“Futbol da insan ile kaimdir. Süper Lig takımlarımızda oynayan gençlerimizin sayısının giderek azalıyor olmasını düşünmeliyiz. Dünyanın en iyi futbolcularının burada oynaması elbette hepimizi sevindirir. Ama kendi çocuklarımızın buralarda olması sevincimize gurur katar. Yeni dönemde Süper Lig’deki gençlerimizin artacağını ümit ediyorum.”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 2. Futbol Zirvesi’nde yaptığı bu konuşma, on gündür spor medyasının ana gündem maddelerinden biri.
Futbolun paydaşları tek tek görüşlerini açıkladı, tartışma bitmedi.
Peki nasıl algılandı mesaj? Sayın Cumhurbaşkanı, “yabancı oyuncuyu azaltın” mı dedi? Yoksa “Alt yapıya önem verin. Gençlere yol açın” mı?
Velev ki yabancı oyuncu kontenjanını işaret etti.
Mümkün mü bugünden yarına bir talimat değişikliği yaparak, yeni sınırları çizmek?
Süper Lig’in tamamını bırakın. Sadece dört büyük takımdaki yabancılardan tam 40 tanesinin sözleşmesi, gelecek sezondan da ötesine sarkıyor.
“Yabancı sayısını azalttık. Gidin takım bulun” diyebilir mi herhangi bir kulüp?
Ciddi ücretlerle kontratı yapmışsın. Ödeyeceğin parayı FIFA kurallarına göre taahhüt altına almış, garantisini vermişsin.
Sözleşmesi süren oyuncuya rest çekebilir misin? Çekemezsin. Çekersen, bedelini ödersin.
Karmaşaya Kulüpler Birliği Vakfı Başkanı Göksel Gümüşdağ nokta koydu. Belli ki, mesajın sahibi ile bir değerlendirme yapıldı ve soru işaretleri yanıtını buldu.

Hesap kitap işi

Yabancı sınırlamasının kalkması kimin projesiydi?
Türkiye Futbol Direktörü Fatih Terim fikri ortaya attı, Kulüpler Birliği Vakfı destekledi, TFF uyguladı.
Bu tarz radikal kararlar alınırken, futbola orta vadede ne gibi katkısı olacağı ve artıları eksileri mutlaka tartışılmıştır diye düşünüyoruz.
Yarar sağlayıp sağlamayacağını, kulüpleri ekonomik olarak hangi noktaya getireceğini iki yıl sonra göreceğiz.
İşte bu yüzden, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın endişelerini dile getirdiği ve geleceğe dair “uyarı” niteliğindeki konuşması iyi okunmalı.
Atıfta bulunduğu konu, alt yapı ve buradan yetişen futbolcuların takımlarında daha fazla şans bulması. Yerli (!) bir milli takım oluşturulması. Eğer elinizde çakı gibi yetişmiş, kadroyu zorlayacak oyuncularınız yoksa, ligde ve Avrupa’da nasıl yarışmacı olabilirsiniz ki?
Hazıra konmayı pahalı bir öğle yemeği daveti gören yönetici zihniyeti, maalesef Türk futbolunun alt yapısını bitirme noktasına getirdi.
Anadolu’da bu işlevi sessiz sedasız üstlenen örnek bir kaç kulüp var. Oradan yetişen gençlerin bir bölümünü Eskişehir’deki Moldova maçında gördük. Gurur duyduk.
Emekliliği gelmiş yıldızların ve kulüplerinin iştahını kabartan Çin bile yabancı oyuncu sayısını kısıtladı. Niye? Parayla bir yere kadar. Türk futbolunun yıllar önce düştüğü tuzağı fark ettiler çünkü.
Cumhurbaşkanı’nın dikkat çektiği konunun uygulaması için, top yekün bir alt yapı seferberliğini gerekiyor.
Lakin, silkinebilmek için ne enerjisi, ne projesi, ne de hevesi var bizim kulüplerin. Velhasıl dürtmek yetmiyor!

Video değil, hakem!

Kulüpler Birliği Vakfı ve Futbol Federasyonu, Video Assistant Referee (VAR) video hakemliği teknolojisinin Türkiye’de uygulanması için hummalı bir çalışma içinde.
Merkez Hakem Kurulu, FIFA ve UEFA ile sürekli temas halinde. Eğitim programlarına temsilci yolluyor, hakemleri bilgilendiriyor.
Bugün itibarıyla VAR projesinin hazır olması için 5 aylık bir süre var. Hedef eylül - ekim dönemi.
Peki, hakem hatalarını en alt düzeye indirmek için gösterilen bunca çaba ve yatırımın en kritik noktası neresi?
Yine bir insan. Tıpkı sahadaki hakem gibi. Ekran başındaki video hakemi, görüntüleri değerlendirip sahadaki hakemin kulağına doğrusunu fısıldayacak.
Televizyondaki spor programlarını anımsayın. Hakem yorumcuları bile pozisyonu tekrar tekrar izledikleri halde görüş birliğine varamıyor. Yani, sıfır hata hayal.
Dolayısıyla, VAR projesinin ana unsuru sadece teknoloji değil, bizzat hakemin kendisi.
Burada görev Merkez Hakem Kurulu’nun. Video hakem kadrosu deyip geçmeyin.
Deneyimli, hızlı karar verme yeteneğine sahip, kural bilen, güvenilir isimler olmalı.
İtalya ve Hollanda’da Video Asistan Hakemleri, mevcut üst düzey hakemlerden atanıyor.
IFAB ile yapılan protokolde kriter var. Bir; faal en üst seviyedeki hakemler. İki; en üst seviyede hakemliği yeni bırakmış olanlar. Üç; halen futbol faaliyetleri içinde bulunan eski hakemler. MHK de bu yolu izleyecek.
Örnek vermek gerekirse, Cüneyt Çakır’ın maçında Hüseyin Göçek ve Barış Şimşek ekran başında oturabilir.
Kusura bakmayın, bizim ki şeytanın avukatlığı. Hakem camiasını yakından takip edenler bilir. Ciddi bir gruplaşma ve sevgisizlik hakim. Eğer VAR hakemlerini atarken bu faktörleri göz ardı ederseniz, sıkıntı yaşayabilirsiniz.
Hakem yorumcuları da yabana atmayın. Eminim VAR da dahi, “yokum” diyerek hakem kararlarını eleştirenler çıkacaktır!

Fırtına hız keserse...

Trabzonspor’un yarınki rakibi, deplasmanda Ç. Rizespor. Kümede kalabilmek için mutlaka kazanması gerek.
Bordo-mavili takımın çıkışını sürdürebilmesi içinse şartlar aleyhine. Savunması dağılmış, Pereria ve Uğur yok. Durica ile Mas’ın durumu belirsiz. Yusuf Yazıcı cezalı. Ersun Yanal’ın rotasyonu sürprizlere gebe. Bir süredir birlikte oynama alışkanlığı kazanan takım olmayacak sahada. En kritik görev ise Onur’da. Kaptanın bu maçtaki performansı çok önemli.
Başkan dahil tüm camia havaya girmiş olsa da, Rize ve ardından Beşiktaş maçları Trabzonspor’un sezon sonu rotasını belirleyecek. Zorlu süreçte alınacak sonuçlar sezon planlamasına ışık tutacak.
Şampiyonluk iddiası sözle olmuyor. Mas ve Pereira örnekleri ortada. Ancak isabetli transferlerle yapılanacak alternatifli bir kadro, 50. yıl söylemlerine anlam katabilir.