Nişantaşı'nın başına gelen bela

Dünyanın neresinde görülmüş sabah saat 8:00'den sonra bir kamyonun teslimat yapması? Aynı gece geç saatte Teşvikiye Caddesi'nden evime dönüyorum. Yani bu kez City'sin (Bunu nasıl yazacağız?? Bu uyduruk ve özenti isme nasıl takı takacağız? ) ön kapısından geçiyorum. Yine cadde kördüğüm. City's restoranlarına gelenler birinci park sırasını, erken gelip de kaldırımda yer kapamayanlar ikinci park sırasını, müşteri bekleyen taksiler ise üçüncü park sırasını yapmışlar. Akan trafiğe ise sadece yarım şeritcik kalmış. Kapıda süslü püslü giydirilmiş adamlar. Şıklık müthiş ama trafik bir kâbus, uygarlık sınıfta kalmış. Bu alışveriş merkezi Nişantaşı'nın başına bela olmak için mi böyle kuralsız kaidesiz açıldı? Cumartesi günü röportajım var, acele ediyorum. Her zamanki gibi... Valikonağı'ndan bir taksiye atladım. Şoför Akkavak Sokağa saptı. Yani Teşvikiye Caddesi'nin tam arka sokağına. Sokağa girmemizle durmamız bir oldu. Tam 20 dakika taksinin içinde bekledim sokağın başında. Arabadan inip bir bakayım dedim. Yeni açılan City's Alışveriş Merkezi'ne kamyonlar indir bindir yapıyor, biri giriyor, biri çıkıyor. Çıktım bir fotoğraf çektim, görevlinin umurunda değil Cumartesi saat 11:00'de Nişantaşı'nın ana damarlarından birine tıkaç tıkaması. Geçen yıl Gönül Paksoy sergiden sergiye koştuğu için ve tabii bunların her biri için fotoğraflar çektirilip, kitaplar yayınlandığı için geleneksel yılbaşı yemeğini yapamamıştı. Ama bu pazar Atiye Sokak'taki stüdyosuna yemeğe davetliydik, 100 kişi kadar yakın çevresi. Bu işi nasıl yaptığını size anlatayım. Önce yıl boyunca gittiği her kentten, her ülkeden malzeme toplar. Bir kez buzdolabında Japonya'dan getirdiği hardal tozuyla, kırmızı biberler görmüştüm. Ben de İstanbul dışında asma kabak bulup, benim işime hiç yaramadığı halde kilo kilo alıp ona götürmüştüm. Sonra onları günü gelince en yaratıcı şekilde pişirir, çiçeklerle, yapraklarla süsler, doğada yetişen her şeyi tencerenin içine atmayı, tabağın üzerine zarifçe serpiştirmeyi sever. Günlerce haftalarca hem kendisi çalışır hem Adana'dan gelen ailesi, kız kardeşleri... Erkek kardeşleri Doğan ve Şahin zaten her zaman Gönül'ün bir kol uzatımı mesafesindedir. Yine Adana'dan gelen ustalar içli köfteler yoğurur günlerce milattan önce üçüncü yüzyıldan kalma pişmiş toprak çanakların hemen altında, yere bağdaş kurarak. Antep fıstık reçelli füme hindi, mor havuç bukleleri, palmiye kalbi, pembe turplu enginar ve her yıl tekrarlanan döş dolması ve pilav bu yılki mönüden. Yemekte, dev siyah kuru fasulyeler ve baharatlı kayısılardan çıkan kokular derin sohbetlere karışıyor... Gönül Paksoy'un yemeği Paris 8 Üniversitesi Öğretim Üyesi Nora Şeri'nin bilimsel sorumluluğu altında Tepebaşı Pera Müzesi'nde bir sempozyum düzenlendi. Birinci gün hayırseverler ve mesenler, yani aktörler, ikinci gün bilim adamları yani teorisyenler, üçüncü gün ise Santral İstanbul'da öğrenciler için toplanıldı. Nora Şeri uzun zamandır bu sempozyuma hazırlanmıştı. Masrafları Paris 8 Üniversitesi ve Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nden karşılanmak üzere Fransa'dan konuklar, konuşmacılar bulup getirdi. Konu neydi derseniz, İstanbul'un çağdaş bir kent olabilmesi için hayırseverlere ve mesenlere çok büyük bir gereksinimi olması ve bunun bilincinin geliştirilmesiydi. Hayırsever deyince aklımıza hemen cami ve çeşme yaptıranlar hali vakti yerinde vatandaşlar gelir. Bu işlerin rotası artık değişti. Fransız ihtilalinden sonra Fransa'da yerleşen fikirler, Türkiye'de yeni yeni yeşeriyor. Artık dine bağlı değil akla bağlı hayır işleri yapılıyor. Şirketler, isimlerinin sanatla birlikte anılmasından prestij sağlayacaklarını düşünüyorlar. Kişiler müzeler açıyor, kâr amacı olmayan sanat araştırmaları yapan enstitüler kuruyor, hatta mesenler müzelere bağışlamak için koleksiyonlar satın alıyor, kendileri biriktiriyorlar. Mesenler, özellikle 1970'lerden sonra İstanbul'lular arasında çoğaldı. Nora Şeri bu yeni akımın, İstanbul'un 2010 yılında Kültür Başkentlerinden biri seçilmesinde büyük katkısı olduğunu söylüyor. Cumartesi akşamı Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi Bernard Emie sempozyum için bir kapanış resepsiyonu verdi. Konuşmasında günümüzün mesenlerinin 15 ve 16. yüzyıllarda yaşamış paşaların ve padişahların manevi mirasçıları olduğundan, onların saraya Bellini'yi davet etmeleri gibi Sabancı, Koç, Kıraç, Eczacıbaşı gibi ailelerin de bu geleneği yeniden canlandırdıklarından söz etti. serfiergun@milliyet.com.tr Hayırseverler ve mesenler

16 Ekim 2019 Magazin Bülteni.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber