Çakır, Milli Takım ve hayaller!..

Son dört yılda müthiş bir performans sergiledi FİFA kokartlı hakemimiz.
2012 Şampiyonlar Ligi’nde yarı final.
2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda yarı final.
2012 FİFA Dünya Kulüpler Kupası’nda final.
2014 Dünya Kupası’nda yarı final.
2015 Şampiyonlar Ligi’nde final.
Final, final, final!
Cüneyt Çakır öyle alıştırdı ki bizi; gittiği her turnuvada, davet edildiği her organizasyonda adının “final” sözcüğü ile anılmasını istedik.
Bu beklentimiz Avrupa Şampiyonası’nda had safhaya çıktı.
Görev alacak hakemlerin isimleri açıklandığında, aylar öncesinden çizdik rotasını Çakır’ın.
Ağır bir sorumluluk ve baskının yanında, kusursuz bir hakem modeli yükledik omuzlarına.
Evet biz yaptık. Hep beraber yaptık.
UEFA’nın şampiyonaya çağırdığı onca üst düzey hakemi yok sayıp, henüz maçlar oynanmadan adını finale yazdık!
Fransa’da “A Milli Takım mı, Cüneyt Çakır mı?” gibi gereksiz bir tartışma ve kıyaslamayı da biz yaptık!
O yüzden şaşırdık milli takımın elenmesinden çok Çakır’ın erken vedasına...

Özeleştiri yapalım

Sevgili Cüneyt’in tarzını biliriz. Adım adım gider. Biri bitmeden ötekini düşünmez. Her maçı kafasında kurgular. Ekibini de aynı şekilde hazırlar.
Peki ne oldu da çeyrek finali göremeden döndü FİFA kokartlı hakemimiz?
Öncelikle, çok iyi bir sezon geçirdi turnuvaya gelinceye kadar. 18’i uluslararası, 23’ü Türkiye liglerinde toplam 44 maça çıktı.
Dolayısıyla, sadece bizim değil, UEFA Hakem Komitesi’nin de beklentisi o kadar yükseldi ki, Çakır’ın “ortalama” maç yönetme şansı kalmadı. Mental yorgunluğa rağmen, o en iyisini yapmalıydı.
Açık söyleyelim, şampiyonanın en zor maçlarından biri olan İtalya-İspanya sınavında beklediğimiz, görmek istediğimiz Cüneyt Çakır yoktu sahada.
Bizimle aynı pencereden bakamayan meslektaşlarımız, ki bu şampiyonada not sistemi uygulanmadı, 8.5’luk gözlemci değerlendirmesi yapıp, “final yolu açık” yorumlarıyla gaz vermeye devam etti.

Objektif olamadık!

Keşke onların dediği, bizim de düşlediğimiz gibi olsaydı. Gözlemcisi, UEFA Hakem Komitesi’nin en etkili ismi Hugg Dallas, ertesi sabah tebliğ etti kararı.
Üzüldük mü? Çok üzüldük. En çok da objektif olamadığımız, gerçekçi düşünemediğimiz ve Çakır’ın dışındaki faktörleri öngöremediğimiz için üzüldük.
Avrupa’nın en iyi hakemleri İngiliz Clattenburg, İsveçli Eriksson, Macar Kassai, İtalyan Rizzoli, Alman Felix, Slovak Damir Skomina ve Sırp Mazic’in de bu şampiyonada görev yaptıklarını adeta görmezden geldik.
İngiliz, Alman, İspanyol, İtalyan lobilerinin çalışma tarzlarını umursamadık!
Cüneyt Çakır Türk hakemliğinde devrim yapmış, mütevazı, çalışkan, okuyan, araştıran ve haklı olarak uluslararası alanda hızla yükselen bir değerimiz.
Herkes gibi, seveni kadar sevmeyeni olsa da, korumamız, kollamamız ve üzerine titrememiz gereken bir şahsiyet.
Bir dünya kupasında Türk hakemi görebilmek için 40 yıl beklediğimizi unutmayalım.
Çakır ve ekibi gerçekten büyük başarılara imza attı. Sadece kendisine değil, çıtanın bu kadar yukarı taşınmasında emeği geçen kim varsa, onlara da teşekkür etmek boynumuzun borcu.
Gelinen nokta dünyanın sonu mu? Hayır, hatta yeni bir başlangıç Çakır için. Önünde 7 yılı aşkın bir süre ve göreceği üst düzey turnuvalar var.
Evrende kusursuz, hatasız canlı yok. Ve hepimizin dünden çıkaracağı dersler var, yarın daha ileride olabilmek adına.
Yoğun geçen koca bir sezonun ardından Çakır ve arkadaşları “kısa” bir tatili hak ettiler.
Kısa mı? Elbette kısa. Yol uzun, Rio Olimpiyatı yakın.
Kendi adıma söylüyorum, ben boyumun ölçüsünü aldım.
Rio’da Cüneyt hoca ve ekibine sadece “hakem şansı” diliyorum!

Gökhan Gönül’e niçin kızıyorsunuz?

Gökhan Gönül’ün Beşiktaş’a transferine kızan, öfkelenen, tepki gösteren Fenerbahçe taraftarı var.
Kolay değil, sevgili Metin Diyadin’in kolundan tutup Aziz Yıldırım’a getirdiği günden bu yana, aralıksız 9 yıl sarı-lacivertli formayı giydi Gökhan.
254 maça çıktı, Fenerbahçe’de yıldızlaştı, milli takımın değişmezi oldu.
Gelişiminin büyük bölümünü, adıyla özdeşleştiği Fenerbahçe’de tamamladı.
Gün oldu devran döndü, 31 yaşında, belki de kariyerinin son imzasını Beşiktaş’a attı.
Elbette kendine göre haklı gerekçeleri vardır. Lakin Fenerbahçe kulübü ile Gökhan arasında son dönemlerde yaşanan gerginlik, rahatsız edici boyutlara ulaştı.
Kimin doğru söylediğini, sorunun para olup olmadığını, nelerin farklı yansıtıldığını bilmiyoruz.
Dünyada adı kulüple anılan efsaneleşmiş pek çok oyuncu var. Bizden örnekler verelim.
Kalbi Galatasaray için atan Tugay Kerimoğlu 8 yıl oynadığı Blackburn Rovers’tan ayrılırken, binlerce taraftar onu hüzünle uğurladı.
Kadıköy’de Yoğurtçu parkına heykeli dikilen Alex de Souza, 8 yıl formasını giydiği Fenerbahçe’den ilk gözağrısı Coritiba’ya buruk gönderildi.
Engin İpekoğlu Beşiktaş’da sivrildi, futbolu Fenerbahçeli olarak bıraktı.
Sergen Yalçın Beşiktaşlıydı, üç büyüklerde forma giydi. Hâkeza Burak Yılmaz da öyle.
Emre Belözoğlu Galatasaray’ın evladı idi, Fenerbahçe’ye uzun yıllar hizmet etti.
Rüştü Rençber Fenerbahçe’de yıldızlaştı, vedası Beşiktaş’ta oldu.
Gökhan Gönül’ün ezeli bir rakibe transferi ise can sıkan, yakın geçmişe bakıp bu işi ihanet noktasına götürmenin fazlaca duygusal olduğunu söyleyebiliriz.
Bugünden sonra ne Gökhan’ın, ne Fenerbahçe kulübünün kapanmış bir defteri kurcalaması anlamlı.
İki taraf da tercihini yaptı ve bitti!

Bayram tatlı geçsin!

Gözler Merkez Hakem Kurulu’nda. Camia, ertelenmiş (!) klasman açıklamasını merakla bekliyor. Fırtına öncesi sessizlik hakim. Kimileri üzülecek, kimileri sevinecek. Malum bayram arefesindeyiz. Zaten klasmanları görünce şaşıracak bir çoğunluk olacak. Bu kadar beklemişsiniz, öyleyse bırakın da insanlar ağız tadıyla bayram yapsın!