AZ Alkmaar'a elenerek UEFA Avrupa Ligi'ne çok erken veda eden Başakşehir'in, Süper Lig'in ilk 7 haftasını 9 puanla (3 galibiyet ve 4 yenilgi) kapatması herkes için sürpriz olmuştu. Abdullah Avcı'nın takımı ligin son 7 maçında ise bambaşka bir performans ortaya koydu. Bu kritik dönemeçte 5 galibiyet ve 2 beraberlikle 17 puan toplarken tam 14 gol attılar ve kalelerinde sadece 3 gol gördüler.

Fenerbahçe, Başakşehir'in yükselen formu nedeniyle, Beşiktaş-Galatasaray derbisi öncesi "yarım derbi" oynadı adeta. Celtic maçında sorumsuzca kırmızı kart gören Diego'ya bir kırmızı da Pereira çıkardı. Ozan'ın ilk 11'de oyuna başlaması forma adaleti anlamında Pereira'nın hanesine artı olarak yazıldı.

Fenerbahçe'nin ilk yarım saatte kontrolü tam olarak eline geçirememesinin sebebi; Başakşehir'in orta sahada yaptığı etkili pres ve özellikle Visca'yı ciddi bir tehdit olarak kullanmasıydı. Fenerbahçe 35-45 arasında baskıyı daha da fazla hissetti, savunmasından top çıkarmakta bile zaman zaman zorlandı. Oyunun gerildiği anlarda Badji'nin koluyla Caner'in kafasına indirdiği darbenin karşılığı sarı karttı ve çıktı. Bajdi'nin birkaç dakika sonra yine Caner'e bu kez baldırıyla yaptığı sert müdahalenin karşılığı da sarı olmalıydı ama Cüneyt Çakır kırmızıya gerek duymadı!

Başakşehir'in, Gökhan ve Caner'in koşu yollarını iyi kapatması Fenerbahçe'yi dakikalar ilerledikçe bir kısır döngünün içine sürükledi. Nani ve Markovic de kanatlarda boş kulvarlar bulamayınca ataklar hep merkeze yöneldi ve ciddi bir tehlike oluşmadı Başakşehir kalesinde.

Pereira bu sorunu çözmek için iyi bir zamanlamayla oyuna Diego ve Van Persie ile müdahale etti. Ancak oyunda değişen pek bir şey olmadı. Aksine Başakşehir Batdal'la gole çok yaklaştı. Başakşehir adına pres gücünün lideri Badji'ye çıkan gecikmeli kırmızı, Fenerbahçe'yi ateşleyen bir unsur oldu. Sarı-lacivertli takım orta sahayı daha hızlı geçmeye başladı, oyunun merkezi de Başakşehir ceza sahasının önüne kadar taşındı. Fakat basit top kayıpları yüzünden tempo bir türlü yükselmedi. Markovic dışında ceza sahasına giren de yoktu son 15'e kadar.

Tünelin ucundaki ışık hızla kaybolurken bir kahramanın sahneye çıkması gerekiyordu ve o kahraman yine Gökhan Gönül oldu. Topu kapmak için sol çizgiye kadar yaptığı çılgın koşu, ceza sahası içindeki çırpınışı hem takım arkadaşlarını hem de hızla gerilen tribünleri ayağa kaldırdı. Bu 'başkaldırı' olmasaydı maçın kazanılması bence imkansızdı... Fenerbahçeliler, Gökhan Gönül gibi gerçek bir kahramana sahip oldukları için çok ama çok şanslılar.