Salih’le Sefa, 2013-14’ün ilk devresinde 13 maç bir arada Kayserispor’un sağ kanat ikilisi idiler. Kayseri, o sezon boyunca 58 gol yedi, nihayetinde de lig sonuncusu olarak küme düştü. Sefa aslında farklı özellikleri olan, değerli bir hücumcu. Ama Salih’le bir arada kanat savunmasında yetersizler.

Dün de Bosingwa’nın yokluğunda Yanal’ın sağ çizgi tercihi bu ikili olunca, orası Trabzon’un en kötü pozisyonu haline geldi. Karşılarında da Fenerbahçe’nin en iyi pozisyonu, yani Caner-Alper var. Maç neredeyse aralıksız o çizgide oynandı, Salih-Sefa sarı kartlar da gördüler ama açığı kapatamadılar. Çünkü planlama yanlıştı. Yanal da bir türlü o yaraya merhem bulamadı, iki değişiklik hakkını savunmasını oturtabilmek için kullanmasına rağmen...

Sanırım takım sporlarında basit bir gerçek var: Yıldızların, golcülerin, galaktik transferlerin kadar değil, en zayıf halkan kadar güçlüsün. Trabzon’un dünkü kötü günüyle, en iyi günü arasındaki fark da, Salih’le Bosingwa arasındaki fark kadar. Yani dağlar kadar...

Fenerbahçe’yse bu maçın planını santradan itibaren baskıyla rakibin gardını düşürme üstüne kurmuş: Santrayı bile Selçuk-Diego yaptı, Kuyt üzerinden daha 20’nci saniyede rakip kaleye gittiler. Aynı şekilde ikinci yarının santrasıyla da Alper pozisyon buldu. Kornerleri ön direğe kullanma hastalığını da bırakmışlar, özellikle Diego soldan penaltı üzerine keserek etkili işler üretti. Tek eksikleri goldü dün gece. Hakan Arıkan hayatının maçını oynamasa, şutlarda 28’e 5 gibi bir üstünlük kurmuş Fenerbahçe, tabeladan da istediğini çıkarabilirdi.

Taktik fauller

Faulle atak kesme stratejisi, 10 yıl önce belki daha makuldu: Hücuma kalabalık gidiyorsunuz, Yusuf gibi ofansif beklerle oynuyorsunuz. Topu kaptırınca geri dönmek güç, öyleyse küçük faullerle hücum kesme stratejisi izliyorsunuz.

Ama bugün bu stratejinin ana planınız olması iki nedenle mümkün değil:Birincisi, hakemler “umut veren atak kesilmesi” konusunda hassaslar. İsterse birinci, isterse yarımıncı faulünüz olsun, hemen çıkarıyorlar sarı kartı. O zaman da Erciyes gibi çok da zorlu geçmeyen bir iç saha maçında 6 sarı kart görebiliyorsunuz. İkincisi de, oyuncularınız sizin düşündüğünüz kadar kurnaz değiller, çok erken görüyorlar kartları. Dün ilk yarım saatte Trabzon’un 4 kenar adamından 3’ü kart gördü. O yüzden de savunmanın tümünün ayakları titredi maç boyunca.

Avrupa’da olmamak

Fenerbahçe, 2011’de Avrupa’da yoktu. 2012’de Spartak’tan tek bir yenilgi aldılar. 2013’te Avrupa Ligi finalinin kıyısından döndüler. 2014’te yalnızca Arsenal’e yenildiler. Bu yıl yine Avrupa’da yoklar.

Tabii ki sporda zirve hedef, uluslararası arenada var olmak... Burada şüphe yok. Ama Fenerbahçe’nin son 4 sezonda sadece 1 kez Avrupa’da devam etmesinin, enteresan bir avantajı oldu sarı-lacivertlilere: Yenilmeyi unuttular! Avrupa devleriyle yıpratıcı maçlar oynamadılar,yenilmeme alışkanlığı süreklilik kazandı. Özgüvenleri yükseldi, ayakları hemen hiçbir maçta dolaşmamaya başladı. Ligde ve Türkiye Kupası’nda zaten nadir kaybediyorlar, Avrupa’da da oynayamayınca ortaya yenilgiyi neredeyse unutmaya yüz tutmuş bir oyuncu grubu çıktı.

Fenerbahçe’nin özgüveninin tavan yapmasında, özellikle Kadıköy’deki cesur futbollarının yıllanmış alışkanlık kazanmasında, sanırım bu faktörü de görmezden gelmemek gerek.