Rıza Çalımbay ilk yarının sonunda, “Devre arası bize iyi gelecek. Farklı bir Trabzonspor izleyeceksiniz” diyerek çıtayı yukarı koyunca, Konyaspor beraberliği farklı tepkilere yol açtı. Çok normal. 77 dakika on kişi oynamış bir takımı yenemiyorsanız, nerede hata yapıldı diye sorgulanacaktır elbette.
Lakin, Trabzonspor da sezona yanlışlarla başladı. Ersun Yanal ile devam kararı bunlardan biri idi. Transferde alıp oynatabileceği sadece Burak vardı. Kucka, Sosa, Volkan ve diğerleri şu ana kadar teknik direktörlerinin istediği kıvama gelemedi. Transferin kralı ise, Abdülkadir oldu.
Rıza hoca 9. haftada Trabzonspor’un başına geldi. Puanı da öyle idi. Şu an 30 puanı var bordo-mavili ekibin. Çalımbay’ın aynı oyuncularla yaptığı katkıyı kimse inkâr edemez. Ara transferdeki beklentilerini de açıklamıştı hoca. Mutsuz oyuncularla çalışmak istemediğini söyledi, yönetim kimseyi gönderemedi. “Takviye gerek” dedi, giden Mas’ın yerine Novak alınabildi. Ve Çalımbay da geri vitese takmak zorunda kaldı. Personel maaşından, futbolcu alacaklarına kadar ciddi sıkıntılar yaşandığı, gün gibi ortada idi. Durum böyle olunca, daha fazla “mutsuzluk” yaratmamak için Çalımbay önceliklerini değiştirdi.

Sağduyu, destek
Trabzonspor’da tablo belli iken ve sezon başından bu yana teknik direktör hariç önemli bir değişiklik olmamışken, Konyaspor maçıyla birlikte başlayan ağır eleştiri bombardımanı, abartılı geldi bana. Rıza hocaya da haksızlık aynı zamanda. Üstelik bunların çok önemli bir Fenerbahçe maçı öncesine denk gelmesi, Trabzonspor’un işini kolaylaştırmaz, aksine baskıyı ve stresi artırır. Taraflar arasında 2011 yılından bu yana devam eden gerginlik, her defasında Fenerbahçe’nin işine yaramıştır. Skorlar ve kimin zarar gördüğü ortada. Tribünlerden sahaya yansıyan gerginliğin faturaları da malum. Dolayısıyla Trabzonspor cephesinden bakılınca, sağduyuya, sakinliğe ve desteğe gereksinim duyulan bir dönemden geçiliyor.
Hiçbir maçın favorisinin olmadığı bir lig yaşıyoruz. Her sonuç normal karşılanabilir. Fenerbahçe karşılaşması da bunlardan biri. Cezalı ve sakat oyuncular da dikkate alındığında, Rıza Çalımbay’ın nasıl bir kadro kuracağı üzerine kafa yormak ve bunu medya üzerinden tartışmak yerine, teknik adamın tercihlerine saygı gösterme vaktidir. Maç bittiğinde, zaten fazlası konuşulacaktır!..

Taraftar faktörü
Nasıl olsa şapkadan tavşan çıkmayacak. Hoca hafta içinde sıkıntılarını net biçimde ifade etti, hem de adres göstererek. Sitem vardı sözlerinde. Ayrıca şunun da altını çizelim; Çalımbay 17 yıllık Süper Lig kariyerinde bugüne değin - ilk yılında Beşiktaş hariç - hedefi ve beklentinin bu kadar yüksek, medya baskısı bu kadar yoğun bir takım çalıştırmadı. Şimdilerde, edindiği deneyimi ve birikimi ile Trabzonspor’a katkı sağlamaya çalışıyor. Umarım kısa sürede pes etmez veya ettirilmez. Bu camia kimlere ne krediler açtı, kimlere sabretti, hatırlayın! Biraz hoşgörü ve insaf...
Gelelim yarına; iki takım için de hiç öyle kader maçı filan değil. Aklını kullanan, sinirlerine hakim olan, daha az hata yapının kazanabileceği bir doksan dakika bekliyor bizi. Fenerbahçe, baskı altında nasıl oynayacağını iyi bilen, deneyimli bir takım. Trabzonspor’un en büyük avantajı, Akyazı Stadı’nı dolduracak taraftar gücü ve onların takıma vereceği pozitif enerji olacaktır. Futbol adına güzel şeyler yaşayalım, yeter.

Fenerbahçe, Mumcu, faili meçhuller!
Yaklaşık 90 gün sonra sonra o vahim olayın üzerinden üç yıl geçmiş olacak. Fenerbahçe futbol takımını taşıyan ve Rizespor deplasmanından dönen otobüsün Sürmene yakınlarında uğradığı silahlı saldırıdan söz ediyoruz. Yüzüne isabet eden pompalı tüfek saçmasına rağmen, viyadük üzerinde otobüsün kontrolünü elinde tutarak olası bir faciayı önleyen şoför Ufuk Kıran kahraman ilan edildi. Kafilede bulunanlar ise aylarca saldırının etkisinden kurtulamadı.
Geçenlerde spordaki şiddetten söz ettiğimiz yazımız sonrası bir okuyucumuz uyardı; “Fenerbahçe saldırısını” anımsattı. Unutmuş değiliz. Unutulmasını da istemiyoruz. Bu süreçte araştırdık. Olay tarihinden bu yana Trabzon’da vali değişmiş, savcı değişmiş, iki emniyet müdürü değişmiş. Ancak bir arpa boyu yol alınamamış. Geciken adalet, adalet değil derler ya, şu ana kadar 20 futbolcunun ifadelerine başvurulmuş. Hepsi bu kadar. Ortada ne zanlı var, ne ip ucu!
Saldırıdan sonra dönemin savcısı, “44 kişiyi öldürmeye azmettirmek...” suçlamasıyla hazırlamış dava dosyasını. Dikkat edin, bir değil 44 kişi!
Hafta içerisinde gazeteci-yazar Uğur Mumcu’nun 25, Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve beş polis memurunun acımasızca katledilmelerinin üzerinden 17 yıl geçti.
Milliyet çatısı altında birlikte çalışmaktan onur duyduğum ve yaşamım boyunca fikirlerine saygı göstereceğim Mumcu’nun öldürülmesine kimlerin azmettirdiği hâlâ belli değil. Dile kolay çeyrek asırlık bir zaman diliminden söz ediyoruz. Resmen “faili meçhul” kaldı cinayet! Tıpkı Okkan ve arkadaşlarınınki gibi!
Endişemiz çok net; Fenerbahçe kafilesine yapılan saldırının da benzer gerekçelerle unutturulması. Her karanlık olaydaki gibi, “kurcalamayın” diyenler çıkabilir. Hukuk devletinde yaşıyoruz. İnsanların can ve mal güvenliği devlete emanet. Ve haklı talepleri var; faillerinin yakalanıp adalete teslim edilmesi. Umarız karşılığını bulur. Yoksa kara kaplı deftere bir çentik daha atılır ki, tarih bunu da unutmaz!..

Dönün bir an önce!
Sınırlarımız dışında ülkemizin güvenliği için yaşamlarını feda etmeye hazır kahraman Mehmetçiklerimizin, sağ salim evlerine ve ailelerine kavuşmalarını diliyorum.
Savaşın iyisi, barışın kötüsü yoktur. (Benjamin Franklin)