Herkes mutsuz. Umudunuz VAR mı?

Milli takım arasında ligin tansiyonu düştü sanıyorsanız, yanılıyorsunuz...
İçerisi çok karışık ve tatsız. Öyle böyle değil.
Hakem camiasından söz ediyorum. Hani her hafta gündem oluşturan hakem hatalarından.
Aslına bakarsanız herkes mutsuz. Futbol Federasyonu, Merkez Hakem Kurulu, hakemler, kulüpler, teknik direktörler, futbolcular, taraftar grupları...
Tümü mevcut durumdan şikayetçi...
Sadece medyanın işine geliyor yaşananlar. Kötü gidişattan en çok onlar nemalanıyor çünkü.
Her hafta sonu televizyonlarda saatlerce hakemler ve hatalar konuşuluyor. Gazetelerde, köşelerde konu hep hakem.
Dünyanın hangi ülkesinde futbol denince hakem geliyor akıllara?
Emin olun, bu kadar abartılı sadece bizde!
Üstelik teknolojinin kralı Video Yardımcı Hakemliğine karşın!

Doğru anlatın!
Peki nerede yanlış yapılıyor?
Bugün yaşadığımız krizi Zekeriya Alp başkanlığındaki Merkez Hakem Kurulu’na yüklemek büyük yanlışlık olur.
Dikkat edin, hakem hatalarından çok VAR ön plana çıkıyor tartışmalarda.
Ve insanlar soruyor; “Kardeşim VAR’ı adalet sağlamak için getirmediniz mi? Hani adalet?..”
Sorun VAR’da değil aslında. Video Yardımcı Hakemliği’nin gerçek anlamda anlaşılamaması ve doğru uygulanamamasında.
Suç Merkez Hakem Kurullarında. Önce Yusuf Namoğlu ve ekibinde. Bugün ise Zekeriya Alp komitesinde.
İlk uygulanayacağı sezon bu sütunlarda, “Acele etmeyin. Altyapısını sağlam kurun. Kadro oluşturun. VAR’ı medya ve kamuoyuna doğru anlatın. Bir sezon sonra başlatın” diye defalarca görüşümüzü dile getirdik.
Bastırırsın parayı, kurarsın sistemi. Sonuçta teknoloji ithal ediyorsunuz. Ama insan faktörünü unutuyorsunuz. Kullanan kim? Eğitimlerini tamamlamadan, uzmanlaşmış hakemleri seçmeden, alelacele üzerine atlarsanız olacağı bu idi!
Kulakları çınlasın Yusuf Namoğlu’nun. VAR’ın kendi geleceklerini kurtaracağını sandı. Lakin sonları oldu.

Geç değil!
Şimdi de Zekeriya Alp başkanın ne kadar rahatsız olduğunu biliyorum. Yüzünden düşen bin parça imiş. Hafta içindeki seminerde bildiğimiz, tanıdığımız Alp’in dışında bir kişilik sergilemiş.
Haksız değil. Özellikle Beşiktaş-Denizlispor maçında tanık olduğumuz hakem ve VAR hatalarını kabul etmek çok zor. İnşallah pişman da değildir. Lakin geç de değil. Ne kadar inatçı olduğunu, kolay pes etmeyeceğini tahmin ediyorum.
Naçizane önerim; Video Yardımcı Hakemliği ile ilgili kadronun bir an önce oluşturulması. Tekrarlıyorum, her hakem VAR olamaz. Bugüne kadar izledikleri arasından doğru ekibi oluşturup, tartışmaları en alt düzeye çekmeliler. Bilgisayar atamaları değil, yetenek ve maçın şartları göz önüne alınmalı.
AVAR konusundaki girişimi ise yerinde buluyorum. Eski FİFA kokartlı 6 hakemi eğitime almaları yerinde karar. Riva’daki o odada bir hakem, bir yardımcı hakem gözü olmalı.
En önemlisi, MHK’nin kendisini açık ve net biçimde ifade etmesi. Video Yardımcı Hakemliğini sadece medyaya değil, futbol kamuoyuna iyi anlatmaları şart. Bu konuda eksik kalıyorlar. TFF sitesinden açıklama yapmak yetmiyor. Çıkıp bir ulusal kanalda ya da yayıncı kuruluş ekranlarında gerekirse saatlerce insanları bilgilendirmeleri gerek.

Adam haklı!
Son olarak UEFA eğitimcisi Jaap Uilenberg’in ne kadar şaşkın olduğuna değinmek istiyorum. Yıllardır bizi tanıdığını düşünüyordu. Göztepe-Malatyaspor maçının hakemi Arda Kardeşler’i izlemeye gitmiş. Maç içinde ve sonunda yaşanan olaylar Uilenberg’i çok endişelendirmiş. Hollandalının “Türk futbolu nereye gidiyor böyle?” sorusunu hepimiz üzerimize alınmalıyız. Gerçekten her anlamda kötüyüz.
Sadece hakemlere yüklenmek sorunu çözmeyecek. Futbolun tüm paydaşları kafasını kumdan çıkarıp gerçeklerle yüzleşmeli.
Kendimizi kandırmayalım.
Marka değeri dediğimiz şey yerlerde sürünüyor.
Ya A Milli Takım olmasaydı?..

Al sana milli takım, Ver bakalım prim!
A Milli Takımın 2020 Avrupa Şampiyonası finallerine katılması küçümsenmeyecek bir başarı.
Son dünya şampiyonu Fransa’dan 4 puan almış, plase gösterildiğimiz gruptan çıkmışız.
Üstelik pırıl pırıl genç bir jenerasyon, gelecek 10 yılı garanti edebilecek bir ekiple yaşamışız bu gururu.
Grup maçları aşamasında kendimi zor tutmuştum yazmamak için. Artık tam zamanı.
Milli takım ve prim sözcükleri birlikte anıldığında aklımıza ilk gelen, 2016 Avrupa Şampiyonasında yaşanan kriz oluyor elbette.
Pazarlıklar ve sonuçları utanç vericiydi. Aylarca, hatta yıllarca konuşuldu bu rezillik.
Şenol Güneş döneminde kimse ağzına prim lafını aldı mı? Hayır. Bu çocukların işi bazı ağabeyleri gibi para değil, milli takım aşkıydı.
Lakin ödülü analarının ak sütü gibi hak ettiler. Sütten ağzı yanan Futbol Federasyonu 2019-20 bütçesinde tüm milli takımlar için sadece 7 milyon 350 bin lira ayırmıştı. Sembolik bir rakam.
A Milli Takım final biletini kapınca, TFF’nin hesabına UEFA tarafından 60 milyon liraya yakın para yattı.
Şimdi sayın başkan Nihat Özdemir ve Şenol Güneş hoca başbaşa verip; emeğin, özverinin, milli takım sevgisinin karşılığını sembolik de olsa belirlemeli.
Ben adına prim demiyorum, adı teşvik olmalı. Çünkü bu takımın yürüyeceği yolda manevi olduğu kadar maddi desteğe de ihtiyacı var.

İade-i itibar mı, yoksa?..
Merkez Hakem Kurulu Suat Arslanboğa’nın profesyonel sözleşmesini iptal ettiği vakit, dilimiz döndüğünce bu kararın yanlışlığını anlatmaya çalışmıştık.
Arslanboğa Tahkim Kurulu’na giderek itiraz etmiş, hakkını aramıştı. Kurulun “yetki alanımıza girmiyor” yanıtı ise evlere şenlikti. “Eee o zaman niye varsın Tahkim Kurulu?” diye de sormuştuk.
Herkes deneyimli ismin hakemliğinin bittiğini düşünüyordu ki, MHK bu hafta Arslanboğa’ya 1. ligde görev verdi.
Hatadan dönmek erdemdir. Verdikleri o kararla çok kötü bir yol açmışlardı. Sözleşme feshi ne demek? Amaç ceza ise, maç vermezsin, anlarız.
Bu arada herkesin duyduğu bizim de kulağımıza geliyor. Bu işin de içine siyaset karıştı ise... Pes vallahi!