Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine dair yasaya göre 14 Nisan’dan itibaren e-bilet uygulaması yürürlüğe girdi.
Girdi de ne oldu? Ortalık karıştı.
Önce şunun altını çizelim. Uygulama doğrudur, yanlıştır. Ayrı bir tartışma konusu. Ancak hikaye yeni değil. E-bilete geçiş tarihi bundan tam üç yıl önce belirlenmiş ve deklare edilmişti.
“Niçin sezon sonu beklenmedi? 5 hafta daha ertelenemez miydi?” diye soranların önce o yasayı okuması, sonra yorum yapması gerekirdi.
3 yıl dile kolay. Bu sürede hazırlanacak, önlemlerini alacak ve yasanın öngördüğü düzenlemeleri tamamlayacaktın.
Biz ne yaptık? Yumurta kapıya gelinceye kadar bekledik. Kamuoyunda tartışmadık. Taraftarı bilgilendirmedik. Sanki sistem hiç işlemeyecekmiş gibi kulağımızın üzerine yattık.
Şimdi isyan çıktı. Lakin bu noktada tek haklı var, o da taraftar. Taraftar verir parasını girer maça. Ama illa da e-bilet diye dayatırsan, sonuç ortada. Tribünler boş, kasalar tam takır kalır.
Daha iyi ya! Ne olay çıkar maçta ne kavga! Yasayı hazırlayanlar zaten bunu istemiyor muydu?
Niçin sadece futbol?
Ama beyler bir şeyi unuttu. Keşke 2011 tarihinde yapılan son düzenlemede yasanın da adını değiştirselerdi!
Mesela “Sporda” değil, “Futbolda şiddet ve düzensizliğin önlemesine dair” başlığı koysalardı.
Niçin mi? Yasanın kapsamı ne? “Spor.”
E-bilet kimin için var? Sadece futbol!
Voleybol, basketbol, hentbol gibi salon sporları nerede?
Valla işini bilen biliyor. O günleri iyi anımsıyorum. Dönemin Voleybol Federasyonu Başkanı Erol Ünal Karabıyık, yine dönemin Spor Bakanı Faruk Nafiz Özak’ın ağızından girip burnundan çıkmış ve diğer salon sporlarının yasa kapsamından çıkarılmasını sağlamıştı.
Gerekçesi çok netti: “Zaten seyirci yok, bir de e-bilet koyup salonların boş kalmasına yol açmayalım...”
İyi mi yapmıştı?.. Tablo ortada, siz karar verin!
Ancak o günlerde Karabıyık’ı haklı görenler, futbol seyircisini peşinen “potansiyel suçlu” ilan etmekten çekinmemişlerdi. Sanki sporda şiddet ve anarşi, sadece statlarda yaşanıyordu!
Sanki holiganların kapışma alanı futbol sahalarıyla sınırlıydı! Sanki salonlar arındırılmış ve seçkin insanların hizmetine sunulmuştu.
Engelleyebildiniz mi?
O salonlarda neler yaşandığını hepimiz biliyoruz. Engelliler maçlarında çıkan olayları, yarım kalan müsabakaları, polis nezaretinde tamamlanan karşılaşmaları nasıl unutabiliriz?
Bu ayrımı yapanlar veya yapılmasına hizmet edenler acaba tehlikenin farkında mı?
Alın size bir örnek; Falanca futbol maçında hakeme küfür eden, oyuncuya saldıran, tribünde olay çıkaran ve cebinde e-bilet bulunan bir holiganı tespit ettiniz.
Ne yaparsınız? Yasa açık ya... Bir yıl men edersiniz. Edersiniz de ne olur?
Aynı şahıs bu kez elini kolunu sallayarak bir voleybol veya basketbol maçına girebilir, şiddet duygularını bu kez salonda tatmin etmeye kalkabilir.
Onu engelleyemezsiniz. Kontrol edemezsiniz. “Sana bu salon yasak” diyemezsiniz!
Anlında işlediği suç mu yazıyor? Gerçi yazsa ne olur?.. Fernandes’e saldıran şahıs, bir başkasının kombinesi ile e-biletin ilk kez uygulandığı Beşiktaş-Fenerbahçe derbisine gitmedi mi?.. Yarın bir voleybol maçında başka bir sporcuyu taciz etmeyeceğinin garantisini kim verebilir? Kimse!
İddia ediyorum, daha nice örneklerini yaşayacağız bu çarpık sistemin...
Ya hep ya hiç?
Geleceği değil, günü kurtarmaya yönelik politikaların verdiği zararları sonradan telafi etme çabaları, toplumda eşitsizlik ve adaletsizlik yaratmaya devam ediyor.
Popülarist yaklaşımlar sorunlara çözüm üretmekten uzak kalınca, tıpkı futbolda olduğu gibi milyar dolarlık ekonomiler tökezliyor.
Bugün sporda şiddeti önleme konusunda kararlı bir duruştan söz edilecekse ve e-bilet uygulaması bunun bir parçası olarak görülüyorsa, birilerinin çıkıp “niçin futbol ve diğerleri” sorusuna samimi yanıtlar vermek zorundadır. Ve mümkün ise bu ayırım düzeltilmelidir.
Tabii gerçek amaçları bağcı dövmek değil, üzüm yemekse...

Ya finali Fener- Cim-Bom oynasa idi?

Son bir kaç yıldır dört büyüklerin kendi aralarında oynadıkları maçlara rakip takım taraftarı alınmıyor.
Gerekçesi güvenlik. Dertsiz başıma dert almayayım misali, ya statların yüzde 10’luk bölümü boş bırakılıyor veya o bölüme ev sahibi takım seyircisi alınıyor.
Bu garip uygulama ne zaman bitecek, nasıl bitecek bilen yok. Daha kötüsü çabalayan da yok.
Zira yasağı ısrarla savunanlara sormak gerek. Bu yıl Ziraat Türkiye Kupası finalini Galatasaray ve Fenerbahçe oynasa idi ne yapacaktınız?
Kura çekip falanca takım taraftarı maçı izlemesin mi diyecektiniz?
Yoksa aman olay çıkmasın diye boş tribünlere mi oynatacaktınız finali?
Bu ayıpla daha ne kadar yaşayacağız acaba?