Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Bazı çevreler beni “hakem dostu” olmakla suçlar! Hata yaptıklarında dahi onları koruyor, laf söyletmiyormuşum. Yok öyle birşey. Yıllardır camianın içindeyim. İyi kötü hem yöneticiler, hem de hakemlerin önemli bölümü ile temasım var. Sadece işlerini ne kadar iyi yaptıkları değil, kişilikleri ve yaşam tarzları da değerlendirmede ölçüdür.
Yeri geldiğinde Merkez Hakem Kurulu başkanları ve hakemleri, saygı sınırları içinde eleştiririm. Kitabımızda hakaret ve kişilik haklarına saldırı yoktur. Kimseye kin tutmaz, herkesi layık olduğu yere koyarım.
Bugün Fenerbahçe kulübünün hakemler üzerinden başlattığı polemiğe de yabancı değilim. Yıllardır benzeri şikayetler ve “MHK istifa” çağrılarına tanıklık ederim. Kulüp yönetimleri değişir, kurullar, hakemler, teknik adamlar değişir, talepler hep aynı kalır.
Son üç sezondur ligde istediği dereceleri yapamayan Fenerbahçe’nin yanı sıra, Beşiktaş, Galatasaray, Trabzonspor ve seslerini medyada duyuramayan onlarca kulübün, hakemler ile kurullardan dert yandığı bir süreci yaşıyoruz. Lakin, kimsenin bu serzenişler nedeniyle istifa ettiğini ya da görevden alındığını anımsamıyorum.

En zayıf halka
Futbolun paydaşları içinde en zayıf halka hakemler. Bir kere savunmasızlar. Özellikle son 2.5 yıldır ağır bombardıman altında olmalarının en önemli gerekçesi, profesyonelliğe geçiş süreci. Ekonomik imkanları ciddi biçimde iyileştirilmiş, eğitim ve teknik ekipmanı üst düzeye getirilmiş, sosyal koşulları düzeltilmiş bir hakem grubundan söz ediyorum. Futbolcu ve teknik adamların milyon dolardan başlayan kontratları yanında, onların kazanımları sinek vızıltısı gibi kalsa da, “Hakem hatalarından bıktık. Kasıt var, bize karşı organizasyon düzenleniyor” diyen geniş bir kesim var.
İddialarda haklılık payı yok mu? Hatalar konusunda hemfikiriz. Hiç beklenmedik isimler, inanılmaz yanlışlar yapıyor. Bazı hakemlerin ağabeylerini ve eski hakem hocalarını örnek (!) almaya çalışıp zihin karmaşası yaşadığını duyuyoruz ki, futbolumuz için en tehlikeli olanı budur. Niyet okuma gibi bir yeteneğimiz yok. Ama, insanları böyle düşünmeye yönelten her ne ise, kusura bakmasınlar, sorumlusu tamamen kurullar ve hakemlerin kendisidir.

Adalet yoksa!
Adaletin olmadığı yerler, fitne - fesat ve her türlü dedikodu tohumlarının yeşermesi için son derece elverişli ortamlardır. Camia önce kendi içinde kamplaşır, sonra çıkar ilişkileri devreye girer, güçlünün sözü geçer, adamı olmayan ezilir ve ipi elinizden kaçırırsınız. Dolayısıyla bu söylentiler için en uygun iklimi, bizzat siz yaratırsınız.
Maalesef, Yusuf Namoğlu ve ekibinin başaramadığı budur. Eşitlik kavramı rafa kalkar, günü ve dönemi kurtarma çabası hakim kılınırsa, kafalara tilkiler yerleşir! O zaman da kontrol artık sizde değildir. Ne hakeme verdiğiniz para, ne eğitim, ne de son dönemlerde dillere pelesenk olan video yardımcı hakemliği kurtarır sizi! Sayın Namoğlu alınmasın, henüz olup bitenin farkına varamadı ise, yarın “biz nerede yanlış yaptık” diye hayıflanmasının faydası yoktur.
İhtimal dahilinde olsa da MHK’nin istifa edeceğini sanmıyorum. Çünkü onlar hâlâ kendilerinin haklı, yaptıkları işin doğru olduğunu düşünüyorlar.

Yıpranıyorsunuz!
Ama öyle değil sayın başkan. Siz bir ekipsiniz, ancak ekip olmanın gereğini yerine getirmiyorsunuz. İki kişiyle koca camia yönetilemez. Fenerbahçe ile başlayan huzursuzluk, hakemlerin tarafsız olmadıkları yönündeki inancın daha geniş bir tabana yayılmasına yol açar ve zihinlere yerleşmiş “koruma altındaki” kulüplerin ötesine taşarsa, kurulunuz adına geri sayım başlayabilir.
Futbol ekonomisi devleşti, teknoloji gelişti, eğitim herkesin anlayabileceği standarta geldi. Yapılması gereken basit; adalet ve performansa bağlı hakem ataması. Bu değişime ayak uyduramayanların, köhnemiş yöntemlerle yola devam etmesi zor. “Nasıl olsa federasyon arkamızda duruyor” diyorsanız unutmayın, gün gelir sabır taşı bile çatlar!

Haberin Devamı

Yapma be Rıza hocam!
Trabzonspor’un uzun zamandır en etkili olduğu maç Göztepe mücadelesiydi. Sayısız pozisyon üretmesine karşın, İzmir ekibinin başarılı kalecisi Beto’ya takıldı. Sonuçta maçın ardından geriye, Trabzonspor adına pozitif futbol ve kazanma arzusu kaldı.
Lakin, Rıza Çalımbay’ın “Burak oynasaydı o pozisyonlardan üçü gol olurdu” ifadeleri doğru gözükse de, garipti! Mesaj doğrudan Rodallega’ya gitti. Çalımbay eğer maç sonu stresiyle konuşmadıysa, Kolombiyalı oyuncuyu farkına varmadan taraftar gözünde hedef tahtasına koydu! Bu açıklamaları duyan bir futbolcunun, psikolojisini düşünebiliyor musunuz?
Geçen hafta “Burak yoksa, Trabzonspor yok mu?” diye sormuştum. Bunu bir yorumcunun gündeme getirmesi doğal. Ama bir teknik adamın kendi takımı için söylemesi, ne kadar uygun acaba? Sezon sonuna kadar kime, ne zaman ihtiyaç duyacağınız belli mi olur?..
Evet Burak özel bir golcü. Sakatlık yaşamadan, cezalı duruma düşmeden kaç maç oynayabilir, kimse kestiremez. Ve teknik adamlar böyle zamanlarda, en azından medya önünde doğrucu Davut kesilemez!

Haberin Devamı

7’sinde ne ise...
Emre Belözoğlu’nun Başakşehir forması altında olgunlaştığını, yakın geçmişte kendisinin de itiraf ettiği gibi hatalarından ders çıkarıp “iyi ağabey” rolüne soyunduğunu düşünüyorduk. Bir kez daha yanıldık. “Huylu huyundan vazgeçmez” demişler. Konyaspor maçında aldığı kırmızı kart ve hakeme yönelik söylemleri, Emre’nin aslında hiç değişmediğini gösterdi. Hakkındaki karar vicdani değil, hukuki de olsa rahatsız edici oldu. 7’sinde ne ise 70’inde de odur insan. Değil mi Emre?..