19 yıl kulüp başkanlığı yapıp, sadece Türkiye liginin değil, Avrupa’nın da en hırçın, en huysuz başkanı unvanını alabilmek, sanırım Aziz Yıldırım’dan başkasının harcı olamazdı.
Hırs aklın önüne geçmiş, yaşadığı zor günler sinirlerini bozmuş, kontrol sistemini yıpratmış ve onu agresif bir insan yapmış olabilir. Belki de kulübünü bu kadar çıkarsız, uğruna sağlığını ve özgürlüğünü bile feda edebilecek kadar seven bir başka başkan görmeyeceğiz yakın gelecekte.
Lakin keskin sirke, küpüne zarar. Senelerin deneyimi var Yıldırım’da. Artık kameralara konuşurken dahi biliyor ne kadar ceza alacağını.
Zaten lafa da “Ne ceza verirlerse versinler...” diye başlayıp, saydırıyor hedefe koyduklarına. Kimi zaman da dostlarıyla sohbet ediyormuş gibi, aşağı inip hakemlere ayar verdiğini bile söylemekten çekinmiyor. Raporlara gerek kalmadan, adeta kendini ihbar ediyor.
Talimat bilmek yeter!
Sonra da kulübün hukukçuları, medyada yer alan “sevk haberlerinin” nasıl manipülasyona yol açtığını insanlara inandırabilmek için akla karayı seçiyor. Oysa azıcık sakin kalabilseler, bizim gibi görebilecekler ilk ağızdan gelen itiraflara uygulanacak yaptırımları!
Perşembe günü Adanaspor maçındaki eylem ve söylemleri nedeniyle aldığı ceza açıklandı Aziz başkanın. Biz şaşırmadık. Kendi rekorunu kırdı. Aynı hafta içinde üç ayrı suçlamayla karşı karşıya kaldı, 8 ay ceza aldı.
Efendim, “Falanca kulübün başkanı aynı şeyleri söyledi, ceza verilmedi. Filanca yönetici fazlasını yaptı, ucuz atlattı” şeklindeki savunmalar şu gerçeği değiştirmiyor;
Aziz Yıldırım’a Fenerbahçe kulübü başkanı seçildiği tarihten bu yana, (lig ve kupa maçlarında) toplam bin 583 gün, yani 4 yıl 3 ay ceza verildi mi? Evet.
Peki, bu normal mi? Yanıtı başkanda.
Aday olamaz!
Yıldırım, Türk futbol tarihinde en fazla ceza alan kulüp başkanıdır ve bu kulvarda da rakipsizdir! Dünyada örneği yok. Olmayacak da.
Aklından bile geçirdiğini düşünmüyoruz, fakat yarın “Federasyon başkanlığına adayım” dese, sadece son beş yıldaki 600 küsur günlük cezası, kapı gibi dikilir karşısına, engel olur başkanlığına. (Bkz. TFF statüsü md. 38, 3-b)
Yukarıda “hırçınlık, huysuzluk” derken, başkanın hakemlere, federasyon başkanları ve yöneticilerine, MHK’lere, rakip takım başkanlarına karşı öfke testlerinden geçemediğini anlatmaya çalışıyorduk. Bu ciddi bir sorun. Oysa başkanı eleştirmek ayıp, yanlışlarını göstermek günah!
Diyeceksiniz ki “Ceza da neymiş? Resmi belgeye imza atmaz, stada maç izlemeye gitmez” hepsi o! Doğrudur, başka eksiği olmaz.
Peki, camia memnun mudur bu tablodan? Bir “başkanlık anketi” yaptırmak yeter.
Artık biliyoruz, Yıldırım nevi şahsına münhasır bir insan. İstese de değişemez, anayasanın ilk 4 maddesi gibi değiştirilemez.
Endişemiz, başta kendi kulübü olmak üzere, diğer kulüp yöneticilerinin de ona benzeme çabası içine girmeleri. Bunu deneyen, ona özenen ikinci sınıf kopyaları var!
Kötü örnek, örnek olmaz demeyin, başkanın taklitlerinden sakının...

Satrança destek vakti
Spor federasyonları içinde hem işlevi, hem geniş kitlelere ulaşma hedefi açısından, satrançın ayrı bir yeri var bizde.
Yüz binlerce insanı aynı çatı altında toplayan doğru politikalar, Satranç Federasyonu’nu diğerlerinden “özel” kılıyor gözümüzde.
Öyle boşa kürek çekmek, içi boş faaliyetlerle göz boyamak yok onlarda.
Ders yılına ara verildiği şu günlerde Antalya’da müthiş bir organizasyon düzenliyor satrancı yönetenler. Hani derler ya 7’den 70’e her yaşın sporudur diye. Aynen öyle.
6 bin kişilik dev şölende, küçükler, yıldızlar ve emektarlar kategorilerinde üç Türkiye şampiyonası organize edilecek. 81 ilden gelen katılımcılar, bir hafta süreyle en doğru hamleleri yapmaya çalışacak.
Mütevazı Federasyon Başkanı Gülkız Tülay, bu kadar geniş bir kitleye hitap etmenin haklı gururunu yaşıyor. Kendisini kutluyoruz.
Şunu açık söyleyelim; siyasetin giremeyeceği, girse de rant elde edemeyeceği bir spor dalı Satranç. Onlar, hükmedebilecekleri, kullanmak isteyecekleri, çıkar sağlayabilecekleri kitleleri tercih eder. Bu yüzden satrançla ilgilenmek işlerine gelmez. Federasyonun 700 binden fazla lisanslı sporcusunun olmasının bir nedeni de budur. Geçer akçe, akıldır.
Karşılık bulur mu bilmiyorum ama, futbol şubesi olan spor kulüplerine bir çağrı yapmak istiyorum. Küçücük bütçelerle, pırıl pırıl beyinleri yarınlara hazırlayan satranç sporuna sahip çıkın. Araştıran, sorgulayan, bilime yönelen bir neslin yetişmesine, siz de katkıda bulunun.
Deneyin... Taş atıp kolunuz mu yorulacak?..

Baronlar istemez
Bir iddia ya da öngörü değil bizimkisi.
Dört büyüklerin şampiyonluk hegemonyasını yıkan Bursaspor’dan sonra, altıncı ortağı sindiremeyecek kulüpler var bu ülkede. Biz onlara baronlar diyoruz.
Naklen yayın dağıtım kriterlerini istedikleri gibi şekillendiren, diğerlerini figüran olarak gören bu zihniyet, Başakşehir’in onurlu yürüyüşü karşısında tedirgin oluyordur şu günlerde.
Niçin? Altıncı, yedinci, sekizinci şampiyonlar işlerine gelmiyor çünkü. Yayınından, reklam gelirine, sponsorundan ticari haklara rant büyük. 15-20 milyon dolarlık kayıp ürkütüyor çoğunu. Bursaspor veya Başakşehir’in fazladan alacakları hak edilmiş gelir dışında, tabeladaki çentiğin artması, başarısızlıklarına kılıf uydurma becerilerini de zorlayacak belli ki.
Maçı konuşmak yerine, hakemler üzerinden polemik yaratma ve gündem değiştirme çabaları, gerçeklerle yüzleşmeyi sevmeyenlerin tercih ettiği en kolay yoldur. Sanki bunca zamandır Başakşehir veya diğer Anadolu takımları aleyhine yapılmış tek bir hata yokmuş gibi!
Dün Bursaspor, yarın belki Başakşehir, sonra Konyaspor, Gençlerbirliği, Osmanlıspor.
Umarım olur, dilerim görürüz o günleri.
Rabbena hep bana dönemi, bitiyor beyler!