Cemal Ersen

Cemal Ersen

cersen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Büyük kentlerde trafiğin en büyük sıkıntısı boş dolaşan taksilerdir. Müşteri bulabilmek için her türlü kural ihlalini yapar, diğer araç ve insanların güvenliğini tehlikeye atarlar.
Belediyeler başıbozukluğu önlemek için şimdilerde bu soruna bir çözüm üretti; “Taksi depolama merkezleri.”
Ortalıkta dolaşma, bekle, sabır göster, rızkını kazan!
Tıpkı Türkiye Futbol Federasyonu “Futbol Gelişim Direktörlüğü” gibi.
Yönetimler değişir, sistem değişir, anlayış değişir, ama uygulama değişmez.
Müthiş bir rekabet vardır bu çatı altına girebilmek için. Nitelik, nicelik, deneyim, bilgi hep tali tercihler olur. Kulis yapılır, araya hatırlı şahıslar sokulur, referanslar sunulur vs.
Neden? Eğitimci ruhu, idealizm ya da Türk futbolunun gelişmesine ışık tutacak projeler üretme aşkından mı? Elbette değil. Maksat dostlar alış verişte görsün. Cepler euro ile dolsun.
Kimler geldi kimler geçti bu makamlardan?
Ne kariyerli isimler bekleme yaptı bu durakta. Kulüp başkanlarına “Sıra bana geldi” mesajı gönderen ne hocalar gördü o koltuklar? Çoğu fırsatını buldu mu izin bile istemeden “asli görevlerine geri döndü. Vitrindeki takımların ışıltısı, paranın şakırtısı hep daha cazip geldi.
İsim verip polemik yaratmak gereksiz. Bakın şöyle süper lige ve bir alt kategoriye? Kimler nerelerde teknik direktörlük yapıyor anlarsınız! Yolları açık, kazançları bol, başarıları daim olsun.
Peki Türk futbolunun geleceği ne olacak? Genç nüfusu kucaklayacak projeleri kim üretecek? Elit futbolcu havuzu nasıl doldurulacak? Kalıcı sistemlerin temeli hangi mantıkla atılacak ve sahip çıkılacak? Futbolun paydaşlarıyla eş güdüm söylemleri nasıl hayata geçecek?
Bu kültürle, bu bakış açısıyla ve anlayışla zor, çok zor.
Ahmet Suat Özyazıcı ve Serpil Hamdi Tüzün gibi idealist, Fatih Terim gibi yenilikçi, Şenol Güneş gibi yürekli, Derwall ile Piontek gibi iş ahlakını ön planda tutacak adaylar bulamadığımız sürece, ne Türk futbolunun sistemi olur, ne de geleceğe dönük umutları.
Bir tek şey değişir, o da makam odalarının kapılarındaki tabela!

Haberin Devamı

Menajer komedisi

Haberin Devamı

Hadi, Batuhan Karadeniz’in aklı bir karış havada. Çizdiği zikzaklar, yaşadığı gel-gitler başını döndürmüş olabilir. Yaş 22, lakin o hâlâ uslanmaz bir yaramaz, iflah olmaz bir isyankâr havasında. Ya menajeri ne iş yapar bu çocuğun?
Bonservisini cebine koyup, kapı kapı kulüp arayan transfer sorumlusu da mı anlamaz bu işlerden ? Üstelik FIFA futbolcu temsilciliği unvanı alıp, uluslararası transferde söz hakkına sahip bu insanlar.
Gelin görün ki kurallardan bihaber, talimatlardan o kadar uzak pek çoğu.
Adam tutuyor kolundan Batuhan’ı İspanya’ya götürüyor. Dört saat sonra da tornistan edip geri dönüyor. Niçin? Oyuncusunu takip etse, sezon başından beri hangi takımda hangi maça çıktığını en azından not alsa, böyle bir komedi yaşanmayacak. Ama iş tatlı. Gelir kaymaklı. Türkiye’de bugün kulüp başkanları ile otel odalarında kadeh kaldırmayı, teknik direktörlerle ortaklık yapmayı, gencecik oyunculara olta atmayı gayet iyi bilen nice futbolcu temsilcisi var. İşini doğru dürüst yapan, kaydını doğru tutan azınlığı tenzih ederek söylüyorum, kel başa şimşir tarak çok yakışır!

Haberin Devamı

Ne yasaymış?

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç sonunda gerçeği gördü ve resti çekti: “ Kulüpler, biz mevcut halden memnunuz, kanuna ihtiyacımız yok diyorlarsa, bildikleri gibi dernekler yasasıyla yönetilmeye devam edebilirler.” Bunca çalıştay ve toplantıdan sonra Bakan pes mi etti? Hayır etmedi. Sadece aba altından sopa gösterdi! Vergi borçlarının ötelenmesi, SGK primlerinin ertelenmesi gibi kozları var devletin. Ancak şu da bir gerçek. Bu tasarı tam 20 yıldır gündemde. En az 3-5 taslak yapıldı. Ama bir türlü yasallaşamadı. Şimdi olur mu? Kimse kusura bakmasın, olmaz!

Hakem değil görüntüler konuşur!

Önce Meireles, şimdi de Melo davası. Fenerbahçeli oyuncunun tükürük cezası kaldırıldı ya, sıra Galatasaray’da. Görüntüler, deliller, yeminli tercümeler yine Tahkim Kurulu’nun önüne konacak. Ve denecek ki; “Futbolcumuz tükürmedi. Hadi tükürdü diyorsanız, ağır tahrik var. Bu ceza uymaz.”
Her iki olayda da hakem raporu esas alındı. Disiplin Kurulu Halis Özkahya ile Tolga Özkalfa’ya itibar edip eylemin muhatabına göre öngörülen yaptırımları uyguladı.
Ya Tahkim Kurulu? Meireles davasından sonra ikinci sınavını Melo’da verecek. Merak edilen soru, kurul hakem raporuna mı itibar edecek, yoksa yayıncı kuruluş görüntülerine mi?
İlk kararda hakemin karizması çizildi. İkincisinde durum daha ilginç. Özkalfa tükürüğü görmüyor, ancak yardımcısının uyarısına kulak verip kırmızıyı gösteriyor. Üstelik burada tükürüğün hedefine hakem değil, rakip takım oyuncusu konuyor.
Hakem raporu değerlendirilecek, sulu karda tükürük var mı yok mu incelenecek, belki Oğuzhan davet edilip o an ne hissettiği (!) sorulacak, Melo’ya da bir ihtimal maçtan sonra attığı twittler anımsatılacak. Öyle ya “Tükürmedim, tahrik oldum, küfür ettim” demedi mi Melo?..
Tahkim Kurulu’nun nasıl bir karar vereceğini kestirmek mümkün değil. Ancak şu gerçeği unutmayalım. Hukukçular, yasalar ve talimatları hazırlarken her durumda kullanılabilecek, esneyebilecek, durumu idare ettirecek bazı cümleler gizler içine. Dahası “teşebbüs”, “tahrik”, “takdiri indirim” gibi başlıklar da vardır ellerinin altında!
Sonuç mu? Cezanın tamamının kalkmayacağı kesin. Tükürük ya da küfür. 2 veya 4 maç ceza. Bildiğimiz şu; Türkiye’de artık hakem raporlarının önemi kalmadı. 20 değişik kamerayla çekilmiş görüntü var mı, var! Eee hakeme ne oluyor ki?