Ülke olarak zor bir süreçten geçiyoruz.
Ekonomik sıkıntılar, uluslararası ilişkilerdeki belirsizlik, iç siyasetin bitmek bilmeyen çekişmeleri, geleceğe yönelik kaygılar, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan baskılar, işsizlik sorunu derken; daraldık ve bunaldık.
Peki, 80 küsur milyonluk bu coğrafyada hiç mi güzel işler yapılmıyor? Takdir edilecek gelişmeler yaşanmıyor? Bizi mutlu edecek, yüzümüzü güldürecek bir şeyler yok mu?
Var elbette. Her koşulda hayatın içinde kalmak, iyiliklere tutunmak, mücadele etmek, direnmek, tepki göstermek, hak aramak, gençliğe değer vermek önemli.
Bugün size, medyanın satır aralarında kalan üç örnek vermek istiyorum.

BİR; SATRANÇTA REKOR
Satranç, Türkiye’de son yıllarda müthiş ivme kazandı ve ilgi görüyor. Bu sevindirici gelişmenin iki temel aktörü var. Satranç Federasyonu Başkanı Gülkız Tulay ve Türkiye İş Bankası. Çocukların ve gençlerin kişisel gelişimine büyük katkı sağlayan satrancın, ülke çapında yaygınlaşması için alkışlanacak bir dayanışma sergiliyorlar.
Hafta içinde federasyon ve İş Bankası’nın girişimleri ile Ankara Ergazi Şehit Adil Yurtoğlu ilkokulunda, ülke genelindeki “25 bininci satranç sınıfının” açılışı yapıldı.
Bu ne demek biliyor musunuz?
Sadece üniversite çağına kadar, asgari 750 bin öğrencinin satranç ile tanışması demek! Rakamın yarıya yakınını kız çocuklarımızın oluşturduğunun da altını çizeyim.
Satranç insanı düşünen, araştıran, sorgulayan varlık hâline getirir, yaratıcılıkta özgür bırakır. Bilimselliği esas alır, araştırmaya yönlendirir. Hızlı ve doğru düşünmeye yardımcı olur.
Ki, satranç oynayarak yetişen nesillerin geleceğe vereceği katkıdan korkanlar; bağnazlığı, gericiliği, karanlığı ve cehaleti savunanlardır..
Alkışlar, bu anlamlı projeyi inadına büyütenlere!

İKİ; KADINLARIMIZ
Futbol dünyanın en sevilen ve en çok izlenen oyunu. Türkiye’de de son yıllarda kadınların ve kız çocuklarının ilgi alanına girdi.
Bu umut verici gelişme, Passolig kayıtlarına yansıdı. Taraftar sayısında kadının rolü değişti ve hiç de şaşırtıcı olmayan bir sonuç ortaya çıktı. Şaşırtıcı değil diyorum; çünkü yaşlısı, genci, erkeği, kadını ve çocuğu ile futbolu bir yaşam şekli haline getirmiş Trabzonspor ilk sıraya yerleşti.
Trabzonsporlu kadınlar tribüne gelen toplam seyirci sayısının yüzde 18’i gibi yüksek bir orana ulaştı. Başarı arttıkça, rakamın yüzde 25’leri bulması kesin.
Karadeniz ekibini yüzde 17 ile Beşiktaş, yüzde 16 ile Göztepe, 15 ile Fenerbahçe, 14 ile Galatasaray takip etti. Uzatmaya gerek yok. Yüzde 10’un altında kalan takımları yazarsak, ülkenin sosyolojik yapısına da vurgu yapmış oluruz!
Hangi takımlar mı bunlar? Çoktan aza doğru; Gaziantep, Kasımpaşa, Kayseri, Sivas, Ankaragücü, Konyaspor ve Malatyaspor!
Kadın varsa küfür azalır. Kadın varsa futbol güzelleşir.
O halde daha çok kadını ve kızımızı statlara teşvik etmek için tam zamanı değil mi?
Bravo çekinmeden, korkmadan tribünlerde kendine yer açan kadınlarımıza!

ÜÇ; DUR DİYENLER
Kadını hedef alan şiddet, Türkiye’nin en ciddi sorunlarından biri. Bir yılda 412 kadın, cinayete kurban gitti. Yaralama, taciz, tecavüz vakaları bunun yüz katı.
Dünyada bu utancı yaşayan ülkeler arasında zirvedeyiz.
Hafta içinde “Kadına yönelik şiddetle mücadele günü” vardı. İstanbul’da sesini duyurmaya çalışan kadınlara yapılan müdahale ne kadar canımızı yaktı ise, Ankara’da Büyükşehir Belediyesi’nin programladığı etkinlik, o kadar içimizi ısıttı.
Şafaktepe kadın futbol takımı ile sığınmacıların oluşturduğu Mülteci kadın futbol takımı arasındaki dostluk maçı, kadının şiddete karşı güçlenmesine katkı yapan sürecin parçası oldu. Bir magazin haberi kadar değerli görülmemiş olsa da, dile getirmek şarttı.
Tebrikler katkı sağlayanlara.
Tüm olumsuzluklara karşın umudumuzu yitirmeyelim...

Ülke puanı masalı!
Başakşehir’in küçük şansı dışında, tüm temsilcilerimiz Avrupa arenasına havlu attı.
Bu erken vedaların bedelini ödeyeceğimiz vakit yakındır.
Ne diyorlardı yarış başlamadan önce?
“Ülke puanına katkı sağlayacak ve en iyi dereceleri yapacağız..”
Hikaye anlatmayın beyler. Kimsenin ülke puanını düşündüğü filan yok. Herkes kendi derdine düşmüş.
Bari kasanıza girecek para adına mücadele etse idiniz diyesim geliyor ama, kabul edelim 5 takımımızın da bir adım öteye gidecek kadro derinliği yok..
Yanlış planlamaların, hırsın, popülizm adına fiyasko transferlerin futbolumuza verdiği zararı, yakın vakitte göreceğiz. Olan yine aynı takımlara olacak!
Bu sezon Avrupa’da hayal kırıklığı yaratsa da, en kârlı çıkan Trabzonspor oldu. Ünal Karaman doğrusunu yaptı. İddiası kalmayınca, kimsenin adını sanını bilmediği gençleri sahaya sürdü. Riskli bir karardı; lakin hem onları kazanmak, hem asıl hedef ligi düşünmek Karaman’ın prestijini artırdı.
Gerisi basın toplantılarının klasiği haline gelen, Lafonten’den masallar!

Kafa karıştırmaya devam
Hakemler geçen haftayı nispeten sorunsuz geçirdi, MHK nefes aldı.
Fakat işler kötü gidince her kafadan bir ses çıkıyor. Örneğin, Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’in son derece “teknik” bir konu olan VAR’la ilgili görüş beyan etmesi.
Başkanın elbette fikri olacak. Bunu da ilgilileri ile paylaşacak. Ancak kamuoyu önünde dile getirmesi yanlıştı.
Zaten hakemlerin zihni bulanık. Bir tarafta MHK ile UEFA eğitimcisi Jaap Uilenberg’in uyarıları, diğer yanda kamuoyunun tepkilerini azaltmak adına yapılmış “gri” ve talimat gibi algılanacak bir açıklama.
Sizce hakem hangisine itibar eder?..