Birçok büyük teknik direktör gibi Hiddink’in de futbolculuk kariyeri parlak değil. Avrupa’da ünlü kulüplerde görev yapan Hollandalı, 21. yüzyılın başında Kore’ye giderek, ulusal takımlardaki başarısının başlangıcını yaptı

Büyük ya da küçük, kulüp veya milli takım, Avrupalı-Afrikalı ve Asyalı herkesin rüyasıydı o... Belki R.Madrid-Juventus gibi devlerin bile onu bir ulusal takımla paylaşmaya razı olacağı dönemdeydi. The Independent’in “Uçan Hollandalı” ismini taktığı Hiddink’in kontratına bizim de koymamız gereken ilk madde galiba, 4 yıl boyunca sadece Türkiye’yi çalıştırma şartı olmalı.
Hiddink, İkinci Dünya Harbi’nin hemen ardından, savaşın etkilerinin sürdüğü küçük bir kasabada, Guuseum’da (pardon, sonradan onun adına kurulacak Guuseum müzesiyle meşhur olan Varsseveld’de) dünyaya gelmiş. Birçok büyük teknik direktör gibi onun da futbolculuk kariyeri parlak değil, iki sezonluk başarısız PSV dönemi haricinde orta sınıf takımları dolaşarak geçirmiş.
Genç Guus’un, dünya çapında futbolcu olmasa da, o yıllarda da sıra dışı bir figür olduğu kesin. Çünkü De Graafschap’ta hocalığını yapan Piet De Visser’le dostlukları ömür boyu devam etmiş; Visser, Hiddink’in takımları için Ronaldo, Romario, Alex gibi Brezilyalıları genç yaşta keşfetmiş, ayrıca onu Abramovich’le de tanıştırararak Chelsea macerasını başlatmış.
Şu anda Chelsea’de, Abramovich’in danışmanlığını yapan ve Kalou, Obi Mikel, Robben gibi transferleri kulübe öneren Visser’in acaba Almanya’daki genç Türk futbolcuları birer-ikişer kez izlemeye vakti olur mu diye düşünmeden edemiyor insan!

Uçan Hollandalıİlk İstanbul seferi
Hiddink’in 20 küsür yıllık hocalık kariyerinde İstanbul’la yolları defalarca kesişti, ilk buluşmaysa onun birinci adamlık tecrübesini ilk kez yaşadığı PSV döneminde oldu. Hiddink 1987-88’de PSV’ye rüya bir Avrupa şampiyonluğu kazandırırken yola İstanbul’dan çıkmış, kupaya giden seride tek mağlubiyetini de Ali Sami Yen’de, Galatasaray karşısında almıştı.
Eylül 1987’de Hiddink yönetiminde Galatasaray karşısına çıkan takımdan Eric Gerets 20 yıl sonra bu ülkede çalışacak; Ronald Koeman, Van Bruekelen, Van Aerle, Vanenburg, Kieft gibi yıldızlarsa bir yıl sonra Hollanda’ya, Avrupa şampiyonluğunu getireceklerdir.
3 yıllık PSV dönemine biri Avrupa şampiyonluğu olmak üzere 6 kupa sığdıran Hiddink’in ikinci İstanbul seferini (o dahil) pek kimse hatırlamak istemiyor; belki de 2010’da üçüncü kez Türkiye’ye gelişinin altında da 1990’ı unutturma içgüdüsünün küçük bir rolü var.
1990’daki başarısız Fenerbahçe macerasının ardından La Liga günlerine Valencia’da başlayan Hiddink, başarılı 3 yıl geçirdi. Mestalla’da oynattığı atak futbolun Real Madrid ve Barcelona’nın da stilini değiştirdiği söylenir.

Ön liberoya karşı
Aklımızda, geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde Chelsea’nin başında Barcelona’ya karşı oynattığı kapalı futbolla yer etse de, Hiddink bütün kariyeri boyunca atak oyunu benimsedi. 1995-98 arasında çalıştırdığı Hollanda’da Davids’ten vazgeçmesi uzun süre tartışıldı, ama o hareketinin doğru olduğunu ispat etti. Milenyumun son iki yılını Real Madrid ve Real Betis’te geçiren Hiddink, kazandığı kupalarla olmasa da Sanz’la yaşadığı tartışmayla iz bıraktı. Real Madrid’in çok daha fazla profesyonel yönetilmesi gerektiğini söyleyince, Başkan Sanz’ın deyimiyle 5 dakikada bileti kesildi.

Kore’de kız arkadaş problemi
21’inci yüzyıla Kore Milli Takımı’nda çalışarak başlayan Hiddink, ününü de ulusal arenada yaptı. Kore’de önceleri milli takımla fazla ilgilenmemekle, vaktinin büyük bölümünü kız arkadaşıyla geçirmekle suçlandıysa da, ülkenin en büyük ulusal kahramanı oldu. 2002-2006 arasını geçirdiği PSV’de Şampiyonlar Ligi yarı finaline çıktı. Avustralya’yı 2006 Dünya Kupası’nda ikinci tura taşıdı, Chelsea’ye bile 4 ayda 3 kupa hayali kurdurdu.