Zladko Dalic. Futbolculuk ve teknik direktörlük kariyeri parlak olmasa da, dünya onu Hırvatistan milli takımı başında yaptığı işlerle tanıdı.
Modric, Rakitic, Mandzukic, Perisic gibi yıldızların egolarını dizginleyip, dünya kupasında takım ruhunu sahaya yansıtan en iyi ekiplerden biriydi Hırvatistan.
Bakmayın Fransa yenilgisine. Grup maçlarından itibaren benim favorim idi Dalic’in öğrencileri. Yanılmadım, tarihinin en önemli başarısını elde ettiler.
Dalic idealist, tırnakları ile kazıyarak yükselmiş, sözünü esirgemeyen bir savaşçı.
Kafası sadece futbola çalışmıyor. Ülkesinde yaşanan sorunlara, adaletsizliğe, haksızlığa isyan eden gerçek bir emekçi.
Dünya kupasından sonra siyasetçileri hedef alan ve ağır eleştiriler içeren mektubu dikkat çekici idi. Medyamızın büyük bölümü görmezden gelse de, çok önemli mesajlar içeren o satırlar okumaya, ders çıkarmaya değerdi.
Hele milli takım formasıyla prim pazarlığı yapan, şaşalı yaşamları dışında ülke gerçeklerinden bihaber, sırtını siyasete dayayıp babası yaşındaki insanlara kabadayılık taslayanlara, dikte edilmesi gerekir Dalic’in yazdıkları.

Ey siyasiler!

Bakın 51 yaşındaki teknik adam, başta turnuvada maç kaçırmayan ve tribün şovlarıyla halkının sempatisini toplayamaya çalışan Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kolinda Grabar Kitarovic olmak üzere, ülkesindeki politikacıları nasıl eleştirmiş;
“Tüm siyasilere sesleniyorum, bizim üzerimizden prim yapmayın. Halkımızı sefalet ve umutsuzluk cehennemine iten sizlersiniz. Ben ve futbolcularım 23 milyon euro civarında alacağımız primi çocuk kurumlarına bağışlayacağız. AB’nin en fakir ülkesiyiz. Kötü ve daha önce suça bulaşmış kişiler başımızda. Halkımız çoğu temel ihtiyaçlarını karşılayamaz durumda. Sağlık sistemi çökmüş, adalet büyük sermaye ve yolsuzluklarını aklamakla meşgul. Binlerce kilometre sahilimiz olsa da hiç deniz görmeyen çocuklarımız var...”
İfade özgürlüğü, demokrasi ve hoşgörü böyle bir şey işte...
Öyleyse neymiş, futbol asla sadece futbol değilmiş!

Benfica’yı reddetmek!

Borç batağındaki Trabzonspor tarihi fırsatları kaçırıyor. Abdülkadir ve Yusuf Yazıcı’ya Avrupa’dan gelen teklifler, elinin tersi ile itilecek cinsten değil. Boşuna dememişler değerini bulan futbolcuyu satacaksın diye.
Haa ileride daha yüksek ücretler talep etmeyi düşünüyorsan, yarışmacı, şampiyonluğa oynayan ve vitrine çıkacak bir takım yaratacaksın. Trabzonspor bunu yapabilir mi? Bugünkü şartlarda hayır.
Başkan Ahmet Ağaoğlu bizzat açıkladı. Benfica Abdülkadir’e 20 milyon dolar, bugünkü kurla 112 milyon lira önermiş. Bir daha böyle bir fırsat gelir mi, iyi düşünmek gerek. Hakeza, Yusuf’a yurt içi ve dışından gelen teklifler de yabana atılacak türden değil.
Ya futbolcunun psikolojisi? Bu çocuklar Trabzonspor’un evladı da olsa, geleceklerini ve kariyerlerini planlamak durumundalar. Üstelik gidecekleri kulüplerde şu an aldıkları ücretin kat kat fazlasını kazanacaklar. Kafası karışan, menajerlerin markajına giren bir oyuncudan ne kadar fayda sağlayabilirsiniz ki?
Madem alt yapınıza güveniyor, nice Yusuf ve Abdülkadir’ler çıkarırım diyorsunuz, o zaman kendinizi kasmayacaksınız.
Sayın Ağaoğlu’nun devraldığı enkazın altından kalkmak ve birikmiş borçları ödemek için gösterdiği çabayı takdir ediyoruz. Ancak kendisi itiraf etti, bunları karşılamak için 85 milyon lira banka kredisi çektiklerini. O borç değil mi, geri istemeyecekler mi?
Lisanslı ürün satışı, kombine, sponsor, bağış gibi gelir kalemleri Trabzonspor’da ancak bohçaya yama olur. O da dikiş tutarsa...
Bazı vedalar iki taraf için de hüzünlüdür. Lakin futbolda duygusallığa yer yoktur. Kulübün çıkarları söz konusu ise, Benfica’yı reddetmek kibirli bir duruş, takdir edilecek bir tavır değildir. Son pişmanlık fayda etmez sayın Ağaoğlu!

Uçak inmiyor, çilek gelmiyor!

Bakmayın gazetelerde, spor programlarında yazılıp çizilen futbolcu isimlerine. Bizim mesleğin en çok sevdiği dönemlerdir bu aylar.
Ama rüzgâr dindi. Manşetlere taşınan kaç oyuncunun süper ligde forma giyeceğini görmemize az kaldı. Doğrusu şu; artık yaprak kımıldamıyor. UEFA yaptırımları kulüplerin elini-kolunu öylesine bağladı ki, sıkıysa eski hovardalıklar devam etsin.
Türkiye, yabancı oyuncular ve teknik direktörler için “cennet” değil şimdilerde. Uçak inmiyor, pastaya çilek konmuyor. Bol keseden harcama yapacak, sınırsız borçlanacak, “baba yiğitler” de yok hakeza!
Geçmişin hatalarını ödeme, kendilerine ait olmasa da günahlarını çekme süreci başladı, herkes kendine çeki-düzen vermek zorunda.
Bakın Beşiktaş’a, Galatasaray’a, Fenerbahçe’ye. Ligin başlamasına bir aydan az zaman kaldı, hazırlık kampları bitiyor, ortada yeni transferler yok. Varsa da bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar. Trabzonspor’dan söz etmiyorum bile, onun mazereti çok büyük.

Lale devri

Dönem; önce sat, sonra al dönemi. Kulüpler bonservislerine milyonlarca euro verdikleri oyuncuları yüksek maliyetlerinden kurtulmak için, neredeyse sudan ucuza elden çıkarmaya çalışıyor. Mevcut kadrodaki oyuncularını tutmakta bile zorlanıyor.
Futbolcu cin gibi. Bilmiyor mu başka bir ülkede emekliliğe bu kadar para verilmeyeceğini? Lakin kurtulmak lazım. Bütçeler kısıtlandı, harcamalar UEFA kontrolüne girdi. Gelir belli, giderler ortada. Zamanında ayağını yorganına göre uzatmayanlar boşuna ağlamasın. Lale devri sona erdi. İddia ediyorum son 30 yılın en kısır transfer dönemi yaşanacak.
Bir de şu vergi sorununu çözmek lazım. Kulüplerin sırtındaki kamburu, milyon dolarları cebine koyanlara yükleme vakti gelmedi mi? Yasa mı çıkarırsınız, oranları mı yükseltirsiniz bilmem ama, bir futbolcunun maliyetini yüzde 15 artıran bu adaletsiz uygulama son bulmalı artık.

Kimi bitirecek?

Beşiktaş teknik direktörü Şenol Güneş, VAR’ın hakemliği bitireceğini söylemiş. Önce bir eğitimci, sonra bir futbol bilgini olarak söylediklerini önemsiyorum. Merakım, Video Asistan Hakemliği, hakemliği mi bitirecek, Merkez Hakem Kurulunu mu? Göreceğiz!..