Jose Mourinho, İngiltere’den ayrılıp Inter’e gittiğinde Daily Telegraph’a haftalık yazılar yazmayı sürdürüyordu...

Jose Mourinho, İngiltere’den ayrılıp Inter’e gittiğinde Daily Telegraph’a haftalık yazılar yazmayı sürdürüyordu. 2008 yazında kaleme aldığı bir yazıda artık Liverpool’un başarı sırasının geldiğini, çünkü yıllardır eksik olan şeyi, “omurga”yı tamamladıklarını söylüyordu: “Kalede Reina, savunmanın lideri Carragher, orta sahanın lideri Gerrard ve hücumun lideri Torres... Liverpool uzun yıllar sonra ilk kez sağlam bir omurgaya sahip. Ve bir takımın omurgası iyiyse, onun etrafını doldurmakta güçlük çekmezsiniz”
2010-11’i 82 puanla zirve ortağı bitiren milenyumun en iyi Trabzonspor’unun alametifarikası da, sağlam omurgasıydı. Şenol Güneş 2009 sonunda göreve gelip kaleyi (sonradan Avrupa’nın da en iyileri arasına girecek) Onur’a teslim etti. Savunmanın lideri Egemen, orta sahanın lideri Selçuk, onun birkaç adım önünde Jaja ve en uçta Umut’la Trabzon, 15 yıl sonra sağlam bir omurgaya kavuşmuştu.
2011-2012 Şampiyonlar Ligi sezonu öncesi Şenol Güneş’in elinde bu omurganın hiçbir parçası yoktu! Egemen, Selçuk, Jaja, Umut (+Engin ve Ceyhun’un) hepsi gitmişti. Hoca yılmadı, yeni bir omurga kurdu: Sakatlanan Onur’un ardından gelen Tolga beklenenin çok üstünde bir performansla geçti kaleye. Savunmanın yeni lideri Giray, orta sahanın yeni lideri Colman, hücumun as adamı da Burak’tı artık. Bu kadar kayba rağmen 2011-12 de başarılıydı: Avrupa’da Şubat görüldü, ligde üçüncülük kazanıldı.
Bu yılın başında da tablo farklı değildi: Burak fiziken, Colman ruhen ayrıldı. Giray’ın başı şanssızlıklardan kurtulmadı. Liverpool’un yeni bir sağlam omurga bulması 10 yıl sürmüştü, Güneş’inse böyle bir iskeleti her yıl yeniden kurması gerekiyordu. Bu hiç kolay bir iş değildi.
Üstelik Trabzon’un İstanbul büyükleri gibi transfer marketten 10 üstünden 10’luk adamları alma alışkanlığı da yoktu; Güneş Üniversitesi’nin metodu yedi-yedi buçukluk adamları meslek içi eğitimle 10’luğa dönüştürmekti. Burak’ta, Selçuk’ta, Engin’de, Onur’da olduğu gibi... Güneş, kulübün diğer enstrumanları gibi 2010-11’i diline dolayıp şikâyet etmek yerine, yeni bir omurga kurma çabasındaydı yine: “Burak da, Selçuk da bize başka takımlardan geldiler. Onları biz üretmedik ki” diyecek kadar da olgun ve mütevazıydı. Artık enerjisini Mustafa’ya, Zeki’ye, Adrian’a, Olcan’a harcıyordu. Ama hiç şüphesiz bir üniversitenin yeni mezunlar vermesi için zamana ihtiyacı vardı.
27 Ocak 2013 Pazar günü 16:00 sularında Trabzon, Elazığ’a kaybetmişti, yeni eğitim yılında bu tarz iniş çıkışların olması çok doğaldı. Üstelik bildiğimiz kadarıyla eldeki iyi oyuncuları “onlar bizim evladımız, imzaları kağıtta değil dildedir” amatörlüğüyle kaybeden de Şenol Güneş değildi. Ama Türkiye’deki futbol oligarşisi acımasızdı; son gidecek adam Güneş gitti, ilk gidecekler yine kaldılar orada...
Güneş’in istifasını açıkladığı basın toplantısını (görev gereği) Seyrantepe Stadı’nda izledim, satır aralarında iki anahtar cümle dikkatimi çekti: “Bu kan değişikliğini camiada isteyenler vardı, şimdi onlar mutlu olmuşlardır” dedi hoca önce... Birkaç dakika sonra da şu sözler döküldü ağzından: “İstifa düşüncemi başkanla ve asbaşkanla paylaştım. Bir olumsuzluk göstermediler”.
Hocanın mizacının zaten bu “CSI Trabzon” ortamına uygun olmadığını hepimiz biliyoruz. Hoca oradan fiilen gitmiş gözükür, ruhen kalır. Diğerleri de orada fiilen kalmış gözükürler, ama belki de gerçekte orda hiç olmamışlardır.
Aynen geçtiğimiz haftaki köşesinde Öcal Uluç Ağbimizin yazdığı gibi:
Bir zamanlar bir Galatasaray başkanı (ismini biliyorum, ama rahmetli olduğu için yazmayacağım), Galatasaray’ın, hem oyuncu, hem hoca olarak efsanelerinden Gündüz Kılıç için, gazetecilere böbürlenmiş ve “Ben başkan kaldığım sürece, Gündüz Kılıç kulübün kapısından giremez” demişti!
Gündüz Kılıç, hâlâ Galatasaray’ın efsanelerinden biri ve kulüp yaşadıkça da öyle kalacak...
Peki, o Galatasaray Başkanı’nı hatırlayan, bilen var mı?

Olimpiyatta neden yokuz?

SORU 1: 2012 Londra Olimpiyatları futbol kategorisinde Türkiye neden yoktu?
YANIT 1: 2011 Avrupa Ümitler Futbol Şampiyonası’na katılamadığı için...
SORU 2: Peki olimpiyatlarda futbol kategorisinde siz Türk takımının var olduğunu hiç hatırlıyor musunuz?
YANIT 2: Hatırlamanız mümkün değil, çünkü Avrupa Ümitler Futbol Şampiyonası’na zaten tarihimizde sadece 1 kez (2000’de) katılabildik.
1982’de Völler, 1994’te Figo, 2000’de Pirlo, 2002’de Cech, 2006’da Huntelaar, 2011’de Mata’nın altın adam seçildiği kıtanın en büyük gençlik turnuvası tarihinde Türkiye’nin maalesef bir tek galibiyeti yok (hatta puanı yok)!
SORU 3: Peki alt yaş kategorilerinde çok başarılı olduğumuzu iddia ettiğimiz halde (aslında U17 ve U19 düzeyinde çok daha iyi olduğumuz halde) neden U21 düzeyinde bu kadar siliğiz?
YANIT 3: Pazar günü saat 16:30’da Elazığ’da, Şenol Güneş istifa ediyor, o sırada U21 milli takımı teknik direktörümüz olan Kafkas, 20:30’da Trabzon uçağına biniyorsa, herhalde bu sorunun cevabını çok uzakta aramamak gerek.
Üstelik Kafkas belki de U21 tarihinin en çok çalışan, en özel antrenörüydü. İspatını istiyorsanız lütfen Tolunay Kafkas-Koray Gürtaş yönetimindeki Futbol Gelişim Bülteni’ni TFF sitesinden indirin...
SORU 4: TFF’nin antrenörleriyle yaptıkları kontratlarda bir tazminat maddesi yok mu? U21 milli takımı antrenörlüğü bu kadar değersiz mi? Ya da U21 antrenörlüğü (Davala örneğinde de olduğu gibi), Süper Lig’e bir atlama tahtası mı?
YANIT 4: Bu soruların yanıtlarını ben de bilmiyorum. Siz cevabı biliyorsanız bana twitter.com/ugurmeleke adresinden yazın, haftaya yayınlayayım...