PFDK’nın Galatasaray- Fenerbahçe derbisiyle ilgili kararında federasyon gölgesi olmadığını düşünmek mümkün değil.
Gerekçeli kararın geçmişte benzeri görülmemiş bir uygulamayla internet sitesinde yayınlanması da, kamuoyunda bu yönde oluşan görüşün değiştirilmesi isteğinden kaynaklandı kuşkusuz.
Okudum, tebessüm ettim!
Meğer talimatlardaki boşluklar, yeri ve zamanı geldiğinde ne güzel işe yarıyormuş!
Tıpkı tehlike anında “camı kırıp kaçın” uyarısı gibi.
Bu yüzden 7 sayfalık gerekçeli karar beni tatmin etmedi.
Federasyonun, Galatasaray’ın olası şampiyonluk turunu atacağı maçta tepkilerden çekinerek sahanın kapanması riskini göze alamadığı yolundaki görüşümü de değiştirmedi.
Ve, “İşlerini etki altında kalmadan yapıyorlar. Helal olsun” diye düşünen bizlerin yüzüne, aslında hiç bir dönemde adil kararlar verilemeyeceği gerçeği de tokat gibi indi.
Helal olsun!
Şimdi, “Küfürlü tezahürat maçtan önce ve sonra yapıldı. Maç sırasında kötü söz yoktu. Üstelik talimatın son fıkrası cezayı engelleyici hükümler içeriyordu” savunmasının ardına sığınanlara soruyorum;
Ey federasyon yöneticileri, ey kurul üyeleri;
Temsilci raporlarına geçen o küfürler Fenerbahçe kalecisi Volkan Demirel’e değil de, Futbol Federasyonu başkanına edilseydi,  31. maddenin son bölümünü yine uygulayabilecek miydiniz?
Yanıtınız evet ise, susup fesat fikirlerin peşinden koştuğum için özür diliyorum.
Hayır ise, Volkan ile Hasan Doğan arasındaki farkı lütfen insanlara açıklayın diyorum!
Bir de “Küfürün hedefi Futbol Federasyonu olsaydı, yine kulağınızın üzerine yatabilecek miydiniz?” sorusunun yanıtını merak ediyorum.
Bitmedi, aklıma niçin “eyyam” sözcüğünün geldiğini öğrenmek isteyenlere bir örnek daha:
PFDK, Adana’da oynanan Beşiktaş-Bursaspor maçındaki tribün olaylarını para cezasıyla geçiştirdi.

Aman tatsızlık çıkmasın!
Bir anlamda “Aman sezon biterken tatsızlık çıkmasın” mantığını hortlattı.
Öyle ya, derbi ile aynı hafta oynanan bu maçın kararı niçin salı günü değil de perşembe günü verilmiş olabilirdi ki?
Nedenini söyleyeyim;
Çünkü çarşamba günü Bursa’da kupa finali vardı.
Bursa’nın alacağı olası cezada tribünlerin halini bir düşünün!..
Kurul da federasyon da, Bursaspor seyircisinin tepkisinden korktular!
Şimdi bu örnekleri gördükten sonra gelin de “Biz farklıyız” söylemlerine inanın.
Her iki olayda da anladık ki, federasyon unutmaya çalıştığımız çelişkilerin, çekincelerin ve korkuların ilacını henüz bulamamış!
Ama sağ olsunlar, sayelerinde bu saptamayı yapabildik!

Adı intikam olmasın

MHK’nin sessiz sedasız yayınladığı talimat salı günü yürürlüğe girdi.
Her sezon yapılan rutin uygulamanın bu kez bir farkı vardı.
Fark, Futbol Federasyonu ve MHK’nin “kara listeye” aldığı hakemleri bitirme operasyonuydu.
Niyet, geçmiş dönemde adı spekülasyona karışan bazı hakemleri klasman hakemliğinden çıkarmaktı.
İdam sehpasını kurma ve ilmiği hakemin boynuna geçirme işi MHK’ye, sandalyeyi tekmeleme görevi ise federasyon yönetim kuruluna verilmişti!
Yapılmak istenen şu;
MHK ve federasyon isterlerse bir FIFA hakemini beş dakikada amatör kümeye gönderebilecek.
Ancak uygulamanın sakıncalarının ve insani boyutunun göz ardı edildiği ortada.
Eğer bir hakem hakkında olumsuz duyumlarınız varsa görev vermeyerek cezalandırabilir, talimatta belirtilen klasman düşme esasına göre iki sezonda kadrolardan çıkarabilirsiniz.
Bunu yaparken de, elinizdeki delilleri ve bilgileri kamuoyu ile paylaşarak adaletinizi gösterebilirsiniz.
Aksi takdirde bu liglerde yıllarca görev yapmış insanları kamuoyu önünde “hırsız, maç satan adam” diye infaz etmeye kalkarsanız, bunun vicdani sorumluluğunu ömür boyu taşımaktan kurtulamazsınız.
Aman dikkat!
Geçmişle ve sarsılan düzenle hesaplaşmanın adı, asla intikam olmasın!

Kocaman bir ayıp!

Türkiye kupası final maçında MHK üyeleri ve GTK başkanına yapılan kocaman bir ayıptı.
Birbirimizi severiz, sevmeyiz.
Ama ortada yanlış varsa, isimlerle makamları birbirine karıştırmayız.
Federasyon çarşamba akşamı Bursa’da oynanan kupa finaline pek çok kişi davet etti.
Kulüp başkanları, kurul başkanları, teknik adamlar, hakemler vesaire...
Güzel bir jest, iyi bir düşünceydi.
Ama MHK Başkanı Oğuz Sarvan protokol tribününde otururken, kurul üyelerinin taraftarların arasına gönderilmesi hiç yakışık almadı.
GTK Başkanı Kemal Dinçer’in yeri protokol olmasına karşın, arkadaşlarının yanına gitmesi ise gözlerden kaçmadı.
Önemli olan kendilerini ne kadar değerli hissedip hissetmemeleri değildi.
Hoş olmayan, federasyonun en kritik kurullarında görev yapan insanları yasak savar gibi bir köşeye iliştirilmesiydi.
Galiba dillerden düşmeyen “kurumsallaşma” dedikleri şey bu olsa gerek!

Bir bildikleri vardır

Bu satırların yazıldığı saatlerde Ali Sami Yen stadı şampiyonluk şöleni için süslenmeye başlamıştı bile.
Kayıtlara göre stadın seyirci kapasitesi 23 bin 785.
Oftaşspor maçını izlemek için bilet talebinde bulunan seyirci sayısı 300 bine yakın.
Doğal olarak insanın aklına şu soru geliyor:
“Kutlamalar 82 bin kişilik Olimpiyat stadında yapılamaz mıydı?”
Evet, Ali Sami Yen Galatasaray’ın mabedi.
Ambiyansı muhteşem, rakip takımı sindirmek için mükemmel.
Alışkanlıklar ve inançlar cabası!
Ama hatırlarsınız. 2005 yılında Avrupa’nın en büyük kupası Olimpiyat Stadı’nda sahibini buldu.
Liverpool-Milan maçını tam 80 bin İngiliz, İtalyan ve Türk taraftar izledi.
Tablo da, stadın atmosferi de, kupa töreni de süperdi.
Galatasaray seyircisi aynı coşkulu ortamı yaratamaz mıydı?
80 bini içeride 80’i bini dışarıda, alası olabilirdi.
Üstelik Ali Sami Yen’in bakımda iken Galatasaray’ın Olimpiyat Stadı performansı da hiç fena değildi.
Ne diyelim, Adnan Polat ve Hakan Şükür’ün bir bildikleri vardır elbette!