazımdı sportif direktörlük kurumu... Sportif direktör, teknik adam seçilen masada olacaktı. Böylece gelen hocayla daha ilk günden uyum sağlayarak, çoğunluğunu zengin fanatiklerin oluşturduğu yönetimlerle arada köprü vazifesi görecekti. Yönetimler 8’inci haftada hoca değiştirmek istediğinde gereken sağduyuyu gösterecek, hocaya en azından ilk devreyi bitirme imkânı sağlatacaktı. O kulüpte sık hoca değişikliği varsa bile bir anlayış ve kadro devamlılığı olmasına gayret edecek; en azından devre arası 20 oyuncu gönderilip 20 oyuncu alınmasına karşı çıkacaktı. Hoca değişikliklerinde temelden sarsılmayan, senede üç kere “yeniden yapılanmayan” kulüpler olacaktı ligde...
* * *
Olmadı... Hele de bu pozisyonda model sayılabilecek Aykut Kocaman, Fenerbahçe teknik direktörlüğüne geçiş yaparsa belki de hiç olmayacak. Önümüzdeki 5-10 yılı da sportif direktör-teknik direktör değişiklikleriyle heba edecek onca kulüp. O yüzden Aykut Hoca iyi düşünmeli; sadece kendisi veya sadece kulübü için değil, Türk futbolu için de bir gelecek muhasebesi yapıp doğru kararı vermeli...


Hakemler, İngilizce biliyor mu?
Hürriyet gazetesi, Aydınus’la Güiza arasındaki “You haven’t ball” diyalogunu haber yapmış, Attila Ağbi (Gökçe) de bu konuyu köşesinde enine boyuna değerlendirmiş. Aydınus, grameri kusursuz bir cümle kurmamış, ama ben de o pozisyonda derdini anlatabildiğini düşünüyorum. Hatta bildiğim kadarıyla Fırat Hoca’nın günlük hayatında profesyonel olarak yaptığı iş de İngilizce öğretimiyle ilgili. Dolayısıyla onun yabancı oyuncularla kurduğu iletişimle ilgili şüphemiz yok.
Yalnız çok enteresandır, Colin Kazım Richards, aylar önce kişisel sayfası twitter.com/colin_kazim08’de şunları yazmış: “Türkiye’de hakemler kötüdür demiyorum (...) Ama hakeme topa baktığımı anlatmak için iki parmağımla gözlerimi gösterdiğimde neden sarı kart görüyorum? Derdimi İngilizce anlatamıyorum, çünkü Türkiye’de hiçbir hakem İngilizce konuşmuyor! Oysa İngilizce, dünyanın her yerinde futbolun ortak dilidir!”
Kâzım’ın bu yazdıklarını dikkate almak gerektiğini düşünüyorum, çünkü milli oyuncu son derece haklı. Merkez Hakem Komitesi’nin FIFA listesine yazdığı 7 hakemin İngilizce bilmesi yetmez (Ki listedeki 7 hakemden son derece tecrübeli bir tanesinin, ligde yabancı oyuncularla diyaloga giremediğini, onun yerine sert yüz ifadesi, jest ve mimiklerle otorite kurmaya çalıştığını gözlemliyorum). Süper Lig’de maç yöneten tüm hakemlerin derdini İngilizce anlatabilmesi gerekir.
Kâzım haklı. Çünkü futbolun ortak dili, dünyanın her yerinde aynı.