Bu kadar sakata rağmen Sarı lacivertliler için hala iyi giden bir şeyler olabilir, eğer Daum sahaya o oyuncuyla çıkarsa...

Futbol, öngörü yapılması çok zor bir oyun... Daum, Lille’deki ilk maçta (rakibin sağdan Gervinho’yla geleceğini varsayarak) solu Santos-Vederson’la defansif kurdu. Lille, Gervinho’yla başlamadığı gibi; maç boyunca soldan geldi, iki golü de oradan buldu!Fenerbahçe-Lille düşünceleri
Daum, bir hafta önce bugün, muhtemelen Kadıköy’deki ikinci maçta kanatlarda ofansif Özer-Topuz’u kullanmayı düşünüyordu. Bugün itibariyle onlar yok, defansif tercihler Santos-Vederson bile yok... Bu kez de Rudi Garcia, Kadıköy’de ev sahibinin bu açığından Gervinho’yla faydalanmak isteyecekti, ama hem Fildişili forvet, hem de yetenekli sağ bek Debuchy sakat.
Benim bu acayip 8 günden çıkardığım sonuç şu: Böyle eşleşmelerde ilk maçta maksimum sonucu almaya çalışmak lazım. Her iki hocanın da işi ikinci maçta bitirme planları işlemedi, tabii bu gelişmeler en çok ilk ayağı kaybeden F.Bahçe’yi olumsuz etkiledi.
* * *
F.Bahçe’de takımın yarısının sakat olduğu bir günde olumlu şeylerden söz etmek zor, ama futbol acayip işte, sarı-lacivertliler için hâlâ iyi giden bir şeyler var: Daum’un takımının hem Lille hem Bursa önünde verdiği büyük açıklar kendi sağındandı. Özellikle Bursa’ya karşı son bir saatte sağ savunma üçgeni tamamen değişti: Sağ stoperde (Lugano’dan yetersiz) Deniz, sağ bekte (Gökhan’dan yetersiz) Önder, sağ açıkta da (Özer-Topuz’dan yetersiz) Gökhan oynayınca maçın yıldızının Ozan İpek olması büyük bir sürpriz sayılmazdı.
Bugün Lille önünde eğer sağlık durumları el verir de, sağ stoperde Lugano, sağ bekte Gökhan, sağ açıkta da (Gökhan’la oynamaya çok alışık) Deivid’le çıkılırsa maçın yıldızının Hazard olması engellenebilir. Lugano oynayamazsa dahi, Gökhan-Deivid ikilisinin Yasin Çakmak’la bile Ş.Ligi’nde iyi işler yaptığını hatırlamak lazım.
* * *
Fenerbahçe’nin son 1 ayda yaşadığı en büyük probleme gelince... Yani kapalı savunmaları açmakta zorlanma; açıldığında da hızlı kontrataklara cevap verememe problemine...
Önce şunu kabul ederek başlamak lazım: Bu problem, ne dünyada ilk kez F.Bahçe’nin başına geliyor, ne de bundan son şikayet eden takım sarı-lacivertliler olacak. Panathinaikos da, Iraklis’e karşı bundan yakınıyor; Inter de, Catania kilidini hemen çözemiyor; R.Madrid de, Xerez’in kontrataklarına karşı acı çekiyor. O zaman çareleri de uzayda aramamak, yakın örneklere bakmak lazım.
Mesela F.Bahçe (veya G.Saray, hatta Trabzon) kapalı savunmaları açmak için duran top silahını kullanabiliyor mu? Bu kadar yetenekli/akıllı oyuncunuz varken, önceden çalışıldığı belli olan, zekâ ürünü, sihirli bir frikik organizasyonunu yılda kaç kez izleyebiliyoruz?
Ya da F.Bahçe bir maçta kaç kez uzaktan şut deniyor? 8 kişiyle kendi 30 metresine sıkışan savunmalara karşı kalenin içine girmeye çalışmak yüzde yüz verimli olabilir mi? Bir takımda 6-7 tane (Bilica, Santos, Özer, Emre, Topuz, Alex, Vederson) iyi şut atan oyuncu varken, ceza alanı dışından bu kadar az gol bulunmuş olması garip değil mi?
Bir de kontratak tehlikesi var tabii. Manisa’nın/Diyarbakır’ın F.Bahçe’ye, lig sonuncusu Xerez’in 500 milyonluk R.Madrid’e yaşattığı tehlike... Real bu işi 45 dakikada 13 faul yaparak çözmeye çalıştı (Xerez’in faul sayısı sadece 1’di!) Faul yönteminin harika bir çözüm olduğunu söylemiyorum, hatta benim benimsemem imkânsız. Ama şunu söylüyorum: Pellegrini bir şeyler düşünüyor, iyi veya kötü ortaya bir yöntem koyuyor. Son 9 maçın 6’sını da gol yemeden bitirebiliyor.
En azından şunu biliyoruz, Pellegrini yastığa başını koyduğunda Xerez’e ve benzerlerine kafa yoruyor, sahaya doğru/yanlış birtakım çözümlerle çıkıyor.
* * *
Lille yorgun. Hafta sonu Rennes önünde 4 alternatif oyuncu kullandılar, ama bugün onların ikisi sakat/biri cezalı olduğu için yine geçen perşembenin yıpranmış 11’ine dönecekler. Yani onlar da bu kez iyi kapanıp kontratağa çıkmayı deneyebilirler. Kadroları da buna çok müsait.
F.Bahçe’deyse Gökhan-Emre-Alex-Deivid-Semih sahadayken yetenek oyunu sürdürülebilir. Duran toptan gol bulunabilir. Şaşkın Landreau şutla çözülebilir. Yeter ki, ortaya düşünülmüş bir plan konulsun. Yeter ki, izleyiciye bir zekâ pırıltısı sunulsun. Yeter ki, ayakları Alex’le aynı dili konuşan daha fazla adam onun etrafında olsun. Yeter ki, Daum’un yastığa başını koyduğunda bir şeylere kafa yorduğunu hissedebilelim.

G.Saray avantajlı
G.Saray, Atletico’yu iyi bir zamanda yakaladı. Maçı tek başına alıp götürebilecek Keita formda; maçı tek başına alıp rakibe verebilecek Ujfalusi de karşısında... Euro 2008’de solda Jankulovski-Ujfalusi ikilisinin Hamit’e karşı çaresizliğini hatırlıyorum; Bruckner ikinci sol bek Kadlec’i de oyuna almış ama Altıntop üretimi 3 gol gelmesine engel olamamıştı.
Şu anda Keita, o günkü Hamit gibi formda. Hayatlarında ilk kez perşembe günü bir arada oynayan Atletico savunma dörtlüsü, Çekler gibi dağınık... Antalya ve Madrid maçlarında toplam 6 pozisyona giren Mustafa da sahada olacak; sadeliğin ustası Elano da... Eğer ilk maçtaki gibi laubali baraj hataları yapılmazsa, özgüveni son derece düşmüş Uğur-Simao’ya özel bir avantaj sağlamazsa, cumadan itibaren Everton’ı düşünecek taraf G.Saray olmalı gibi.

Top çizgiyi geçti mi?
G.Saray-Beşiktaş maçının yardımcı hakemi Tarık Ongun, kulaklık vasıtasıyla Aydınus’a “Top çizgiyi geçti!” dese ve Holosko’nun kafası gol olarak değer kazansa, hakemleri suçlayabilir misiniz?
Görevi icabı son savunma adamını takip etmesi gereken ve o kafa şutu anında defansla/Holosko’yla aynı hizada olan Ongun’un, topa vurulur vurulmaz aut çizgisine ışınlanması mümkün mü? Ongun topla aynı hızda çizgiye koşamayacağına, o anda aut çizgisinde de olamayacağına göre, görüş kalitesi açısından tribündeki adamdan/orta hakemden ne farkı var ki?
Çipli top konusu rafa kalktığına, bu işlerin çaresi çizgi hakeminde arandığına göre... Acaba TFF, 6 hakem konusunu UEFA’yla istişare edip Avrupa’ya öncülük edebilir mi? 5 yıl içinde bütün liglerde uygulanacağı kesin olan bu sisteme biz liderlik edemez miyiz?