Yalnız ve güçsüz adam; Hakem!

Bu sezon hakem camiasında ilginç olaylar yaşanıyor.
Önce Bülent Yıldırım ve Serkan Çınar’ın Süper Lig kadrosundan çıkarılması, şimdi de Suat Arslanboğa’nın Türkiye Futbol Federasyonu ile yaptığı profesyonel hakemlik sözleşmesinin feshedilmesi.
Bunlar alışık olduğumuz şeyler değil.
Yıldırım ve Çınar’ın geçen sezon yönettikleri maçlar ile ilgili sıkıntıları biliniyor. Merkez Hakem Kurulu hakemliklerinin neden bittiğine dair net bir açıklama yapmadı. Kararı herkes kendi kafasına göre yorumladı ve bir sonuca vardı. Böyle olmamalıydı. Gerçek ve gerekçe ne ise anlatılmalı, insanlar zan altında bırakılmamalı idi.
Gelelim Suat Arslanboğa’ya. Hakemliğini savunma pozisyonunda değilim. Yakından tanırım, insan olarak düzgün biri olduğunu biliyorum.
Beşiktaş- Başakşehirspor maçının son on dakikasında kendisine yakışmayan üç önemli hata yaptı. MHK’ye göre bunlardan bir tanesinin affı yoktu. Adem Ljajic’in hakemi itmesi ve cezasız kalması, bardağı taşıran damla oldu.

Otoritene dokundurma
Evet, kimse hakemin otoritesi ile oynayamaz. Hakem sahada, koca bir camiayı temsilen var. Rencide edilmesi kabul edilemez, mazur görülemez.
“İyi de geçmişte ne karizmalar çizildi” savunması, o günkü MHK’lerin bakış açısı ve olaylara yaklaşımıyla ilgilidir. Böyle bir kıyaslamaya girmem. Aslına bakarsanız Arslanboğa, hakemlerin ciddi anlamda kötü gitmesinin kurbanı oldu. Bu hafta değilse bile, belki haftaya bir başka hakem “ibreti alem için” aynı kaderi paylaşacaktı! Ancak kişisel fikrim, çok sert bir yaptırım olduğu yönünde. Ve merak ediyorum, Arslanboğa’nın infazı için hangi kulüp başkanı devreye girdi? Bunun kötü örnek olmasından endişeliyim. Kulüpler, şikayetçi oldukları hakemi bitirme gücünü hissetmeye başladılar ise, yolun sonu uçuruma gider. Ya da hakemler arasında yıllardır şikayet ettiğimiz “eyyamcılık” yeniden hortlar.
Bu ince çizgiyi ve dengeyi MHK nasıl koruyacak, merak ediyorum. En küçük bir ayrımcılıkta MHK’ye ne güven kalır, ne inanç!

Yanında kimse yok
Şu olay bir kez daha gösterdi ki, hakem futbolun paydaşları içindeki en yalnız ve güçsüz adam. Kimse yanında yürümüyor, arkasında durmuyor. Yeri geldiğinde bir kalemde silinebiliyor. İyi de, kim getirdi onları bu noktaya? Bir zahmet aynaya bakıp karar versinler...
Haa, bir de sözüm ona hakem derneği var. Başkanı Abdurrahman Arıcı kusura bakmasın. Son yıllarda hakemine sahip çıkacak, haklarını savunacak tek bir girişimi olmadı derneğin.
Beyler için makam ve unvan belli olsun yeter! Kulüpler Birliği Vakfı gibi. İşlevsiz, çözüm üretmekten aciz bir kurum. Kapatın gitsin ikisini de!
Arslanboğa ile ilgili karar gözdağıdır. Artık aba altından sopa gösterilmiyor. Özellikle profesyonel hakemler için büyük bir tehdit söz konusu. TFF ve MHK, şirket yöneticisi gibi bakıyor konuya. Kurallara ve prensiplere uymayanın sözleşmesini tereddütsüz bozarız görüşündeler.
Peki hakem ne yapacak?
Yıllardır söylüyorum. Bunca olanak ve fırsat önlerinde iken... Bir; tilkiler ile muhabbeti kesecekler. İki; camia içindeki kavgalardan vazgeçecekler. Üç; sadece işlerine odaklanıp, bir başkasın başarısızlığı üzerinden hayat kurgulamayacaklar. Dört ve en önemlisi, “ne oldum” demeyecekler.
Aksi takdirde karanlık bir kuyunun içinde bulabilirler kendilerini!.. Acımasız örnekler önlerinde...

Yaşasın ‘özerk’ futbol!
Meslekte 35 yılı geride bıraktık. Yolun yarısı kadar bir süre. İlk günden bugüne, tamamı Milliyet gazetesinde.
İşimiz ağırlıklı olarak futbol ve onu yöneten kurumlar, kurullar. Federasyon başkanlarının Başbakan tarafından atandığı, idare mahkemelerinin küme düşen takımları kurtardığı, darbeci paşaların lige müdahale ettiği dönemleri yaşadık.
Çok şükür, şimdi futbolumuz özerk! Ne dokunan var, ne karışan! Kendi kendini idare edip gidiyor işte..
Bunca yıllık gözlemim şu ki, federasyonun en önemli makamı genel sekreterliktir. Tıpkı FİFA’da, UEFA’da, Birleşmiş Milletler’de ve NATO’da olduğu gibi.
Seçilmişler kim olursa olsun, genel sekreterlik yürütmenin başıdır. Futbolun içinden gelmiş, talimatları su gibi ezberlemiş, uluslararası yazışmalarda söz sahibi ve federasyon profesyonellerinin patronudur genel sekreter.
O görevde bulunan arkadaşlar alınmasın. Son yıllarda onun da suyu çıktı. Akademisyen, ekonomist, kulüpçü, kimi ararsanız genel sekreter oldu. Yöneten değil, yönetilecek insanlar tercih edildi.
Şimdilerde TFF de öyle. Neredeyse tüm kurullar, onları atayan kulüplere hizmet yarışında. Türk futbolunun değil, kulüplerin çıkarları öncelikli. Yasa, talimat, içtihat hak getire.
Böyle ortamlarda sadece güçlünün borusu öter. Nitekim de öyle oluyor. PFDK ve Tahkim Kurulu kararlarına bakın. Bir maç tekrarı için yönetim kurulu içindeki görüş farklılıklarına bakın. Hakemlerin, kulüplerden gelen taleplere nasıl kurban edildiğine bakın. Siyasete nasıl baş eğildiğine bakın...
Ne diyelim, herkes hak ettiği biçimde yönetilir!

Bu uşaklara az bile!
Trabzonspor Kulübü, altyapıdan yetişen oyuncularıyla ilgili doğru işler yapmaya devam ediyor. A takımla antrenmana çıkmaya başladıklarında Yusuf Yazıcı, Abdülkadir Ömür, Uğurcan, Hüseyin gibi isimler, ayda 7 bin 500 lira maaş alıyordu. Hayalleri büyük, ideallari akçeyle tartılmayacak kadar ağırdı.
Formayı kapıp dikkatleri üzerlerine çekmeye başladıklarında, yönetim ücretlerinde ciddi bir iyileştirme yapmıştı.
Yetti mi? Asla. Giderek büyüdüler, yıldızlaştılar, verilen şansı doğru kullanıp, o paraları analarının ak sütü gibi hakettiler. Ahmet Ağaoğlu akıllı bir yönetici. Geçenler de sözleşme sürelerini de uzatarak yeni bir düzenlemeye gitti. Sadece Abdülkadir Ömür’ü örnekleyeyim. Yıllık ücreti 5.5 milyon liraya yükseltildi. Yabancılarla kıyaslamak açısından söylüyorum, 1 milyon dolar!
Yarın öbür gün bu çocuklar tıpkı Yusuf Yazıcı gibi, kat kat kazandırıp gidecekler Avrupa’ya. Onları değerli hissettirmek, gönüllerini hoş tutmak ve geleceğe hazırlamak elbette kulübün yükümlülüğü. Ama ne yalan söyleyeyim, eli belinde dolaşanları gördükçe, bu uşaklara az bile diyesim geliyor içimden!