Fenerbahçe’nin düşmana ihtiyacı yok. Zira düşman zaten Fener’in içinde. Son dönemlerde yaşananlara bakın. Bir Alex krizi camiayı nasıl da böldü.
Başkan sinir küpü, teknik direktör yol ayrımında, futbolcular huzursuz, taraftar mutsuz.
Alex tek başına sebep olabilir mi bu karmaşaya? Alex bir figür. Alex, Aykut Kocaman’ın göreve gelişiyle birlikte yaşanan güç savaşının küçük bir parçası.
Alex sorunu, yaklaşık bir yıl süren şike süreci içinde kabuk bağlamış bir yara. Kim bilir, o süreç yaşanmasa belki de Alex şimdi ülkesinde jübileye hazırlanıyor olacaktı.
Koşullar oluştu, kartlar açık oynandı ve tercihler yapıldı.
Kimse kimseyi kandırmasın. Bu krizin en önemli aktörlerinden ikisi, Alex ve Yıldırım camianın gücünü kullandı. Kullanmaya da devam ediyor.
İyi futbolcusun, efendisin, bu takıma büyük katkı sağladın, taraftarın seni heykelini dikecek kadar sevdi. Lakin, teknik direktörün ile sorunun varsa oturur konuşursun. Çözersin, çözemezsin. Onun şartları işine gelmediyse, eyvallah der gidersin.
Ya Alex ne yaptı? Kocaman ile yaşadığı gerilimi sosyal medya üzerinden polemik konusu haline getirerek güç kazanmaya çalıştı. Taviz üzerine taviz kopardı. Aile içinde kalması gereken sıkıntıları taraftara duyurarak, haksız biçimde yandaş edinmeye çalıştı.
Sonuç; taraftarın yarısı Alex’in, diğer yarısı Aziz Yıldırım ve Aykut Kocaman tarafında saf tuttu. Çatlamaz denen mozaik dökülmeye başladı.
Peki Aziz Yıldırım ne yaptı?
İnkâr etmek yersiz. Şike davasını kendi davası gibi gören Fenerbahçe camiası sayesinde ayakta kaldı. Zor günleri, onların inanılmaz desteği ile atlattı. Yaşadığı travma daha derin izler yaratmadıysa, teşekkür edeceği tek adres var, o da taraftar.
Bir başka kulübün başkanı aynı duruma düşse, Yıldırım kadar kolay çıkabilir miydi işin içinden? Hiç sanmam.
Aziz başkan da benzer yanlışlar içine girdi Alex ile. “Üç dakikalık” randevunun yarattığı depreme artçıları ile katkı sağladı.
Neydi o havaalanındaki hali? Alex’in alışık olduğumuz twitter muhabbetlerine yanıt verirken sinirden çıldırmış gibiydi. Tercüman Samet Güzel’e hitap tarzı, onu düşürdüğü tatsız durum Alex’in hazırladığı tuzağa ilk olarak başkanın düştüğünü gösteriyordu sanki!..
Aziz Yıldırım’ın şike süreci dahil en büyük sıkıntıyı öfke kontrolünden çektiği bilinen bir gerçek. Böyle durumlarda hırs da aklın önüne geçince, ceremesini çekmek taraftara düşüyor.

Trabzon’a kızma hakkınız yok

Şike sürecinin taraflarından olan Trabzonspor davadan vazgeçecek gibi görünmüyor.
Futbol Federasyonu’nun sportif yaptırımlarını tatminkâr bulmayan, adil bir yargılama yapılmadığına inanan bordo-mavili yöneticilerin yeni atağı, (Mahkemeden ceza alan Fenerbahçeli yöneticilerin Yargıtay’a itiraz ettiği gibi) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olacak.
Nasıl bir netice alır, şampiyonluk kupasını müzesine götürecek kozu elde eder mi, bilinmez.
Süreci kaygıyla izleyen Fenerbahçe camiası ise başkanından taraftarına Trabzon’a diş biliyor.
“Federasyon kararını verdi, UEFA bizi Şampiyonlar Ligi’ne aldı, dosya kapandı, uzatmayın” diyor.
Peki bir an için olsun kendinizi Trabzonspor ve Trabzonluların yerine koyun.
Şike davasının en önemli unsuru Fenerbahçe değil, Trabzonspor olsun. Şampiyonluğu kıl payı kaçıran da hakeza!
Farklı bir tepki mi gösterirdi insanlar? Yoksa Trabzonspor’un yaptıklarının bin kat fazlası için mi çaba harcardı?..
Bir tarafta mağdur olduğunu düşünen Fenerbahçe, öte tarafta şampiyonluğu hak ederek kazandığını savunan Trabzonspor!
Bu tip değerlendirmelerde duygusallık her zaman mantığın önüne geçer. Tıpkı Fenerbahçe kulübünün 2011-12 sezonunda Şampiyonlar Ligi’ne alınmama kararından sonra CAS’a açtığı 25 milyon euroluk tazminat davası gibi.
O davanın niçin geri çekildiği, araya hatırı sayılır kimlerin girdiği hâlâ net bir şekilde anlatılabilmiş değil.
Türkiye’nin ve Türk futbolunun çıkarları için mi?

Kriz atlatıldı mı?
Fenerbahçe, Mönchengladbach maçı öncesi futbolcusu, teknik direktörü ve başkanıyla gerçekten sırat köprüsünde idi. Almanya’da alınacak kötü bir sonucun yarınki Beşiktaş maçının skoru ile örtüşmesi olasılığı, başta Kocaman olmak üzere pekçok taşın yerinden oynamasına yol açabilirdi.
Maçı izlerken Fenerbahçe’nin performansı geçen sezonu anımsattı bana. Başkanları cezaevinde gün sayar, şike davası üzerine kâbus gibi çökmüşken, son dakikaya kadar şampiyonluğu kovalayan takımın hırsı, inancı ve birlikteliği geldi gözümün önüne.
Bunca moral bozukluğu yaşanırken hangi faktör devreye girip bu motivasyonu kim sağladı tartışılır ama, Kocaman’ın dediği gibi 18. dakikada De Jong’un attığı gol dibe vuruşun habercisiydi adeta. Sonrası malum...
Tüm camiaya nefes aldıran bu galibiyet Fenerbahçe’nin yaşamak zorunda kaldığı sorunları elbette sonlandırmayacak. Ancak bir gerçek ortaya çıktı ki, Fenerbahçe’nin kendisinden başka düşmanı, Fenerbahçe’nin kendisinden başka dostu yok. Yoksa son bir ayda başka kimse veya kimseler bu kadar ağır bir tahribata yol açamazdı.

Beşiktaş artık önemli değil
Özgüvenini yitirmiş futbolcu topluluğu UEFA Avrupa Ligi motivasyonu ile zorlu Beşiktaş maçından da istediğini alabilir. Tersi ise artık dünyanın sonu değil. Kocaman’ın eli sadece skorla değil, ortaya konan futbolla da rahatladı. Yıldırım yapmak zorunda olduğu Alex tercihi ile ilgili ilk raundu kazandı. Takım ise Alex sendromundan daha ilk sınavda kurtuldu. Özellikle bu çok önemliydi.
Bundan sonraki saha sonuçlarının taraftar üzerinde de birleştirici bir etkisi olacağı aşikâr. Fenerbahçe takımı kendi düştüğü çukurdan kendi çabasıyla kurtulduğu takdirde, önümüzdeki 28 haftalık maratonun en iddialı koşucusu olmaması için hiçbir neden yok.
Yeter ki camia eski kaptanlarının devam eden sosyal medya paylaşımlarından yeni çıkarımlar yapmasın, Kocaman işine odaklansın ve başkan hayali düşmanlarla savaşarak yaşama içgüdüsünden uzaklaşabilsin. Mesela önceki gün yaptığı gibi. Hakem soyunma odası basmak yerine canlı yayında stüdyoyu basmak, çok daha sevimli kılabilir Aziz beyi..