Mâlumunuz, İngiltere Federasyon Kupası’nda üçüncü klasman takımı Leeds, M.United’ı yenip mücadelenin dışına itti. O maçtan birkaç gün sonra oynanan Türkiye Kupası karşılaşmalarındaysa G.Saray Ordu’yu, Trabzon da Denizli Belediye’yi farklı geçti. TRT Türk’te geçtiğimiz pazar akşamı Hasan Şaş ve Ümit Sezgin’le birlikte bu maçların görüntülerini izlerken, şöyle bir soru geldi masaya: “Orduspor’dan neden bir Leeds United olmuyor?”
Tabii, bu sorunun tek bir cevabı yok, ama yanıtlar içinde en fazla fikir birliği edilebilecek olanı şu: “Leeds, Manchester’ı yendiğinde turu geçeceğini biliyor. Orduspor’sa, G.Saray’ı yense bile, tur geçmek için bu zafere belki Trabzon ve A.Gücü’nden alınacak bir 4 puan daha eklemek zorunda”.
Türkiye Kupası, belki de yeryüzünde grup sistemi uygulanan tek yerel kupa. Üstelik UEFA’nın vazgeçtiği anlamsız 5’li tek devreli düzen de sanırım dünyada sadece bizde kaldı. 5’li sistemde puan durumunu takip etmeniz imkânsızlaşıyor, çünkü takımlar farklı sayılarda maçlar yapıyor. Aynı takımla içeride dışarıda oynamadığınız için tam anlamıyla adalet sağlanmıyor.
Yerel kupaların en önemli unsuru, “sürpriz alt lig takımı”nın yerinde de yeller esiyor, grup uygulamasına geçildiğinden beri tek sürpriz çeyrek finalist A.Demirspor olabildi. Bir de grup maçlarının devre arasına sıkıştırılmasıyla yedek oyuncuların şans bulması geleneği de darbe gördü, çünkü takımlar kupayı haftada 3 maç baskısıyla oynamıyorlar. Kupa algısı artık, “devre arası kampı içindeki ciddi hazırlık maçı” na dönüştüğü için, 4 büyükler bile as takımlarıyla sahadalar. Oysa devre arası 5 değil 3 hafta olsa, normal sezon içinde iki hafta sonu-iki hafta içine Türkiye Kupası fikstürü yerleştirilse, yedeklerin forma şansı daha fazla olacaktı...

Gerekçe: “Para”TFF, havuz problemi çözebilir mi
Aslında TFF de bu handikapların çoğunun farkında. Ben bu konuyu geçen sene ilk kez kaleme aldığımda verdikleri nazik yanıtta, naklen yayınlar ve sponsorlar yoluyla paranın gelmesi ve bu kaynağın kulüplere aktarılabilmesi için düzeni devam ettirmeleri gerektiğini dile getirmişlerdi. Şimdi onlara birkaç sorum daha olacak:
1) İngiltere’de son şampiyon M.United’ın kupaya katıldığı nokta, son 64 turu. Oysa bizim büyükler ancak son 20’de teşrif ediyorlar! Acaba onların da son 64’te kupaya katılmaları sağlanarak daha fazla maç yapılması (ve grupların kaldırılmasından kaynaklanacak eksikliğin giderilmesi) söz konusu olamaz mı?
2) Grup sistemi kaldırılırsa alt lig takımlarının elde edecekleri gelirin devamlılığından da endişe ediliyordu. Bütün profesyonel takımları kupaya katarak 8 turlu (tek maçlı eliminasyonlu) bir düzen kurulsa bu sorun çözülemez mi? Büyük takımlar da son 64’ten itibaren katıldığı için onlar da zaten 6 tur oynamış olacaklar.
3) Aslında belki TFF bu seçenekleri de düşünmüştür, bilemiyorum. Benim elimde federasyona gelen paranın miktarı, kaç takıma ne şekilde dağıtıldığı, yayıncı kuruluşun vermesi gereken maç sayısı gibi detaylar tabii ki net olarak yok. Ayrıca, bu detaylar benim elimde olsaydı da ben size net bir çare sunamazdım. Çünkü bu iş, bir mühendislik işi...
Türkiye Kupası probleminin, “X büyüklüğünde bir havuz, Y derece sıcaklıkta, Z gün A saat boyunca, B musluğu C kadar, D musluğu E kadar su akıtırken, F musluğu havuzdan G kadar suyu boşaltıyorsa, o havuzun ne kadarı dolar?” probleminden bir farkı yok. Yani aslında bu kadar parametresi olan bir problemi zaten TFF yönetiminin, kupa sponsorunun ve yayıncısının bir masaya oturarak çözmesi de beklenemez. Doğru olan, tüm verileri ve beklentileri bir kâğıda yazıp, bir mühendis grubundan bu probleme uygun çözümleri üretmesini istemek.
Sanırım bu probleme uzman mühendisler kafa yorarsa, size tur sayısını, hangi klasman takımlarının nerede katılması gerektiğini, para dağıtımının aksamaması için nasıl bir düzen kurulacağını, yayıncının reklâm gelirleri azalmadan ne aşamada ne kadar maç vereceğini filan çıkartırlar. Çünkü inanın bu problem dünyada sadece bizde yok, İngiltere’de de var, İspanya’da, Mısır’da, Japonya’da da var. Ve onlar bu problemi eliminasyonlu sistemle çözmeyi başarmışlar. Biz de başarabiliriz.

Kewell, GS Lisesi’ni dışarıdan bitirmiş gibiTFF, havuz problemi çözebilir mi
“22 yaşındaki Arda, dünya tatlısı bir insanken, küfürlerinin televizyona yansımasından çekinmeyen sinirli ve antipatik bir kaptana dönüşmemek için ne yapmalıydı” diye düşünüyor ve üzülüyorum.
Yöneticilerinden pek umudum yok, hocaları yeni geldiği için iletişim kurmaları zaman alabilir. Takımda onunla arkadaşlık edip bu konuları tartışabilecek, onun geçtiği yollardan daha önce geçmiş bir futbolcu arıyorum. Hakan Şükür’e çok saygı duyduğu sahadaki ilişkilerinden belli oluyordu, o artık orada değil. Aklıma ister istemez Kewell geliyor.
Kewell iki yıldır takımda ve Arda’yla benzerlikleri de şaşırtıcı: Arda gibi ülkesinin en yetenekli genciydi, 17 yaşında milli oldu, ulusal takıma kaptanlık yaptı. Arda’nın gitmeyi hayal ettiği Liverpool’da (efsanevi Keegan ve Dalglish’in giydiği) 7 numarayı giydi. Genç kızların sevgilisiydi, tribünlerde Kewell’ı Beckham’la kıyaslayan tezahüratlar söylendi, (çok enteresandır) bir dizi oyuncusuyla evlilik yaptı. Üstelik de sarı-kırmızılılarda tarihe karışmış liseli oyuncu ekolünü hatırlatıyor, çünkü tavırları Galatasaray Lisesi’ni dışarıdan bitirmiş gibi...
Emre’nin Hagi’si vardı. Arda’nın da Kewell’ı olabilir gibi geliyor bana...