MHK Başkanı Oğuz Sarvan, eğitimci Jaap Uilenberg ve Philip Sharp sayesinde Türk hakemliğinde ciddi bir gelişme kaydedildiğini söylemiş.
Doğru söze ne denir?
Bravo Sarvan’a. En azından neyi yapamadıklarını itiraf etmiş.
Planlama işi elin oğlunda, eğitim deseniz hakeza. Yorumlar da Alman’dan, bitti gitti.
Elbette aşama kaydedecek hakemlerimiz!
Peki ne kalıyor geriye?
Maçlara atama yapmak.
Oğuz Sarvan ve Yüksel Okçuoğlu’nun tek iş bu!
Bari bunu yüzlerine bulaştırmasalar... Ama nerdeee!
İşte size bir kaç örnek.
İsmail Köse hafta içinde oynanan Ankaragücü- Fenerbahçe maçının yardımcı hakemi.
Köse daha maça çıkmadan MHK hafta sonu atamalarını açıklıyor. Aynı Köse bu kez Gençlerbirliği- Beşiktaş maçında!
Bülent Yıldırım da öyle. Pazartesi günü Beşiktaş - Kasımpaşaspor karşılaşmasını yönetiyor, ertesi sabah Bursaspor- Trabzonspor maçının tebligatını alıyor.
İnsanlık hali. Ya maçın kaderini etkileseler. Ne yapacaksınız, görevi geri aldım mı diyeceksiniz?
Anlaşılıyor ki O.Y. biraderler için performansın önemi yok. Fahiş hatalar yapıp maçın kaderini etkileseniz de, üç gün sonra yeni göreviniz hazır.
Bir başka örnek.
Nihat Mızrak kim?
Gaziantepspor- Bursaspor maçında hakem Deniz Çoban’ın kulağına “tatil” sözcüğünü fısıldayan ve ev sahibi takımın hükmen yenik ilan edilmesinde etkili olan yardımcı hakem.
Peki bu haftaki görevi nerede?
Sıkı durun; Gaziantepspor- Fenerbahçe maçında!
MHK Deniz Çoban’ı daha uzun bir süre Gaziantep’e gönderebilir mi?
Yürek ister.
Peki Mızrak’ı bu maça vermek, Gaziantepspor seyircisini açıkça tahrik etmek değil de, nedir?
Dikkatsiz, özensiz ve yaptığınız işe saygısız olursanız, ortaya böyle garip atamalar çıkar işte.
Bunlar vitrindekiler.
Kim bilir alt liglerde neler oluyor? Ne kazanlar kaynıyor, ne kafa karıştıran etaplar yapılıyor?
Federasyon O.Y. biraderlere her ay çuvalla para ödüyor.
Dürüst olsunlar, tüm hakemlere eşit mesafede dursunlar diye. Lakin tablo ortada.
Futbol Federasyonu Başkanı Mahmut Özgener’e bir önerim var.
Her şeyiniz ithal ya.
Getirin yurt dışından bir program, yükleyin hakemlerin bilgilerini, notlarını. Verin bilgisayara...
İddia ediyorum, o ruhsuz makine bile O.Y. biraderlerden daha adaletli karar verir.
Kör göze parmak sokmanın ne olduğunu bilmediği için başınızı ağrıtmaz.
Üstelik paranız da çarçur olmaz!

Geçmişi sorgularken...
Aziz Yıldırım Lig TV’deki programda şöyle diyor:
“Rahmetli Hasan Doğan’dan bu yana federasyonda yeni oluşumla düzenleme olmuştur, ayıklanacak olan ayıklanmıştır. Ondan önce güven ortamı yoktu. Geçmişte hakem kararlarında art niyet arardık, şimdi böyle düşünmüyoruz.”
Sayın Yıldırım’ın sözünü ettiği dönem, Haluk Ulusoy’un Federasyon Başkanlığı dönemi.
Ve o 6 yıllık süreçte Fenerbahçe 3, Galatasaray 2, Beşiktaş ise 1 kez şampiyon oldu.
İddia edildiği gibi bazı hakemler art niyetli davrandı ise, birileri de onları kullandı demek.
Kim o birileri? Kulüpler, yöneticiler vs.
Niye kullanmaya kalktı? Gayri ahlaki yollardan avantaj sağlayabilmek için.
Bir dönemin griliğinden söz edilecekse, oyunun tüm aktörleri irdelenmeli.
Hakemin yanında federasyon, kulüp yöneticisi, futbolcu, hatta teknik direktör de sorgulanmalı.
Bugün bir değişimden söz ediliyor ve buna gerek duyuluyorsa, unutulmasın, geçmişte yaşanan “top yekün” kirlenmedendir!

Kör göze parmak sokmak

O kapı açıldı bir kere, zor kapanır
Fenerbahçe liderin 5 puan gerisinde.
Trabzonspor ile Beşiktaş arasında 9, Galatasaray ile 10 puan fark var.
Aslına bakarsanız üç büyük kulübün başkanını rahatlatan bir tablo bu.
Kötü oyun, acayip yenilgiler, taraftar tepkisi, hepsi bu tablo sayesinde kabul edilebilir görünüyor.
Anadolu devrimini kendisine karşı bir hareket olarak algılayan Aziz Yıldırım şöyle düşünüyordur;
“İstediğimiz yerde değiliz. Ama Beşiktaş ile Galatasaray’a bak. Onlar bizden beter durumda.”
“Bu sezon da şampiyon Anadolu’dan” söylemine son vermek isteyen Yıldırım Demirören de öyle;
“Allah’tan Fenerbahçe ve Galatasaray iyi gitmiyor. Yanmıştık vallahi...”
Ya Adnan Polat?
Herhalde şükrediyordur üç Anadolu takımı zirveyi paylaşmasına.
Taraftar algısı da böyle.
Daha sakin ve sabırlı görünüyorlar.
Birbirlerine söyleyecek lafları yok. Çünkü birbirlerinden farkları yok.
Sezon bu sıralamada bitse de çok rahatsız olmazlar. Tıpkı geçen yılki gibi.
Trabzonspor’dan sonra pek çok takım denedi başarılı olamadı.
Ya nefesleri yetmedi, ya kadro kaliteleri ya da teknik adam becerileri.
Farklı görüşler olabilir. Lakin Bursaspor takımı ve Ertuğrul Sağlam Türk futbolunda bir tabuyu yıktı.
Bugün insanlar ligin tepesinde üç Anadolu takımı görmeyi garipsemiyor, içlerine sindirebiliyorsa, Sağlam ve öğrencilerinin açtığı kapıdan başka takımların da geçebileceği gerçeğini kabul etmeye başlamalarındandır.
Para, yıldız futbolcu ve dünyaca ünlü teknik adamlara sahip olmanın yetmediği bir sürecin start alması, bu güce sahip olanları rahatsız edebilir.
Üç büyükler, Bursaspor’un elde ettiği başarının rastlantı olduğunu kanıtlayabilmek için artık daha fazlasını yapmak zorunda.
Geçen sezonu iki kupa ile kapatan Trabzonspor’daki yükselişin formülünü çözebilmek için insani değerler ve inancın hedefe giden yolda en az diğer faktörler kadar önemli olduğunu görmek, “Kayserispor da nereden çıktı?” diye sormak yerine, yönetim becerisi, istikrar ve doğru tercihlerin getirisini kabul etmek durumundalar.
Artık kimsenin karşısındakini küçümsemek gibi bir lüksü yok.
Ligde ve kupada alınan sonuçlar ortada.
Saracoğlu’ndan Ali Sami Yen’e, Sami Yen’den İnönü’ye dolaşan şampiyonluk rotasının üç büyükler tarafından belirlenmesi devri kapanıyor.
Bunu anlamak güç de olsa, Yıldırım, Demirören ve Polat şimdilik endişe etmesinler.
Bırakın medya bu tablodan “prim yapmayı” sürdürsün!
Bırakın başka kulüpler de tıpkı sizin gibi şampiyonluk iddiası taşısın.
Siz dua edin aranızdan biri fırlayıp öne çıkmasın.
İşte o zaman gerçeklerle yüzleşme ve camialara hesap verme zamanı geldi demektir.