Platini-Rogge dayanışması ve Türkiye’nin tercihi

Fanatik’te Mehmet Demircan yazdı. 2020’de, hem Olimpiyat hem Avrupa Futbol Şampiyonası organizasyonlarına aday olan Türkiye için UEFA Başkanı Platini uyarıda bulunmuş:
“Ben sadece Avrupa şampiyonası için aday olun, oyum size dedim. Fakat yetkililer galiba iyi anlamamış. Çünkü hem Avrupa şampiyonası hem olimpiyat düzenleyeceğiz demek realist bir düşünce değil. Türkiye inadını sürdürürse, süreç sonunda eli boş kalabilir.”
Öncelikle, Platini’nin alışık olduğumuz bu tehdit içeren sözlerine medya yerine ilgili Bakanlık ve Futbol Federasyonu’nun yanıt vermesi gerektiğini düşünüyorum.
Bizim fikirlerimize gelince; 2020’ye aday tek ülke Türkiye iken, başvuru süresini uzatıp son dakika Gürcistan ve İrlanda - Galler - İskoçya ortaklığını masaya koyduran Platini’nin hesabı ortada.
Türkiye’nin olimpiyat başvuru gelecek yıl Ekim ayında karara bağlanacak. Avrupa Futbol Şampiyonası’nın kime verileceği ise yıl sonu veya 2014 başında belli olacak.
Türkiye’nin bu iki organizasyon arasında önceliğinin olimpiyat olduğunu düşünen Platini, 2020 oyunlarının İstanbul’da yapılması durumunda tıpkı 2016 oylamasında olduğu gibi devreye girecek ve inisiyatifini piyon olarak sürdüğü Gürcistan değil, Ada ülkelerinden yana kullanarak bizi devre dışı bırakacak.
Aslına bakarsanız, Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Jacques Rogge’nin sözleri de Platini’nin tavrı ile örtüşüyor.
2020 Yaz Oyunlarını İstanbul’un alması durumunda Türk yetkililerden, Avrupa Şampiyonası adaylık başvurusunu geri çekmelerini isteyeceğini ifade eden Rogge, bir de hatırlatma yapıyor :
“IOC’nin bir organizasyona ev sahipliği yapan ülkenin aynı yıl bir başka spor organizasyonu düzenlememesi konusunda kuralı var”.
Çok bilinmeyenli bir denklem değil.
IOC ve UEFA, Türkiye’nin 2020 yılında iki büyük organizasyonu bir arada yapmasının mümkün olmadığını söylüyor. Platini kaba bir dille, Rogge ise biraz daha kibar anlatıyor derdini.
Bu tablo karşısında yetkililerin suskunluğunu sürdürmek yerine nasıl bir tercih sergileyeceğini kamuoyuna açıklaması beklenir.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın isteği belli. “Türkiye’nin 2023 hedefleri” içinde İstanbul Olimpiyatını yapmak en büyük hayali.
Yatırım ve tanıtım boyutuyla ülkeye çok önemli katkı sağlayacağı tartışılmayacak bu organizasyon alındığı takdirde, ki oylama takvimi olimpiyata öncelik veriyor, hükümet Avrupa futbol şampiyonasından kolaylıkla vazgeçebilir.
Ancak unutmayalım, Madrid ve Tokyo gibi iki önemli kent ile yarışacak olması İstanbul için harcanacak sportif eforun dışında, IOC’nin siyasi oyunlarının da alt edilmesini gerektiriyor.
Platini aceleci. Türkiye’nin iki organizasyon arasındaki tercihini hemen yapmasını bekliyor. “Olimpiyat için diretirseniz, kaybetmeniz durumunda Avrupa şampiyonasını da unutun” demeye getiriyor.
IOC başkanı ılımlı, oylama sonucunu bekliyor. Türkiye’nin, daha doğrusu hükümetin, Platini’nin oyununu bozmak için önündeki bir yıllık süreçte tüm enerjisini uluslararası kulislere yönlendirmesi, “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan da olmamızı” engelleyebilir.

Nedir şu CAS davasının aslı?..

Gecenin o saatinde Aziz Yıldırım dışında bir başka kulüp başkanının sözleri, ertesi gün gazete manşetlerinde yer bulabilir miydi?
Gerçekçi olalım, ne Ünal Aysal, ne Sadri Şener, ne de Fikret Orman için matbaada baskılar bekletilir, spor servislerinin ışıkları sabaha dek açık tutulurdu.
İstisnasız yazılı basının tümünde, Fenerbahçe Başkanının NTV Spor servisi tarafından hazırlanan ve 4 saati aşan özel röportajından alıntılar vardı.
Şike süreciyle ilgili bildik söylemlerinin dışında, Fenerbahçe camiasının merak ettiği pekçok soruya yanıt verdi Aziz Yıldırım.
Sıcaklığını koruyan Alex konusu, Topuk Yaylası muamması, Selçuk İnan-Abdullah Avcı gerilimi, kulübe yaratacağı yeni mali kaynaklar, gizli tanıkla suçlanan Şekip Mosturoğlu’nu aklayan ifadeler gündemin başlıklarını oluşturdu.
Yıldırım bazı soruları devam eden yargı sürecine vurgu yapıp pas geçerken, en dikkat çekici nokta CAS davasıyla ilgili sözleriydi:
“CAS Davası ile ilgili Fenerbahçe yönetimi, hem Türkiye Cumhuriyeti, hem de kendi menfaatlerini düşünerek vazgeçti. Fenerbahçe’nin menfaatleri Türkiye’nin menfaati neyse odur. Siz anlayın bundan ne anlıyorsanız”.
Doğrusu bu kadar bekledikten sonra, Yıldırım’ın yanıtı çok daha net ve aydınlatıcı olmalıydı. Örneğin, “Bu davayı çekmeseydik, UEFA sadece Fenerbahçe’yi değil, Türk milli takımlarını da uluslararası organizasyonlardan men edecekti”.
Veya, “İstanbul’daki UEFA kongresinde Sayın Başbakan ve Platini arasında yapılan görüşmenin ana teması davanın çekilmesiydi”.
Ya da, “Biz davamızda sonuna kadar haklıydık, ancak Türkiye’nin 2020 Avrupa futbol şampiyonası ev sahipliği o gün suya düşerdi”.
Ben, sayın başkanın kurduğu “Türkiye Cumhuriyeti ve Fenerbahçe’nin menfaatleri” cümlesinden bunları anlıyorum. Bilemem, başkası nasıl yorumlar?
Yıldırım’ın üzeri kapalı olarak anlatmak istediği her ne ise, CAS davasında siyaset mekanizmasının devreye girdiği ve işlerin hesap edilemeyen bir noktaya doğru sürüklendiği çok açık.
Avrupa futbolunun hangi mantalite ile yönetildiğini, ilişkiler yumağının karmaşıklığını, UEFA’ya kurallar ve realitenin değil, faşist bir düşünce yapısının hakim olduğunu gösteren en çırpıcı örneklerden biridir CAS davası sürecinde yaşananlar.
Bu kafaya Fenerbahçe de, ülkeyi yönetenler de karşı duramadı.
Neden? Yüce menfaatlerin korunması için!
Umarım Aziz başkan bir gün, tıpkı şike davasıyla ilgili zamanı gelince açıklayacağı sözünü verdiği belgeler gibi, CAS gerçeklerini de 80 milyon insanın anlayabileceği bir dille izah etme şansı bulur.
O vakit davadan vazgeçilmesinin Fenerbahçe ve Türkiye Cumhuriyeti’nin mi, yoksa UEFA Başkanı Michael Platini’nin mi çıkarlarına hizmet ettiğini görebiliriz!