Maç kaç kaç? Bekleme yapma kaç!

Derbi maçları olunca o gün gelir aklımıza. 1998–1999 sezonunun 12.haftasında Ali Sami Yen’de oynanan, Trabzonspor’un Galatasaray’ı 3-5 yendiği karşılamayı ve de o gün başımıza gelenleri bir kez daha hatırlatalım.

Birlikte izleyelim…

Zeytinburnu’nun bazı sokakları birbirine çok benzer. Adımladığınız caddelerde, ilginizi çeken gecekonduların arasında gözünüze ilişen yüksek katlı binalara bakarak yürürseniz, geri dönüşünüz öyle muhteşem olur ki; soluğu ya tren istasyonunda ya deniz kıyısında ya da başkalarının evinde alırsınız!

Haberin Devamı

Hikâyenin tamamını okuyunca bendenize hak vereceksiniz…

Mahalleden ağabeyimiz Hayri Cebitürk, kahveden çıkarken gür bir sesle bağırdı: “Maçı beraber izleyelim” Arkadaşlarla koyu muhabbete dalan bendeniz, kafamı “Olur” anlamında sallayıp onayladım. İşaretimden ikna olmamış olacak ki, durumun ne kadar önem taşıdığını ifade etmek için ani bir manevrayla geri döndü, kapının ağzına kadar yürüdü, işaret parmağını bir sarkaç gibi öne, arkaya sallayarak tekrar uyardı: “ Mutlaka gel, bekliyorum” 

Çaylak garson…
Hayri ağabeyin evi üç katlıydı… Aile efradı bayağı kalabalıktı. O aileyle birlikte maç izlemek, yetişkin çocukları ve torunlarıyla futbol muhabbetleri yapmak ayrı bir zevkti. Hele Trabzonspor’un galip geldiği haftalar aldığımız keyif bir sezonluk yaz tatiline bedeldi… Büyüğümüzden talimatı almıştık ama arkadaşlardan gerekli izini alamadık. Maç saati geldi çattı.

Masaların etrafında cirit atan bıyığı, sakalı yeni çıkmaya başlayan garson, omuzunda taşıdığı havluya hem ellerini siliyor hem de ayağına basılmış bataklık kurbağasını taklit edercesine “Gündüz çaylar Rize’den, akşam goller cim-bom’dan” diye bağırırken sesi adeta Veliefendi hipodromundan duyuluyordu! Küçük bir yaratıktan bu kadar güçlü bir ses!

Trabzonspor rüzgâr gibi başladı…
Çay ocağında kıs kıs gülen Galatasaraylı nam-ı diğer pire Mehmet de bir yandan bizleri izliyordu; çünkü hafta boyu, hafta sonu oynanacak derbi hakkında yorumlar yapmış, sorularını cevaplamıştık, dolayısıyla tahmin ettiğimiz ve onlara söylediğimiz maç sonucuna kimsenin itirazı olmamıştı... Anlaşılan; çaylak garson kahvedeki kalabalıktan kuvvet almış olacak ki, fanatikliği bendenize olan saygısını bastırmıştı! Beden kahvede, kulak dışarıda ama… Beklenen ses-haber çok geçmeden kahveye giriş yapar… Maçı yan tarafta bir yerlerde izleyen 16 yaşlarındaki Fenerbahçeli çocuk müjdeyi Trabzonsporlulara verir: - Trabzonspor rüzgâr gibi başladı; 0-1… O gün herkes Trabzonsporlu olmuş meğer! Zira “Golll” sesi o yüzden gür geliyordu… Aynı çocuk birkaç dakika sonra Denizli horozu gibi bağırmaya başladı “Trabzonspor ikilediii…!” İçimden bir ses: “Haydi yavrum sen de ikile!” Ve kendimi dışarıya attım…

Haberin Devamı

Kapı aç karga yavrusu gibi gıcırdadı!
Ardı ardına “Gooollll…” sesleri kesilmeden yağmur gibi devam ediyor… Ben ise gideceğim mahalleyi evin kapı numaralarına çöpleri didikleyen karga dikkatiyle bakıyorum! Bahçeli bir evin kapısından içeri daldım. Boyası dökülmeye yüz tutan yağsız demir kapı aç karga yavrusu gibi gıcırdadı! Bahçedeki ağaçlar yapraklarını tembel tembel sallarken “Hele şükür buldum” deyip sevindiğimde, kendimi avuttuğumu nerden bilebilirdim

Haberin Devamı

Zile bastım. Kapı açılmıyor, bekliyorum. “Gooolll” sesleri arasında saniyeler dakika gibi geliyor, zaman geçmek bilmiyor! “Açılsın şu kapı artık”

Karşımda bir hanımefendi, kaşlarını çattı, mahkeme kâtibi gibi ciddileşti!

Sorgusuz sualsiz ayakkabılarımın bağcıklarını çözdüm, gacır gucur açılan kapıdan iskelet gibi içeriye daldım… Kapıdan gelen ses bu zavallı iskeletin eklem yerlerinden geliyor gibiydi! Ve salonun tam ortasındayım…

Başka bir eve girmişiz!
Kafamı kaldırdım, duvarlara baştan aşağı süzdüm, odalara göz gezdirdim.

Kimsecikler yok, sarmal kabuğu kırılmış salyangoz gibi çaresizdim.

Öyle ya nerede bu millet? Kapıyı açan hanımefendi kapı ağzında afallamış hala bendenize bakıyor, vaziyeti kafasının içinde çözümlemeye çalışıyordu; öyle ya bu adam da kim, ne yapıyor, burada ne işi var? Aklım maçta ve milletin maçı nerede izlediğiydi? O da ne? Tam karşımda, evet tam karşımda dev gibi bir adam odadan çıkmış, kapının açtığı boşluğu dolduran vücuduyla, gözleri yerinden fırlayacakmış gibi bakıyordu. Baltayı taşa vurmuştuk! (Allah yardımcımız olsun!)

Arka sokaktaki bir eve girmişiz meğer! Uykusunu böldüğümüz beyaz fanilalı koca vücudun sahibi, kendine gelebilmesi hareketler yapıyor, arada bir esniyordu... Ağzında vaktinden önce çürümeye yüz tutmuş dişleri dahi görünüyordu! “ Hayırdır hemşerim?” sorusu, boş bir apartman dairesinin bodrum katından geliyormuşçasına yankı yapıyordu! Cevabımız istem dışı, özür dilerim bakışı ifademden sonra: - Maçı izlemeye geldim… Maç kaç kaç?

Bekleme yapma, kaç kaç!
Aldığım cevabı hatırlamıyorum, fakat karşımdaki adamın gözlerinin şimşek gibi çaktığını, bir o yana, bir bu yana döndüğünü, kendi kendime “beklemenin anlamı yok, kaç kaç!” dediğim gün, dün gibi aklımdadır… Doksan derece, evet doksan derece öyle bir dönüş yaptım ki, o dönüş/ o kaçış bendeniz için bir daha asla kıramayacağım bir rekor olmuştur sanırım! Trabzonspor’un önde olduğu duyumları bizi öyle havaya sokmuş ki, kendimi her yere girecek kadar özgür ve hafif hissetmiş, girilmesi yasak yerlere dalmışım! Sonunda Hayri ağabeyin evini bulduk zor da olsa… Yüzümdeki teri ve kızarıklığı görenler “Hayırdır, ne oldu?” diye sorsalar da niçin geciktiğimi maçın devre arasında anlatarak, tabir caizse yiyeceğimiz olası fırçanın önüne geçmiş olduk! Trabzonspor’un Galatasaray’ı farklı yendiği gün (3-5) atılan her golden sonra Trabzonsporlu ailenin mutluluğuna tanıklık ettik o gün… Zaman zaman havada yapılan “çak… çak… çak…” lara ellerimizle eşlik ettik… Evde benim gibi misafir olan Galatasaraylı dostların maç sonu Trabzonsporlu aileyi ve bizleri tebrik etmesi günün en güzel sahneleriydi…

Özür diledim! Maç esnasında yanlışlıkla gittiğim eve “Maç kaç kaç?” diye sorduğum evin reisine, maç sonrası Hayri ağabey ile gidip özrümüzü diledik. O gün yaşadığım sıkıntıyı bir de bana sorun!

Trabzonspor ile Galatasaray her karşılaştıklarında aklıma düşer yolumu şaşırıp hiç tanımadığımı bir ailenin evine daldığım gün! Bitirirken… Yıl 2024…

Zeytinburnu çok değişmiş, bahçeli evler tarihe karışmış. Hayri ağabeyimiz? Yıllar evvel aramızdan ayrıldı, mekânı cennet olsun… Bir derbi maçı öncesi onu da yad etmiş olduk…

**

Dip not: Gazetem Milliyet sekiz golün atıldığı karşılaşmayı ‘Trabzon aslan gibi’ diyerek okurlarıyla paylaşmıştı.