Bu kirli ve zehirli algı üretenler nereden çıktı?

Bir ülkede bilgi öğrenilebilir ve kullanılabilir bir değer haline gelirse orada tartışmalar uzlaşma ile sonuçlanabilir, gelişmeye dönük de yapıcı bir ortam sağlanır; en azından kör döğüşü denen şey olmaz.

Ancak Türkiye bu konularda fazlasıyla fakir bir içeriğe sahip olduğundan ve en temel bilgi seviyesi bile yerince gelişmediği ve olgunlaşamadığından “bir bilene sorma” ihtiyacı en gerekli araçlardan biri haline gelir.

Çok basit bir çıkarımdır; yeterince bilmiyorsan fikir edinmek için sorarsın!

1970’li yılların son çeyreğinden beri bu ülkede maç izliyorum. Her dönem hakemlerin verdiği kararlar tartışılmıştır; “penaltı mıydı, ofsayt mıydı” konuşulmuştur.

Zaten pozisyon ortadaysa gri bölgede duruyorsa herkesin bir fikri olur.

Ancak fikir üretebilmek için bilgi gerekir. O yoksa geriye kanaatler, tuttuğun takıma göre alınan duruş devreye girer.

1970’li yılların sonlarında TRT’nin spor programlarında çok öğretici futbol dersleri olurdu. Taç atışı nasıl yapılır, ne şekilde kullanılırsa nizami olmaz, çeşitli örnekleriyle gösterilirdi. Ofsayt kuralı için tekrar tekrar farklı pozisyonlar ekrana gelirdi.

Yetmez, çeşitli zamanlarda bazı önemli futbolcuların hayat hikâyeleri, oynadıkları pozisyona göre anlatılırdı.

Kuşkusuz o günlerde programların içine tuvalet kâğıdı, salatalık, muz gibi “temizlik ve hal” ürünleri henüz dâhil edilmemişti. Bunlarla teknolojinin en ileri olduğu, pozisyonların bilgisayar ile analiz edilebildiği milenyumda tanıştık.

Neden?

Çünkü o pozisyonu anlatan adamın hayat görüşü ve vizyonu zaten bu ürünlerin ötesine geçemiyordu.

Buradaki temel sıkıntı futbolu kendisine tuvalet kâğıdı, hıyarla anlatan adamı pür dikkat dinleyen seyirci kitlesinde düğümleniyor.

Demiyor ki; “sen beni ne sanıyorsun, doğru dürüst teknolojik araçlarla konuyu anlatsana!”

Konuyu anlatan dinleyici kitlesi ancak bu şekilde anlatırsa bir şeylerin yerleşeceğine emindi. Zaten ne verirsen almaya hazır bir kitle vardır önünde.

Futbolu bu kadar çok seven, yürümeye başladığı andan itibaren topla ilişki kuran bir toplumun böylesine basit soruları sormaya ve görüş almaya neden ihtiyaç duyuyor olduğu açıklanması çok zor bir fenomendir.

Ancak böyle bir gereklilik hasıl oldu ve bana göre bu ülkenin tüm spor paradigmasını tahrip etmiş, kalıcı düşmanlıkların oluşmasının yolunu açmış Hıncal Uluç’un da yardımlarıyla televizyon ekranlarına hakem eskilerinden pozisyon yorumcuları peyda olmaya başladı.

Bir süre belki yararlı bilgiler de vermiş olabilirler; fakat iş sahada ter döken futbolcunun da “akşam Hoca’nın yorumunu bakacağız” şeklinde bir zavallılığa dönünce, o pozisyonları yorumlayanlar da giderek kendilerini dünyanın merkezinde görmeye, futbolun genel anlayışını, yaklaşımını belirlemeye başladılar.

Hele bu yorumlar giderek bel altına vurmaya başlayınca işin niteliği tamamen değişti.

Artık yanlış ya da doğru her hakem kararı bir diğer takımın lehine veya aleyhine kasti şekillerde yorumlanır hale geldi.

Ben adamın ciğerini bilerim!” diyerek başlayan o zehir saçan psikolojik açıklamalar toplumdaki ayrışmaları, kin ve nefreti artık bir arada maç bile izlenemeyecek hale getirdi.

Hakem eskilerine göre tüm hakemler karar verirken kafalarında bin bir tilki dolaşıp, hesap içine giren ve daha maça çıkmadan ne yapacağına karar vermiş manipülatörlerdir.

Bu manipülasyon hakem forması sırtındayken mi yapılıyor, onu çıkardıktan sonra hakemin kişiliği değişerek topluma yararlı vatandaşlar haline mi geliyorlar, bunu hala öğrenmeye çalışıyoruz.

Kimse bu hakem eskilerine “siz de maçları yönetirken böyle hesaplar yapıyor muydunuz, şampiyon olacak, düşecek takımı belirliyor muydunuz? Hakemler böyle kişilerden mi seçiliyor” diye sormuyor.

Soramıyor!

Çünkü aslında sistem kendi kendisini besleyen mekanizmalara sahip çalışıyor.

Zincirin tüm halkaları birbiriyle uyumlu bir şekilde bir araya gelerek o kötü kolyeyi tamamlıyorlar.

Bu kadar sporun içinde olup, onunla yatıp kalkanların gazete köşelerinde, ekranlarda teknik, taktik yorum yapacaklarına karanlık taraflarını konuşmalarının elbette bir karşılığı olmalıdır!

Bunun nedeni sporumuzun kirli ilişkilere sahip olması, onların da bunların bir parçası ve sonucu olarak varoluşlarını şekillendirmesi midir?

Yoksa bu kişilerin bilgi seviyesi analize, pozisyon yorumlamaya, anlamaya, değerlendirmeye yetmemekte midir?

Neresinden bakarsanız bakın sorunlu olduğuna şüphe yoktur.

3 Temmuz sürecinde bu kişilerin her türlü etik ve hukuk ilkeleri bir yana bırakarak top yekûn zehir saçan bir algıyla zihinlere nasıl yalan yanlış bilgi doldurduğu ortadadır.

Fenerbahçe’nin 32 hafta, yaklaşık bir seneden bu yana ligde penaltı kazanmamasını konuşmak yerine geçen ve bu hafta net penaltı olan pozisyonların arkasından ortalığı art niyet okumalarıyla, futbol konuşmak yerine yine zihin bulandırıcı yollara sapmanın da elbette bütün bunlar paralelinde bir nedeni vardır.

Bugün futbolumuzu maalesef bu kötü, zehirli algı yönetiyor.

50 yıldır bir insan değişmeden Fenerbahçe’nin her kazandığı penaltı ve maç sonrasında aynı yorumu yapar mı?

“Bu sene karar verilmiş Fenerbahçe şampiyon yapılacak, Beşiktaş ağzıyla kuş tutsa şampiyon olamaz!”

Bu mudur bizim sporumuz, çok sevdiğimiz futbolumuz?

Kararı veren kim, şampiyonları belirleyen bu şahsiyetler nerede görev yapıyorlar? Bunun cevabı yok! 50 senedir bu ülkede gazetecilik yap, senin gibi düşünenleri çeşitli gazetelerin içine özenle serpiştir, sonra onların yardımıyla yapmaya çalıştığını organize hale getir, bununla da övün ancak konunun en can alıcı noktasında itham ettiğin şeyin peşine düşme!

Bu mudur sizin de takip etmek istediğiniz gazetecilik arayışı? Evet sen okuyucu, izleyici, dinleyici, haber öğrenmeye çalışanlar; neden gerçeği öğrenmek yerine sürekli bir şaibenin peşinde kirli bir algı için sana yalan yanlış senaryolar çizen bu insanlardan hesap sormuyorsun?

3 Temmuz’da ne olduğunu öğrendin mi? Sana anlatabildiler mi?

Bu pozisyonlarda yanlış bir şey yok, diyelim ki oldu ve hakem hatalı karar verdi; bunu adam gibi eleştirmenin bir yolu yok mudur da hakemin zihin dünyasında tuhaf şeyler arama gayretine girilir?

Fenerbahçe tüm hakemleri, federasyonu bağlıyorsa o zaman bu sporu takip etmeyin, boykot edin. Neden her sene sonu belli bir senaryonun peşinden aynı akıl oyunlarıyla seni oyalamalarına, zihnini kirletmelerine izin veriyorsun ki?

Gazetecilik yapmak istiyorsanız; gücünüz, zekânız, bilginiz, yüreğiniz yetiyorsa bu kirli ilişkileri ortaya çıkarırsınız!

Önce; Fenerbahçe nasıl hakemleri baskı altına alarak, ayarlayarak 32 hafta penaltı alamamış olduğuna bir açıklama getirin.

Son dört senede Fenerbahçe nasıl oluyor da ezeli rakibinin bir oyuncusunun kullandığı penaltıdan daha az penaltı kazanmış olduğuna açıklama getirin!

Fenerbahçe, bir Rizespor kadar rakip ceza sahasına giremediği içinmi onun kadar penaltı kazanamadı?

Bu mudur kamuoyuna yapacağız çocukça yorum?

Bu ülkenin genel sorunu kalite, standart, bilgi, fikir üretme, düşünme, değerlendirme, paylaşma ve dürüstlüktür; daha önemlisi de ahlaktır!

Karşınızdakini kendiniz gibi görerek empati yapmadıkça doğru ilişki yolunu bulamayız.

Sen kötüysen, o içindeki karanlıktan arınacaksın!

Eğer onlar kötüyse bu sefer iyiyi, doğruyu, güzeli arayıp yine çevreni değiştirmek senin elinde.

Ben bunu yapmaya çalışıyorum.

http://twitter.com/uzaygokerman