EN BÜYÜK EKSİ; ARTILAR!

MİLLİYET'e konuşan A Milli Takımı Teknik Direktörü Guus Hiddink, yabancı futbolcuların sayısal fazlalığının ay-yıldızlı ekibe yansımalarını anlattı, "Yabancı futbolcu ekstra kalite getiriyorsa tamam. Ama artılar... Sorun da burada yatıyor. Bu artılar çok rahatlıkla Türk oyuncular tarafından doldurabilecek artılardır" diye konuştu Hollandalı teknik adam, Türk olmak ve Milli Takım'da yer bulmak isteyen yabancılara da kapısının açık olduğunu ifade ederek, bu konuda önyargısı bulunmadığına dikkat çekti

EN BÜYÜK EKSİ; ARTILAR!

Bazı insanları tanıyınca seversiniz, önyargılarınız için mahcup düşersiniz ya... Hiddink de öyle bir vaka!
Enerjik, cana yakın, komplekssiz.
“Eee, ne var bunda” demeyin; o bir Dünya vatandaşı, o bir futbol fenomeni, kimbilir kaç pasaportu var. Hepsini geçin, o bizim gönlümüzün sultanı milli takımın kumandasında.
Biraz kasılır insan, biraz üstten bakar, biraz ukalalık eder!..
Ne gezer...
En kışkırtıcı sorulara en yürekten cevaplar. En özeline en saygıyla kapı açmalar.
Kilitsiz Hiddink.
Kapısız.
Korumasız...
Yalın.
Hepimizin yan sokağındaki bir delikanlının hayata ve futbola sıcaklığı, sevgisi, çocukluğu kıvamında koskoca bir Hiddink.
Hiç kızmaz mı bu adam ya!
Hiç futbolu anlatmaktan bıkmaz mı?
Hiç üslubunu bozmaz mı?
“En son ne zaman ağladın?” gibi kel alaka bir soruya, “Valide ile peder öldüğünde” diyor; biz üzülmeyelim diye “Çok yaşlılardı” diye ekliyor.
Demek ki, kolay kolay Hiddink olunmuyor.
Biz bu röportaja “gazeteci” olarak gittik, “misyoner” olarak çıktık. Misyonumuz, Hiddink’in insani kalitesini sizlere anlatmak.
Başarır-başaramaz. Hiçbir büyük zafer, hiçbir büyük hayal kırıklığı futbolun kaliteli insanlarla yücelmesi gerçeğini değiştirmez.
On numara bir adam var karşınızda:
Hiddink.
Şimdi gelin, onunla geçirdiğimiz üç saatin ayrıntılarına girin.
Doğru mu anlamışız, yanlış mı siz karar verin.



Sizi iyi tanıyoruz, futbol filozofu olarak görüyoruz. Yabancı olarak en iyi seçeneğin siz olduğunuzu da biliyoruz. Sorun, keşke Hiddink elemeler başlamadan buraya gelseydi. Temaslarıyla, kamuoyuyla, bizlerle iletişim kursaydı. Üzücü sonuçlarla Hiddink ile karşı karşıya geldik. Bu bir talihsizlik bizce.
- Aslında ben hiç öyle düşünmüyorum. Medya ile karşılıklı geldiğimizi de sanmıyorum. Yani rakip değiliz, olmadık. İki taraf olarak algılamıyorum.

2008'de rakiptik. Dışarıdan her şey olumlu görünüyordu. İçine girdiğinizde nasıl görüyorsunuz?
- 2008'in yanı sıra daha önceki turnuvalara baktığımız zaman Türkiye'nin başarılı olduğunu görüyoruz. O dönemdeki başarıyı yakalamış olanların artık yaşlanmış oldukları bir gerçek. Benim de şu anda içinde bulunduğum ve gördüğüm tabloda, milli takıma yeni oyuncular gerekiyor. 23-25 yaşlarında hem arzulu, hem başarılı olmak isteyen, hem de yetenekli bazı oyuncularımız var. Bu isimleri Hollanda'da oynadığımız maçta kullandık. Onların ilk maçıydı; çok büyük beklentiler içinde olamazdık. Ama ikinci maçlarına çıktıkları zaman o zaman beklentiler de doğal olarak artacaktır. Gitmemiz gereken yol budur, bu yolda da devam edeceğiz.

‘Sadece topla iyiler’
Türk futbolcusu fotoğrafı çizebilir misiniz? Çalışmayı seviyor muyuz, tembel miyiz? Teknik, taktik ve mantalite olarak yeterli miyiz?

- Türkiye büyük ülke. Futbolda söz sahibi olmak istiyor. Oyuncuların da bu hedefe ulaşılması için o seviyede olmaları gerekir. Türk futbolcuların özelliklerinden bahsedecek olursak, genel anlamda topla çok iyiler, topu iyi kontrol edebiliyorlar, teknik olarak iyiler. Ve sürekli topla oynamak istiyorlar. Teknik, taktik ve mantaliteyi, üçünü de bir birim olarak düşünüyorum. Teknik kısımda okeyi alıyor Türk futbolcuları... Ama diğer birimler okey değil. Teknik kısımda biz fazla bir şey yapamıyoruz. Bunu 8-16 yaşları arasında kulüplerden alacaklar.
Bu anlamda sorumluluk kulüplere düşüyor. Taktiksel anlamda da oyuncular onlardan neler isteyeceğinizi anlayacak kadar zekiler ve öğrenmeye açıklar. Bazı oyuncular var, öğrenemiyorlar. İstediğiniz taktiği bazen yapamayabilirler, tökezlerler. Bu demektir ki, bu oyuncu profili milli takımda oynayacak seviyede değil. Bu tür hataları ligde yaparsınız, cezasını hemen görmeyebilirsiniz. Ama uluslararası arenalarda bu böyle değil. Bu açığınızı birisi görür ve cezasını keser. Türk futbolcusu, futbol oynamayı seviyor. Özellikle topla oynama istekleri üst düzeyde... Taktiksel manada onu sınırlandırmanız gerekir.
(Araya giren Oğuz Çetin): Hoca çoğu zaman oyuncuların neye yapmalarını gerektiğini değil; neyi yapmamaları gerektiğini söylüyor.

Ya kondisyon...
- Fiziksel kondisyona gelince, yirmi yıl öncesiyle bugün arasında farklılıklar var. Daha iyiler. Futbol artık hızlı bir şekilde oynanıyor. Takımlar ileriye gitmeyi amaçlıyor. 20 yıl önce ileriyi düşünen ve tempoyu yükseltmek isteyen 2-3 oyuncu vardı. Şimdilerde ise bu sayı çoğaldı. Buna da tamam diyorum.

Sizin çok beğendiğiniz bir oyuncu var; Servet Çetin. Siz beğeniyorsunuz ama eleştiri de alıyor.
- Servet'i insan olarak seviyorum. En yetenekli oyunculardan biri değil... Ama ne yapması gerektiğini, en önemlisi sınırlarını biliyor. Beklentilerime iyi yanıt veriyor, bu da hoşuma gidiyor. Bu da benim için yeterli referanslardır.

Azerbaycan maçına bugün çıkıyor olsanız, aynı takım mı olurdu? Yoksa değişimi daha mı erken yapardınız?
- Almanya maçını kaybedebilirsiniz. Bu konuda dürüst olmak gerekir. Çok çok şanslıysanız yenebilirsiniz. İyi direnç gösterirseniz, berabere de kalabilirsiniz. Ama o gün yenilmemize karşın yapmamız gereken bir şey vardı, maalesef onu yapamadık. Yeterli direnç gösteremedik.
Yenilenme zamanı diye bir şey var. Bir sprint attıktan sonra oyuncu normal nabıza ne kadar zamanda dönüyor? Bu Kore'de farklı, PSV'de farklı... 15 saniyede dönen ekiple de çalıştım, 45 saniyede dönenle de. Türkiye'de durum bunun da ötesinde. Bu durumu devre arası kampı seminerinde teknik adamlara aktardım. Bu konuda çalışmamız gerektiğini söyledim. Kaybetmemizin temel nedenlerinden biri de budur. Yenilenme süreci bizde çok uzun.

Aurelio sakatlandıktan sonra taktik hata yaptığınızı düşünüyor musunuz? Orta sahamız düştü, Tuncay'ı oyuna aldınız.
- Aurelio'nun sakatlanmasından sonra Nuri'yi o pozisyona çektik. Dortmund'da bunu yapıyordu, ama milli maçta bu rol ona ağır geldi. Tuncay'ı alarak en azından rakibin ataklarını kesecek ve baskı yapabilecektik. Ama o da işini iyi yapamadı. Ben takımıma analitik yaklaşımla yaklaşıyorum. Onun için soruya böyle yanıt verdim; mükemmel değiliz, bu yüzden düşünecek çok şey var. Kariyerim boyunca taktik tahtasında maçları kazandım(!) Ne var ki pratikte her şey farklı oluyor.

Tuncay'ı son kadroda göremedik?
- "Stock City'nin konumuna baktığımız zaman sürekli oynamadığını görüyoruz. Futbolda biliyorsunuz ki, yazılı olmayan bazı kurallar var. Kendi takımında oynamayan bir futbolcuyu kendi takımınıza almazsınız. Bu çerceveden bakıldığı zaman neden Tuncay'ın olmadığının yanıtı açık ve nettir.

Şimdi halimiz ne olacak? 2012'ye gitme şansımız var mı?
- Almanya'nın bu süreç içinde çok fazla takılacağını sanmıyorum. Normal koşullar altında çok fazla puan kaybetmeden grubu birinci bitirecektir. Özellikle martta oynanacak Avusturya karşılaşması ve bir sonraki Belçika maçı bizim için çok önemli... Almanya bu iki takımla da sahasında oynayacak. Ancak bu tür hesaplara girmemek gerekir. Kendi oyunumuza bakmamız lazım. 2012 arenasında olmamız çok önem taşıyor.

'Mazeretlere hayır'
Kaza, yetersizlik ne dersek diyelim; bu değişim sürecinde biz yol haritamızdan saptık. Kaybetme olasılığımız dürüst olmak gerekirse daha fazla.. 2014'e hazırlamak, asıl hedeflerimizi bu daha realist bir yaklaşım olmaz mı?
- 2012'ye gidememek konusunda konuşmak bile istemiyorum. 2014 Dünya Kupası hakkında konuşursak, o zaman bazı şeyler yanlış olabilir. Benim istediğim, genç oyuncularımızın Avrupa Şampiyonası’na gidebilme konusunda baskı yaşamalarıdır. Bu baskıyı öğrenmeleri lazım. Bunu içlerinden hissetmeliler. Şu andaki genç futbolcularımız 2012'ye gidebilecek miyiz dememeli, tam tersi gitmek için uğraş vermeliler. Oldu ki, bir kaza oldu, gidemedik, 2014 süreci hızlanacaktır elbette...

İkinci Almanya maçının karşısına kaç puan yazdınız?
- Aslında böyle hesaplara girmiyorum. Bizim doğrudan kabul edilen, rakiplerimizi yendiğimizde, o maça gelindiğinde artı olacak. Yani Almanya'yı ikinci maçta yenmemiz bonus olur.

Diyelim ki 2012'ye gidemedik. Hiddink 2+2 yıllık sürece tamamlayacak mı?
- Şanslı bir insan olarak birçok farklı ülkede çalıştım. Bu ülkelerde olduğum süreçte o ülkenin vatandaşı olmak hiç aklımdan geçmedi. Kimse saygısızlık olarak algılamasın, ama bunun başvurusunu ben yapmam. Ben sınırlar çerçevesinde düşünmüyorum, daha global bakıyorum. 2012'ye gidemezsek bizden olan beklentilere yanıt vermemiş oluruz. Yani başarısız oluruz. Kalma kararımı Federasyon verecek. Hiddink'le çalışmaya devam edecek mi, etmeyecek mi? Ben de kendi perspektiflerim içinde düşüneceğim ve ilerisi için umut var mı, diye kendime soracağım.

Necip, Ernst'in birinci ortağı olarak düşünülürken, maalesef şu anda hem yedeğe düştü, hem de dördüncü alternatif oldu.
- Tabii ki Necip'i takımda görmek istiyoruz. Ancak özellikle alınan yabancılar yerli oyuncular için büyük sıkıntı oluyor. Bu da işin gerçeği.Yabancı transfer, yerli futbolcuların kendilerini gösterme imkânlarını kısıtlıyor. Bu noktada biz onlara minimal düzeyde yani A2 takımında oynama şansı veriyoruz, vereceğiz. Bu oyuncular da kendilerini göstermek zorundalar, ortaya karakterlerini koyacaklar. Yani kulüp yönetimlerini bir anlamda kolay kolay yabancı oyuncu almalarına engel, yani zorluk çıkarmaları gerekir. İyi oldukları süreçte kulüpler niye yabancıya yönelsinler ki? Yani yabancı transferi yapılacak pozisyonlara getirmemeleleri gerekir. Tüm güçlerini ortaya koyup mücadele edecekler.

'Çok Necip var'
Oyuncunun kulüp tercihi de önemli.. Biz Mehmet Topal'ı Valenciya'ya sattık. Orada oynuyor, oynamıyor. Aynı takımdan Fernandes'i de biz aldık. Burada da Necip'i kesiyoruz. Necip, Beşiktaş'ta dördüncü tercih olacağına, 'Ben oynayacağım yere gidiyorum' deyip, Levante'ye gitse onun için daha iyi olmaz mı?
- Necip durumunda olan birçok oyuncu var. Bu futbolcular oturup iyi düşünmeli, geleceğine dönük hesaplar yapmalı, bir süre koymalı. 1, 1.5 yıl ilk on birde oynamak için mücadele edeceğim demeli. Bu süre zarfından eğer yerini alamamışsa, yani hedefine ulaşamamışsa o zaman başka bir kulübe gitmeyi düşünmesi çok mantıklı olur. Ya da o kulüp, o oyuncuyu düzenli oynatamayacağı kanatine varırsa, futbolcuyu başka kulübe verebilir, kiralayabilir. O oyuncu gidince arkadan gelen 18 ya da 19 yaşındaki oyuncu şans bulacak.

'Avrupa'da da yoklar'
Ligde genç oyunculara şans verdiği için teşekkür etmek istediğiniz teknik direktörler var mı?
- Birçok teknik adam var, ama isim vermem doğru olmaz. Ancak birçoğu, garanti ve başarılı olmak için takım seçiyor, kurmak istiyorlar. Kendi bünyelerine haklı olarak deneyimli oyuncular katmanın hesaplarını içindeler. Ama bir yandan da bakıyoruz ki, deneyimli oyunculardan kurulu takımların, yani büyük kulüplerimiz Avrupa'da yoklar. Bu kadar yatırım yapıyoruz, paralar harcıyoruz, ama Avrupa'ya baktığımızda sadece bir takımın olduğunu görüyoruz. Bir üst pozisyona çıkabilecek takımlarımız elenmiş durumdalar. O zaman genç oyunculara nasıl şans vereceğimiz konusunda bir strateji geliştireceğiz.

Kore'de ilk değiştirdiğiniz şey yemek masalarıymış. Daha önce yaş gruplarına göre oturuyorlarmış. Hiyerarşi varmış. İlk onu değiştirmişsiniz, doğru mu?
- Evet, doğru... Kore' de bir kültür var, hiyerarşi anlamında... Ama bu uygulama, futbolda verimliliği düşürüyor. Bir maçta oyuncular pas atacakları zaman daima büyük yaştakilere pas atıyor. Ya da gol pozisyonuna girdiklerinde, daha yaşlı bir oyuncu varsa topu ona veriyorlar. Kendisi de atabilir, ama atmıyor. Yaşlı oyuncuya veriyor, gol kaçıyor. Bunları gördükçe bayağı rahatsız oldum, değiştirmem gerektiğine inandım. Benden başarı isteniyorsa, bunu sağlamanın yolu da bir takım alışkınlıkları ortadan kaldırmaktır. Yemeklerde baktım, genç, orta yaşlı ve yaşlılar ayrı masalarda oturuyor. İki genci aldım, yaşlıların masasına oturttum. Ciddi manada tereddüt ettiler, şaşırdılar. Yaşlılar içeriye girdiklerinde yerlerinde gençlerin oturduklarını gördüler, reaksiyon verdiler, oturmak istemediler. Ama benim dediğim oldu.

Peki Türkiye'de nasıl?
- Buna benzer bir durum bizde de var. Mesela 20-21 yaşında olup, daha deneyimli oyuncularla bir arada oldukları zaman o sağlıklı rekabeti yaşamıyorlar sanki? Varlığı, onları utangaç olmaya itiyor gibi... Çok fazla saygılı davranıyorlar, ağabeylerine karşı... Onları fazla zorlamıyorlar. Tablo bu olunca ne oluyor? Yaşlı bir aslan bir yer bulunduğu zaman hiç rekabet görmezse, o zaman kendini son derece rahat hissediyor, (Yerim sağlam) der. (Ben aslanım) der. Sağdan soldan sıkıştırıldığı zaman, rekabet olduğu zaman, o da yerini koruma güdüsüyle hareket edecektir. Bu takımın performans artışını da birlikte getirecektir.

Artık Dünya Kupası bir futbolcunun oynamayı hayal ettiği en üst seviyedeki spor organizasyonu kimliğini sanki yitiriyor. Globalleşme ve
Şampiyonlar Ligi'nin rolü buna neden olmuş gözüküyor. Deniyor ki, ülke milli takımları yerine ülke karmaları mücadele etsin. Böyle bir düşünceye nasıl bakarsınız?

- Böyle bir öneriyi ilk kez duyuyorum. O zaman petrol ya da doğalgaz gibi önemli kaynaklara sahip zengin ülkeler, Messi gibi sporcuları kendi ülkelerinin takımlarına transfer eder ve onları ülke karmalarında oynatır. Bu da bana biraz haksızlık olur gibi geliyor. Tartışılabilecek bir konu. Mevcut durumda Messi, İspanya için, Alex de Türkiye karması için oynar. İlginç bir yaklaşım, ama dediğim gibi sakıncalar doğabilir. Yeni ve ilginç fikirleri her zaman severim. Katar, Dünya Kupası finallerini aldı ama tartışmalar da var. O yazın sıcağında orada
maçlar nasıl oynanır merak ediyorum doğrusu. Çok dikkatli olmak şart. Dünya Kupası'nın marka değerini düşürmemek lazım.

Bizim sormadığımız, topluma iletmek istediğiniz bir mesajınız var mı?
- Türkiye'de futbola duyulan tutku çok yüksek... Duygularla oynanıyor. Bazen öyle bir noktaya geliniyor ki, maalesef gerçekçi bakamıyoruz. Futbol seviyesi ile tutku aynı seviyede değil... Futbol seviyesi daha aşağı düşmüş durumda, beklentiler ise daha yüksek. Beklentiler nedeniyle standartların daha yükseltilmesi gerekiyor. Herkese görevler düşüyor.
Türk futbolu için neler söyleyebilirim. Prestij kaybetti demek istemem, ama bundan birkaç yıl öncesinde bulunduğu noktada da değil. Bu noktayı yeniden kazanmak gerekiyor. Rekabetçi bir kadro oluşturmaya çalışıyorum. Kulüplere de bu anlamda görevler düşüyor. Genç oyunculara oynama imkanı tanıma konusunda da kulüplerin sorumlulukları var.

Hiddink'i en çok kızdıran neler?
Futbol dışındaki Hiddink'i bize anlatabilir misiniz? Saçma sorular (!) dışında nelere kızar mesela?
- Aslında aptalca soruları severim. Böylece ben de aptalca cevaplar verebiliyorum. Futboldan örnek vereceğim, en çok beni ne kızdırır? Elindeki fırsatları iyi kullanamayan oyuncular. Optimum, maksimum seviyeye ulaşacakken, o performansı gösteremeyen oyuncular kızdırır. Ve bu tür oyunculara karşı da birinciye tamam, ama ikinci ve üçüncü şansı ona vermem, sizinle işim tamam derim. İkinci bir nokta da, profesyonel futboldan kazandıklarıyla, şöhretleriyle toplum içinde farklı yerdeler. Bunun farkında olmaları gerekir. Örnek; bir taraftarın yanına gelip resim çektirmesi, imza istemesi... Bu istekleri yerine getirmeyen oyuncular da var. Bu da beni çok kızdırıyor. Alçak gönüllü olmaları gerekir.

Bir söz söylerken yutkunmuyorum
Latinlerin bir sözü var, ışık doğudan yükselir. Kore, Avustralya ve Rusya'da bulundunuz. Bu ülkelerden hayat felsefenize neler kattınız? Türkiye'den neyi almayı düşünüyor?
- "Avustralya'daki insanlar açık sözlü... Sevdiğini de, sevmediğini de insanın yüzüne karşı söylüyorlar. Güney Kore insanları kalpten nezaket içinde olmaları, birbirlerine saygılı davranmaları... Doğaya da müthiş saygılılar. Kentte köyde, sokakta asla çöp göremezsiniz. Türkiye'de ne var? İnsanlar sıcak, konuksever, ayrıca kendilerine gülebilme cesaretine de sahipler. Kendileriyle rahatlıkla dalga geçebiliyorlar. Rusya'da konukseverlik var. Türkiye ile bu yönleri çok benziyor. Türkiye'de de bir şeyi söylerken çok yutkunmuyorum, düşüncelerimi açıklıkla dile getirebiliyorum.

‘Ekici büyük örnektir’
Biz de şöyle bir anlayış var. 'Kulüpte bekçi ol, yine de ayrılma' deniliyor.
- "Şimdi Mehmet Ekici, olayını örnek vermek istiyorum. Ekici, Bayern Münih'in oyuncusuydu. Öyle bir konumdaydı ki, maçın son on dakikasında bile oyuna sürüleceği garanti değildi, o pozisyonda. Ekici ne yaptı? Kiralık gitmek istediğini dile getirdi. Ve şu anda Nürnberg'de... Ve izlediğim kadarıyla her hafta oynuyor, deneyim kazanıyor. Ben de inanıyorum ki, Mehmet Ekici, önümüzdeki sezon Bayern'e döndüğünde ilk on bir oyuncusu olacaktır.

‘KAPIM HER ZAMAN AÇIK’
Sadece Necip için konuşmuyoruz...Necip'ten sürekli oynama şansı bulamadığına göre, acaba uygun yabancılara yeniden kapı açıp, yeni Aurelio'ları, bizim Mesut Özil'imizi bulabilir miyiz? Bu bir çare midir?
- Eğer bir oyuncu Türk vatandaşı olmak ve burada yaşamaktan mutluysa milli takımın içinde olmak isterse ve bu kalite onda varsa, ben ona kapılarımı açarım.

‘Tam bir felaket’
Almanya karşısında yeterli direnç gösterememekten yakınan A?Milli Takımı Teknik Direktörü Hiddink, Azerbaycan yenilgisini ise, "Tam bir rezalet" olarak nitelendirdi

Hiddink’in, halledilmesi gereken iç organizasyonumuzla ilgili düşüncesi ne?
- Biz çalışmalarımızı mayıs ayında başladık. Yani ABD turnesi bu çalışmaların başlangıcıdır. Orada sadece ABD karşısında olumsuz bir sonuç aldık. Takımımızı oluştururken, sadece sonuçlara bakarak gerçekleştirmedik. Ardından Almanya ve hemen arkasından Azerbaycan yenilgileri geldi. Almanya karşısında maalesef iyi bir direnç gösteremedik, hatta direncimiz sıfırdı. Azerbaycan karşılaşması ise kelimenin tam anlamıyla bir felaket idi. Bu skorlar ardı ardına gelince, tabii ki kafamızdaki değişim sürecini hemen devreye soktuk, düğmeye bastık. Daha doğrusu değişim olacaktı, ancak bu yenilgiler değişimi hızlandırdı.
22-23 yaşında oyuncular var, bunlar Ümit Milli Takım formasını giydikten sonra kendi takımlarında oynamıyorlar; neredeyse kayboluyorlar, ya da alt liglerde, ya da güçlü olmayan takımlarda oynuyorlar. Biz de A2 takımını hayata geçirmeye karar verdik, yeniden.
Onları ancak böylesi ortamda A Milli Takımı'na hazırlayabiliriz. Onlar için bir şans olur; tecrübe ve deneyim kazanırlar. U17 ve U19 takımlarını da ayrı düşünmüyorum. Tüm diğer takımları aynı hat üzerinde düşünüyorum. İyi kontakt kurmamız yazım. Bunu da yapıyoruz şu anda.

ÖZGENER’E TEŞEKKÜR
Hiddink söyleşisini gerçekleşterebilmek için uzun süre uğraştık... Neredeyse, iki ay, yani altmış gün! Sabırla, umutla bekledik. Oldu, olacak derken, tıkanma noktasına geldi, biz de son çare olarak Başkan Mahmut Özgener'e konuyu açtık, sitemlerimizi dile getirdik!
Konuşmadan bir gün sonra Oğuz Çetin hoca aradı, 'tamam' dedi. Her ne kadar Başkan, 'katkım yok' dese de, biz onun sayesinde hedefe ulaştığımızı da bilincindeyiz.
Hem başkana, hem de bu ortamın oluşmasında emeğe geçen Hiddink'in kurmaylarından Oğuz Çetin, Engin İpekoğlu, Okan Buruk, ve iletişim departmanından Yiğiter Uluğ'un yanısıra hocanın düşüncelerini bize aktarmaya çalışan Türker Tozan'a da teşekkür ediyoruz.

Sevinçten de ağlanır!

Bazen mutluluktan da insanlar ağlayabilir. Milli takımla finallere katılmak ve burada başarılar elde etmek de beni ağlatabilir, bilemiyorum. O anı yaşamak lazım. Negatif sonuçlara pek ağlamadım futbolda. En son annem, babam öldüğünde ağladım. Ama yaşlıydılar.

‘ÇOK MUTLUYUM’
Futbolla iç içe olanlarla burada bir araya gelmek gerçekten çok hoş... Burası benim ofisim, diğer odalarda yardımcılarım var. Neler konuşacağız, neler tartışacağız, bunların tamamı size bağlı...
Türkiye ile çok deneyimim var. 20 yıl önce burada bulundum. Her ülkede olduğu gibi, Türkiye'de de futbola ciddi yaklaşanları ayırt etmek gerekir. Yani, az yaklaşanla, çok yaklaşan kitleleri ayırt etmek gerekir. Buradaki toplantıyı, futbola ciddi bakışı olanlar ve önemseyenlerle yapacağımızdan dolayı çok mutluyum.

Homoseksüel hakem var
Futbol sanki erkekler ve kadınlarla bir arada oyuna dönüşecek gibi geliyor. Soyunma odaları ayrı olmak şartıyla! Uniseks...Homoseksüelliği kabul etmeyen bir çok ülke var. Bu konudaki düşünceleriniz ne?
- Bence ikisini de kabul etmek gerekir. Ancak ikisini de birbirinden ayırmak gerekir. Kendine göre tarzları var. Bayan futbolunun popüler olduğu ülkeler var. Homoseksüelliğe gelince, onlar da heteroseksüeller gibi aynı haklara sahipler, olmalılar. Mesela Hollanda'da homoseksüel olan hakemler var ve bu yönlerini açıkyüreklilikle ifade ediyorlar. Buna saygı duyuyorum. Türkiye'de böyle bir olay yaşandığını duydum. Federasyon, o hakemin cinsel kimliğine değil, performansına bakması gerekirdi.

Futbolcular saat hediye etti!Teknik olarak Türk futbolcular için okey diyorsunuz. O zaman oyuncularınıza bu konuda ne not verirsiniz?
- O zaman bireysele inmem gerekir. Mantalite çok önemli. ABD'ye gittiğimiz zaman antrenmanda bir hadise yaşadım, asla unutamam. Hayatım süresince saat takmam. Çalışmanın süresi bir hayli uzadı ve futbolcular, "süre doldu" şikayet etmeye başladılar. Bir sonraki çalışmada bana saat hediye ettiler. Bu oyuncuların çalışma isteği, kültürle de bağlantılı... Çalışırken kendimizden ödün vermeliyiz. Kültüre gelirsek, Avustralya'dan örnek vermek istiyorum. Bir antrenmanda iki futbolcunun tartışmasına tanıklık ettim ve bu tartışma giderek alevlendi. Tam araya girecektim, yardımcı beni tuttu, (Bırak onlar kendi aralarında sorunu çözerler) dedi. Bizde böyle bir şey olmuyor(!) Birbirimize çok iyi davranıyoruz, sert olmamız gerekiyor.

‘Türkler çok pahalı’
Kaliteli yabancıya "Evet" diyen ve kontenjandaki "artılar"a karşı çıkan Hiddink, yeni parlayan yerli oyuncular için de belirli bir ücret limitinin oluşturulabileceğini savundu

Yabancı kontenjanında federasyona önerileriniz olacak mı, yoksa bu gelişmelere hep uzaktan mı bakacaksınız?
- Bir statü çıkarken, ya da çıkarılırken federasyon, kulüplerle birlikte ortak kararlar alması gerekir. Kulüplerin de istekleri doğrultusunda çıkmış bazı kararlar var. Kesinlikle yabancıya karşı değilim. Ancak futbolumuza ekstra kalite getiriliyorsa tamam. Örnek Beşiktaş-Buca maçı. Alınan transferler Beşiktaş'a ekstra kalite getirdiler bana göre. Ama artılar... Sorun da burada yatıyor. Yani altı artı iki, artı iki... Bu artılar çok rahatlıkla Türk oyuncular tarafından doldurabilecek artılardır. Bu Türk futbolunda en önemli sıkıntıdır bence.
Bir de olaya kulüp penceresinden bakmamız da gerekir. Kulüplerin, yabancı oyuncuları daha ucuza aldıklarını gözlemliyoruz. Onlar haklı olarak bu transfer ücretini gündeme getiriyorlar. 'Genç ve yetenekli Türk oyuncular daha pahalı' şeklinde savunma yapıyorlar.
Altı yabancı hakkınız var. Kalite getirecek üç yabancıya daha yüksek ücret ödersiniz. Diğer üç oyuncuyu da orta seviyelerde ise bunları parasal yönden ayrı bir kategoriye koyarsınız. Artı iki, artı iki olayına ise ücret skalasını daha farklı çizersiniz.
Burada futbolcu menajerlerini de sorgulamamız gerekir... Genç oyuncular için neden bu kadar astronomik ücret istiyorsunuz diye sorulabilir. Mesela bazı sporlarda olduğu gibi tavan ücretler de belirlenebilir. Çok genç, amatörden yeni profesyonel olmuş oyuncular belli bir ücretin üzerine çıkmamaları gerekir.

Türk Milli Takımı'nın gençleri dikkat çekiyor!

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber