Bir süre önce WhatsApp gruplarında dönen bir ileti vardı; dünyadaki üniversitelerin ve bilim kurullarının, bilimsel üretimlerinin değerlendirmesi ve sıralaması yer alıyordu. ‘En İyi Üniversite’ değil, en iyi ‘bilim yapan’ üniversitelerini sıralıyor ve bu yılın birincisi de hemen her yıl olduğu gibi Harvard. Bu sıralama, üniversitelerin öğretim üyelerinin, uluslararası dergilerde yaptığı yayınların sayısına göre belirleniyor. Harvard’da bu rakam 925.15. İlk 10’da üç Amerikan Üniversitesi var ve maalesef ilk 500 üniversite sıralamasında, Türkiye yok. Türkiye sıralamasında ise birinci sırada Bilkent Üniversitesi var yani bir vakıf üniversitesi. Onun skoru ise Harvard’ın 952.15 olan derecesinin yanında sadece 13.59.

Türkiye’de 73’ü vakıf üniversitesi olmak üzere 200 civarında üniversite ve toplam 8 milyona yaklaşan öğrenci bulunuyor. Bu 200 Türk üniversitesinden hiçbiri ilk 500’ün içinde değil. Bugünlerde de niye çok fazla bilimsel yayın çıkartamadığımız tartışılıyor. Ülke olarak şapkamızı önümüze koyup, ‘pandemik’ sebeplerden de olsa, önemini bir kez daha anladığımız bilimi düşünmenin vakti geldi. Bendeniz kendi adıma bunu yaptım; hem devlet hem de vakıf üniversitelerinde öğretim üyeliği tecrübemin yanı sıra halihazırda da bir vakıf üniversitesinin tıp fakültesinde öğretim üyesiyim ve sistemsel sorunlara da haliyle hakimim. Eğer ilgilenirseniz, ‘Biz neden bilimsel yayın yapamıyoruz?’ sorusunun yanıtlarını aşağıda sıralamaya çalıştım. Buna ek maddeniz varsa seve seve dinlerim...

Sistem bireysel aksaklıkları, bireysel hatalar 8 milyon öğrenciyi son derece zorluyor. En üzücüsü ise heyecanımız, umudumuz azalıyor. Bilimin ülkelerin güç ve rekabet unsuru olarak bu kadar keskin hatlarla öne çıktığı bir dönemde artık bir şeyler yapılması gerekiyor. Buradan her yazıyı “Sağlıkla kalın” diye bitirsem de, sizin sağlıkla kalmanız için ülkenin bilimle kalması gerekiyor.

Bireysel hatalarımız

1 Yabancı dile hakim olmamak, dolayısıyla uluslararası yayınlara da hakim olamamak bizi kısıtlıyor. Sonuçta bilimin iletişimi onun global anlamda kabul edilen dilinde yapılabiliyor.

2 Belki de göçebe kültürümüzün bir sonucu, hızlı sonuç alma tutkumuz, bilimin doğasına uymuyor. Uzun vadeli projelere girişmeyi sevmiyoruz ve uzun, meşakkatli, çaba gerektiren (bilimsel) süreçlerde performansımız düşüyor.

3 Bilimden ve bilimsel olmaktan para kazanılamayacağını düşünüyoruz. Bu refleksle bilimsel olan ve aynı zamanda işimize gelmeyen her şeyi bir kalemde silip geçiyoruz.

4 Akademik unvanın ardından daha fazla yayın yapma ihtiyacı duymuyor, oturduğumuz kürsüyü bir anlamda işgal ediyor ve erken emeklilik sürecine geçiyoruz.

5 Negatif sonuçları sevmiyoruz; çalışmamızda yeni bir yöntem denedik, sonuç gidişatı değiştirmiyorsa onu yayınlamayı istemiyoruz, üstelik dergiler bile kabul etmeme eğilimindeler.

6 Araştırmalarımızı gönderdiğimiz yayınları doğru seçemiyoruz ve değer bulacağı yere ulaşmayan yayın reddediliyor. Yayınlanmıyor.

Sistemsel sorunlar

1 - Türkiye’de prospektif çalışma yapma iznimiz yok. Yani bir durumu, tedaviyi geleceğe yönelik biçimde inceleyemiyoruz. Bu durum özellikle ilaç çalışmalarında kötüye kullanımı engellemek amacıyla koyulan bir engel. Bizler de çoğu zaman baştan ileriye dönük kurguladığımız çalışmaları, retrospektif yani geçmişe dönük olarak analiz edip, yayınlıyoruz. Bu durum yaptığımız bilimsel yayının değerini düşürüyor. Etik mücadelenin farklı şekilde yapılması ve çalışma yapmaya çalışanların bir şekilde önünün açılması gerekiyor.

2 - Bir projeniz varsa, özellikle de bu iyi bir proje ise yeterli maddi desteği bulmanız çok da zor değil. Ancak başvurulan kurum ve kuruluşlarda işlemler aylarca sürüyor ve hedef, konu güncelliğini yitiriyor. Geciken adalet gibi bilim de işe yaramıyor.

3 - İş yükü sebebiyle akademik faaliyetlere zaman ayrılamıyor. Klinikte çalışan doktorlar hasta bakmaktan, öğretim üyeleri ise derslerden ve birçok angarya işten dolayı bir rutinin içinde boğuluyor. Akademik gün kavramı üniversitelerin çoğunda ortadan kalktı.

4 - Sistem, araştırma yapmayı daha çok motive edebilir. Belki Akademik unvanlara mülk muamelesi yapılması engellenebilir, devamlılığı için belli sayıda yayın yapma zorunluluğu getirilerek her akademisyene makul bir bütçe verilebilir.