Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Trabzonspor yakın tarihine adını altın harflerle yazdırmış iki önemli portre var. Biri dönemin kulüp başkanı Ahmet Ağaoğlu, diğeri 38 yıl sonra camiaya şampiyonluk yaşatan teknik direktör Abdullah Avcı.
Unutulmayacak bir hikayenin başrol oyuncuları olmak gurur vericiydi elbette. Lakin başarının tadı henüz damaklarında iken veda etmek zorunda kaldılar Trabzonspor’a.
Avcı, ayrılırken basın toplantısında bir meslektaşımızın “Konuşmanızdan açık kapı bıraktığınızı anlıyorum” sorusuna, “Trabzonspor’un her daim başımın üzerinde yeri var” karşılığını vermişti. Çok değil, 8 ay sonra görev teklif edildiğinde hiç düşünmeden “evet” dedi. Zamanlama, koşullar ve karşılıklı beklentiler bu kadar örtüşebilirdi, mükemmel denk geldi!

Krediyi cebine koydu

Abdullah hoca, başarılı teknik adamlığının yanı sıra yerel medya ile kurduğu seviyeli ilişkiler sayesinde “ikinci Trabzon seferinde” sorgulanmadan kabul gördü. Çok az insana tanınacak krediyi peşinen cebine koydu. Avcı akıllı insandır. Kiminle, ne zaman, hangi koşullarda diyalog kuracağını çok iyi bilir. Kum saatini ne zaman çevireceğini de.
Evet; bir teknik direktör daima iddialı konuşmalı. Ancak bu sezon kimse ondan şampiyonluk beklemiyor. Önceliği, Bjelica’nın bıraktığı kötü mirasın izlerini silmek ve Trabzonspor’u taraftarın mutlu olacağı seviyeye getirmek. 
Eli rahat, kafası dingin, her konuda tek yetkili bir Avcı var şimdi. Ve şansı; ligin en kaliteli oyuncu gruplarından birine sahip olması. 
Ahmet Ağaoğlu’na gelince. Bu coğrafyada kulüp başkanlarının kaderidir. Yaptıklarınla değil, hatalarında anılırsın. 
Oysa, Trabzonspor’un başarı öyküsünü en çok satanlar listesinde zirveye taşıyan gerçek aktör, Ağaoğlu’dur. Ona yapılanlar ise büyük vefasızlık!

Haberin Devamı

Bjelica sıtmaya razı etti!

Rakamlar 1-3-5 milyon euro diye yazılınca, paranın gerçek değerini anlamakta zorlanıyoruz.
Özellikle futbol dünyasında akıllara zarar çılgınlıklar yaşanıyor.
Bize gelince; kimi futbolcular sonuna kadar hak ediyor ücretlerini. Ya teknik direktörler? Akıllı bir menajerleri varsa ve Türk futbolundaki yabancı hayranlığının şifrelerini çözdülerse, bol sıfırlı kontratlara imza atıyorlar kurnazca. Ballı tazminatları da cabası.
İşte Nenad Bjelica. Trabzonspor başkanının aklını kim çeldi, Hırvat çalıştırıcıyı nasıl allayıp pulladı ise; atsan atılmıyor, satsan satılmıyordu düne kadar.
Önce 3 milyon euro fesih bedeli istemişti. Durumun vehametini anlamak için altını çiziyorum; tam 88 milyon lira. Pazarlık sonunda al takke ver külah, 1 milyon 600 bin euroya (48 milyon TL) zor ikna edildi.
Yönetim, Trabzonspor’u sıradanlaştırdığı ve oynattığı çirkin futbolla insanları bezdirdiği için bunca para ödemeyi kabul etmiş. Ama Bjelica’nın suçu yok, o sözleşmeyi kabul edenler düşünsün!
“Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek” derler ya, son bir haftada aynen bunları yaşadı Trabzonspor.
Virüs yıllardır tüm kulüplerin kılcal damarlarına kadar işlemiş ve benliklerini teslim almış durumda.
Zengin ve refah içinde yaşayan bir ülke değiliz. Yatırımın karşılığı olsa anlarım. O da yok.
Yazıktır, günahtır, ayıptır boşa harcanan paralara!

Haberin Devamı

Sevinmek bizim de hakkımız!

Haberin Devamı

Futbolda güzel haberler peşi sıra geldi. Önce 2032 Avrupa futbol şampiyonasına İtalya ile birlikte ev sahipliği yapmamız  kabul edildi.
Ardından A milli takımdaki teknik direktör değişikliğinin meyvelerini topladık ve Vincenzo Montella yönetimindeki ay-yıldızlı ekimiz Hırvatistan’ı deplasmanda yenerek tükenmekte olan umutlarımızı canlandırdı.
2032 uzun vadeli hedef. Evet bu organizasyonu üstlenmek başarı sayılabilir ama, İtalya-Türkiye ortaklığından başka başvuru yoktu zaten. Bundan önceki denemelerimizde rakip çok, politik ayak oyunları bol, sonuçlar hayal kırıklığı yaratmıştı. Dolayısıyla 2032 hepimizi heyecanlandırdı.
Öyle ki, Federasyon Başkanı Mehmet Büyükekşi’nin bile dili sürçtü sevinçten ve şöyle dedi; “Montella’ya söyledim, hedefimiz sadece gruplara kalmak değil. Yunanistan Avrupa şampiyonası düzenledi ve evinde şampiyon oldu. Türkiye’nin de 2032’de şampiyon olması lazım.”
Yunanistan’ın o şampiyonluğu 2004’de Portekiz’de kazandığı unutulmuş olsa bile, bu bizim 2032 hedeflerimizi değiştirmez, hatta daha anlamlı kılar!
Umarım ve dilerim, Montella ile hep uzun soluklu turnuvaların iddialı takımları arasında yer alırız. 
Ulusça sevinmeye çok ihtiyacımız var çünkü.