Futbolda yeni dönem anlayışı

8 Eylül 2020

Millilerimiz dört gün içinde iki maça çıktılar. Bu karşılaşmalara bir oyuncumuz sabit olmak üzere 21 farklı farklı isimle başladık, biri on kişi kalmış rakip olmak üzere hiç gol atamadık, bir beraberlik bir de yenilgi ile sahalardan ayrıldık.

Bu durumu anlamak için önce bir soru ile başlamak gerekiyor.

“Aynı oyunu farklı isimlerle mi oynamaya çalıştı Millilerimiz?”

Bunu bir taraftan düşünmeye devam ederken ikinci devre üst üste olan iki pozisyonu hatırlayalım.

İlkinde Yusuf ile Cengiz’in orta alanda paslaşmaları var; Cengiz kendini boşa çıkarıp sağ taraftan koşuya başladığı sırada Yusuf’un yapması gereken şey topu Cengiz’in önüne yuvarlamaktı. Sonrasında Cengiz’in önünde kaleciye kadar Çukurova benzeri geniş bir alan görülüyordu. Oysa topu eveleyip, geveleyince iki Sırbistanlı oyuncu kendisine basıp pozisyonun oluşmasını engelledi. Cengiz orada öylece kaldı.

İkincisi bir sonraki ataktı; Ozan üçüncü bölgedeki boşluktan yararlanıp, topu sağ tarafta tek başına duran Cengiz’in önüne çok güzel bir ara pası ile yuvarlarken, Cengiz bir önceki pozisyonun öğrenilmiş refleksinden de olacak hareketlenmede bir an tereddüt yaşadığı için bu çok uygun pozisyon başlamadan sona erdi.

Burada öğrenilmiş ve daha henüz tecrübe edilmiş iki durum çıktı ortaya.

Günümüz futbolu artık bir satranç gibi oynanıyor. Basketbolda bunu daha net olarak görüyoruz. Öncelikli hedef potaya en müsait durumdaki oyuncuyu boşa çıkararak şut çekmesini sağlamak. Futbol da artık bundan farklı değil.

Yazının devamı...

Daha iyisi mümkündü.

26 Temmuz 2020

Sezon kapandı; Emre Belözoğlu aktif futbol yaşantısına noktayı koydu. Onunla ilgili değerlendirmeyi hafta içine bırakmak istiyorum, belki özellikle Fenerbahçe’de oynadığı dönemde kaleme aldığım yazılardan da birkaç küçük alıntı yaparım.

Fenerbahçe sezona büyük umutlarla başladı, çünkü iyi de transferler yapmıştı; ama ligi geçen seneden de kötü bir yerde tamamladı.

Bir önceki sezon başarısız olan kadroda kimi futbolcular sorumlu gösterilmiş, gönderilmiş, yerine bunlar alınmıştı. Şimdi bunların da değeri azaldı; büyük çoğunluk bu takımın Fenerbahçe’nin futbolcusu olmadığını falan da düşünüyor olmalı, yeni kurbanlar bekleniyor.

Aynı şey teknik yönetimler için de geçerli; iki senede Fenerbahçe sahaya beş farklı teknik direktör ile çıktı.

Seneye neler yaşanacak bugünden kestirmek kolay değil; ancak yapılmaya çalışılan transferler konusunda medyaya yansıyan isimlerin fazlasıyla iyi olduğunu söylemek mümkün...

Ama hep aynı yere gelip duruyoruz; nasıl oynayacak bu takım?

Dünkü maçtan size bir iki pozisyon hatırlatacağım.

Serdar Aziz topu Dirar’a veriyor, Dirar topu aldığında ileriye ve yana doğru tüm pas kanallarının Rizesporlu oyuncular tarafından kapatıldığını görüyor. Orta alanda pas almak için kimse yanaşmadığı gibi öncesinde de Dirar’ın önünü açacak boş alan koşusu görmüyoruz. Dirar çaresizce topu geriye dönerek aldığı yere teslim ediyor.

Yazının devamı...

F.Bahçe'nin küçülen vizyonu

23 Temmuz 2020

Yeni Yönetim iktidarı devralırken genel olarak söylemi, Fenerbahçe’nin sportif anlamda başarısızlıkları, eski yönetimin içiyle dışıyla olsun iletişim sorunları üzerineydi.

O zamanki yönetimin futbol aklının günübirlik kararlarla; doğru transfer yapmasını bilmediği, bunu yapacak donanıma da sahip olmadığı sıklıkla eleştiriliyordu.

Son yıllardaki vasat hatta çöp niteliğindeki futbolcu transferlerinin üzerine bir de savunma ağırlıklı futbol anlayışı olan, dikine oynatmasını beceremeyen Aykut Kocaman(!) gerçeği de eklendiğinde Fenerbahçe’nin sorununun genel çerçevesi de çizilmiş oluyordu.

Bugün Fenerbahçe Yönetiminde bulunan ve futbolla ilgisi olan hemen hemen tüm üyelerin o zaman Aykut Kocaman’ı hedef alan, eleştiren hatta hakarete varan en az bir adet yorumu, açıklaması ve tweeti bulunduğunu biliyoruz.

Sanki bu tweetler zamanında Yönetimsel ayrışmanın belirleyicisi gibi işlev görmüştü.

Sn. Ali Koç göreve geldiğinde “yerli hocaya karar verirsek bu Aykut Kocaman olacaktır” açıklamasına rağmen yönetimindeki tüm arkadaşlarının Hoca’ya tamamen karşı olması ülkemizin tuhaf gerçeklerinden biri olarak kayıtlara düşmüştür.

Biz burada hafızamızı tazeleyelim sadece, konumuz Aykut Kocaman da değil, yanlış anlaşılmasın.

Ali Koç ve arkadaşları bu teze karşı bir antitez üreterek bir sentez yapıp iktidara gelmiş olmalıydılar.

Yazının devamı...

Fenerbahçe'nin sorunu

13 Temmuz 2020

Yaklaşık 40 dakika önce sonuçlanan maç Fenerbahçe’ye puan sıralamasında Galatasaray’ın üzerine çıkma şansını ayağına kadar getirmişti. Aslında bu geçen hafta için de nispeten geçerliydi, sıralamayı değil en azından puan eşitliğini sağlayacak bir durumdu; sarı lacivertli arma bu fırsatı bir kere daha tepti.

Sivasspor sezonun ilk yarısını puan farkıyla lider tamamlamıştı; hatta elindekini doğru kullanabilse bugün hala şampiyonluk potasında bile kalabilirdi ama Rizespor, Gaziantep FK, Başakşehir, Trabzonspor serisinden sadece 2 puan çıkarınca momentumunu kaybettiği gibi motivasyonu da azaldı.

Her şeye karşın Fenerbahçe galibiyetiyle sezonu ilk üç sırada tamamlanma, Trabzonspor’un durumuna göre Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynama şansını devam ettirdiğini söyleyebiliyoruz.

Fenerbahçe’nin rakibi kim olduğunu anlamak için bu detayı hatırlatıyorum.

Fenerbahçe bu sezon Başakşehir’ı bir kenara koyarsak, puan cetvelinde üzerinde olan takımlara karşı hiç başarılı olamadı, maç kazanamadı. Başakşehir’in şampiyon tamamlaması durumunda ligde iki maçını da kaybettiği takımın Fenerbahçe olması sezonun ilginç notları arasına yazılacak.

Fenerbahçe için tüm sezon nasıl geçmişse Sivasspor karşılaşmasında bunların tekrarı yaşandı.

Artık büyük bir lanete dönüşen stoper krizinin bu maçta da yenilgiyi hazırlayan “görünürdeki” sebep olması üzerine bir kere daha yorum yapılmasını gerektirmeyecek bir sonucuydu.

Serdar Aziz’in Göztepe maçında gördüğü (çift sarıdan) kırmızı kartın 2 haftalık cezaya dönüşmesi, 2 haftalık puan kaybının belki de görünürdeki öncül sebebiydi.

Yazının devamı...