Amerikan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC), birkaç gün önce yaptığı açıklamada; aşılanan insanların, kapalı ortamda bile henüz aşılanmamış ama bağışıklık sistemi de tamamen baskılanmamış olan kişilerle güvenli bir şekilde maskesiz oturabileceğini ilan etti. Daha fazla insanın aşılanması ve bu önerileri toplumun geneline yaymak hepimizin beklentisi. Yeni kılavuza göre, ikinci doz aşının üzerinden en az 15 gün geçmiş olanlar şunları yapabilir:

- Tamamen aşılanmış diğer insanlarla birlikte, maske takmadan veya fiziksel mesafe olmadan kapalı alanda birlikte kalabilir.
- Kovid-19 testi pozitif ancak belirtisi olmayan kişilerle bir arada olduklarında, karantinada kalmak hatta test yaptırmak zorunda değiller.
- Aynı haneden Kovid-19 için düşük riskli ve aşılanmamış kişilerle kapalı mekanlarda maskesiz ve mesafesiz kalabilirler.

Ancak daha fazla veri toplanıncaya kadar bazı kısıtlamalar da halen gerekli:

- Farklı hanelerde aşılanmamış insanları ziyaret ederken, maske ve mesafeye dikkat etmek.
- Kamuya açık yerlerde, ciddi hastalık riski taşıyan kişilerin yanında maske ve fiziksel mesafe uygulamalarına uymak...
- Orta ve büyük ölçekli toplantılardan kaçınmak.
- Seyahat etmekten mümkün mertebe uzak durmak.

Peltzman etkisi

Chicago Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Sam Peltzman, yıllar önce artan güvenlik düzenlemelerinin otoyol kazaları ve ölümleri üzerinde hiçbir etkisi olmadığını tanımladı ve buna Peltzman etkisi adı verildi. Görünüşe göre insanlar, bir durumun veya tehdidin daha güvenli hale geldiğini algıladıkça, davranışlarını daha fazla risk alacak şekilde ayarladılar.
Uzmanlar giderek daha fazla aşının uygulanmasıyla insanlarda aynı etkinin gözlenebileceğini belirtiyor. İnsanlara riski azaltan bir şey sunduğunuzda, genellikle hayatlarının diğer alanlarında riski artırma eğiliminde oluyorlar. Aşı ile ilgili de aynı şeyi gözlemlemek mümkün. Riskli davranışlardaki muhtemel artışın bizi yüksek Kovid-19 oranlarına geri döndürmemesi için yeni halk sağlığı mesajlarının daha net olması gerekebilir.
Aşılanmış bile olsalar kamusal alanlarda kişiler kendilerini iyi takılmış maske ve hatta çift maskeyle korumalı, fiziksel mesafeye dikkat etmeli ve kalabalıktan, yetersiz havalandırılan alanlardan kaçınmalılar. Öksürüp hapşırdıklarında ağızlarını örtmeli, hijyen koşullarına dikkat etmeliler. Aşılanmış bile olsalar kişiler, pozitif biri ile temas ettiklerinde, bir müddet semptomlarını izlemeliler.

AŞILANDIK, BİTTİ Mİ

Virüs hayatımızın bir parçası

Nüfusun büyük kısmı aşılanıncaya kadar, fiziksel mesafe, maske ve hijyenden vazgeçmemiz mümkün görünmüyor. İlk veriler, aşılanan kişilerin virüsü yayma ihtimalinin daha az olduğu yönünde olsa da rahatlamak için bu konuda daha fazla veriye ihtiyacımız var.
Diğer taraftan kendimizde nasıl bir hastalık seyri yaşayacağımızı bilmediğimiz bir virüs var; kimimizde hastalık yapıp geçirirken, kimimizi öldürüyor. Ama bizim onkolojiden çok iyi bildiğimiz bir durum; latent kalıp yani henüz bir rahatsızlığa yol açmamış, gizli seyreden virüsler de yıllar sonra kanser dahil birçok hastalığa sebep olabiliyor.
Tüm virüsler gibi korona da artık bundan sonraki hayatımızın bir parçası; yokmuş gibi davranma şansımız muhtemelen bundan sonra olmayacak. Yeni hayatı buna göre adapte etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Sevdiklerimizi tamamen kaybetmemek için, onlara daha az dokunmak, daha az sokulmak, tanımadığımız insanlarla belli mesafelerde iletişim kurmak maalesef hayatımızın gerçeği.
Ama virüsün bize öğrettikleri ile hayatı farklı yorumlayarak, önceliklerimizi belirleyerek farklı bir dünyaya “Merhaba” diyebiliriz. Aynı ‘el yıkıyormuş gibi’ yapmanın ellerimizi temizlemediğini öğrendiğimiz gibi, hayatımızda onlarca detayı yeniden gözden geçirebiliriz. Onları da yapıyormuş gibi yapmayalım!

Sağlıklı, bilgili ve maskeli kalın...